29/01/2026 | Yazar: Sude Tansı

1990’da New York’taki Onur Yürüyüşü sırasında anonim olarak dağıtılan “Queers Read This!” manifestosunu Sude Tansı çevirdi: “Queer olmak sadece özel yaşam hakkıyla ilgili değildir; toplumda var olma hakkımızla, kimsek o olmamızla alakalıdır”

Queer*ler bunu okuyun! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Queers Read This! (Queer’ler bunu okuyun!)  1990’da New York’taki Onur Yürüyüşü sırasında anonim olarak dağıtılmış radikal bir queer manifestodur. Öfkesini dönemin AIDS krizi, devletin ve ana akım LGBTİ+ örgütlerinin tepkisizliği, “makul” queer olma anlatısı, önlenemeyen polis şiddeti gibi başlıklar altında temellendirir. Metin “queerness”’ı (lubunyalığı) makul homoseksüel olmak adına törpülemeyi reddeder. Queerleri ses çıkartmaya, sokakları doldurmaya ve karşılık vermeye cesaretlendirir. Queer olmayı durağan bir kimlik olmaktan çıkartır, düzeni rahatsız eden bir süreklilik olarak yeniden tanımlar. “Ben” değil “biz” olmayı sokak siyasetine sahip çıkan bir noktadan sahiplenir. Queers Read This bir azarlama değil, dışavurumdur. Yaşanılanların sansürsüz ve yüksek perdeden anlatılışı, tam da bu düzende refah içinde yaşayanları rahatsız etmek içindir.  “Normal”i yıkar ve kendi doğrularını inşaa eder. Bugün hâlâ queer direnişin kolektif temellerinden olarak okunan bir manifestodur. 

Queer*ler bunu okuyun!

Queerler tarafından anonim bir şekilde yayınlanmıştır.

Sana nasıl anlatabilirim ki? Kız kardeşim, erkek kardeşim seni hayatının tehlikede olduğuna; sağ salim, nispeten mutlu ve işe yarar bir insan olarak uyandığın her gün devrimci bir eylemde bulunduğuna nasıl ikna edebilirim? Yaşayan ve çalışan bir queer* [1]olman devrimcidir. Bu dünyada senin varoluşunu önemseyen, koruyan veya teşvik eden hiçbir şey yok. Burada durup bu satırları okuyor olman bile mucize. Zira (onlara göre) senin her halükarda ölmüş olman lazımdı.

Sakın kanma; heteroseksüel insanlar dünyaya sahipler ve senin ayrı tutulmanın tek nedeni zeki, şanslı veya bir savaşçı olman. Heteroseksüel insanların istedikleri her şeyi yapmalarını ve korkusuzca sevişmelerini sağlayan ayrıcalıkları var. Ama sadece korkudan azade yaşamıyorlar; aynı zamanda özgürlüklerini yüzüme vuruyorlar. Resimleri televizyonumda, aldığım dergide, yemek yemek istediğim restorantta ve yaşadığım sokaklardadır.  Heteroseksüel evlilikte, bebeklerde, karşı cinsiyetler arası yakınlığın gösterişinde ve medyadaki heteroseksüel ilişkiyi özendiren görsellerde morotoryum* [2]olmasını talep ediyorum. Ben de yaşamdan ve cinsellikten heteroseksüellerle aynı özgürlükte keyif alana kadar (onların) ayrıcalıkları fesh edilmeli ve bana ve queer kız ile erkek kardeşlerime verilmelidir.

Heteroseksüel insanlar bunu gönüllülükle yapmayacaklar, dolayısıyla buna zorlanmalıdırlar. Heteroseksüeller bunun için korkutulmalılar. Sindirilmeliler.  Korku en güçlü motivasyondur: Bize kimse hak ettiğimizi vermeyecek. Haklar verilmez, alınırlar; gerekirse zorla.

Düşmanının kim olduğunu bildiğinde savaşmak daha kolaydır. Heteroseksüeller senin düşmanın. Onlar senin düşmanın ancak senin görünmezliğinin farkına varmazlar ve seni öldüren kültürün içerisinde yaşamaya ve ona katkı sağlamaya devam ederler.

Her gün başka birimiz düşman tarafından ele geçiriliyoruz. Bu, homofobik devlet tepkisizliğinden doğan bir AIDS ölümü veya -güya lezbiyenlerin çoğunlukta olduğu bir mahallenin- tüm gece açık restoranında lezbiyenlere karşı bir saldırı olabilir; sistematik olarak olarak toplatılıyoruz ve eğer birimizi alırlarsa hepimizi almaları gerektiğini fark etmezsek, yok edilmeye devam edeceğiz.

Sevgililerden oluşan bir ordu kaybedemez

Queer olmak sadece özel yaşam hakkıyla ilgili değildir; toplumda var olma hakkımızla, kimsek o olmamızla alakalıdır. Her gün baskıyla; homofobiyle,ırkçılıkla, cinsiyetçilikle, dini ikiyüzlülüğün bağnazlıklarıyla ve kendi öz-nefretimizle savaşmaktır (Dikkatlice kendimizden nefret etmeyi öğretilmişmişizdir) . Ve tabi aynı zamanda bir de şimdi bir virüsle, ve AIDS’i bizi yer yüzünden silmek için kullanan homoseksüel düşmanlarıyla savaşmak demektir.

Queer olmak farklı tarzda bir hayat sürdürmektir. Bu ana-akım, kar marjları, vatanseverlik, patriyarka veya asimile edilmekle alakalı değildir.  Bu icra direktörleri, ayrıcalık ve elitizimle alakalı değildir. Bu satırlarda olmakla, kendimizi tanımlamakla ilgilidir: Cinsiyeti yıkmakla, sırlarla ve bel altında kalbin en içinde olan geceyle ilgilidir.

Queer olmak standart bir vatandaş olmaktır. Çünkü biliriz ki içimizden her biri, herkes, her putka*,[3] her kalp, her kıç ve similya*[4] keşfedilmeyi bekleyen bir zevk dünyasıdır. Her birimiz sonsuz olasılığın dünyalarıyızdır.

Bir orduyuz, çünkü böyle olmak zorundayız. Bir orduyuz çünkü çok güçlüyüz. (Savaşacak çok şeyimiz var; nesli tükenmek üzere olan canlıların en değerlileriyiz.) Ve biz sevgililerden oluşan bir orduyuz çünkü aşkın ne olduğunu bilen biziz. Hazzın ve şehvetin de. Onları biz icat ettik. Dolaplardan çıktık[5]*, toplumun reddiyle yüzleştik, infaz mangasıyla karşı karşıya kaldık; sadece birbirimizi sevmek için. Ne zaman sevişsek, kazanıyoruz.

Güçlü kız kardeşler erkek kardeşlere gelecek olan devrimlerle ilgili hatırlanması gereken iki önemli şey olduğunu söylediler:

Birincisi, mahvolacağız. İkincisi, kazanacağız.

Öfkeliyim. “Ölmeyi hak ediyorsun” ve “AIDS çözüm olacak.” diyen yabancılar tarafından ölüme mahkûm edildiğim için öfkeliyim. Binlerce dolarlık kıyafetlerini ve mücevherlerini takıp takıştırmış sağcı bir kadın polis kordonundan başını sallayarak geçerken, kıkırdarken ve parmağını sanki saçma talepleri olan ve talepleri karşılanmadığında öfke nöbetleri geçiren asi çocuklarmışız gibi bize sallarken öfkem artıyor.  Joseph kendisini belki birazcık daha fazla hayatta tutacak olan, onu teşhis edildiği enfeksiyondan daha çok hasta eden, yılda 8000 doların üzerindeki AZT için acı çekerken öfkeliyim. Mirasını beş kere değiştirdikten sonra eşyalarını bırakacak kimsesi kalmadığını anlatan adamı dinlerken öfkeliyim. Çünkü tüm en yakın arkadaşları öldü. Öfkeliyim; yorgan panellerinden oluşan bir denizde durduğumda, ya da mum ışığı yürüyüşüne gittiğimde ya da bir başka anma törenine katıldığımda. O kahrolası mumla sessizce yürümeyeceğim ve o lanet olası yorganı alıp kendimi içine sarmak ve öfkeyle onu saçlarımı yırtmak ve yaratılmış tüm ilahi dinlere küfretmek istiyorum.  İnsanları hayatlarının üçüncü on yılında hayattan kopartan bir yaratılışı kabul etmeyi reddediyorum. Bu acımasız, alçakça ve anlamsız ve içimdeki her şey bu saçmalığa karşı çıkıyor ve yüzümü bulutlara doğru kaldırıyorum ve neşeli olmaktan çok şeytani bir ses çıkaran boğuk bir kahkaha boğazımdan çıkıyor ve gözyaşları yüzümden akıyor ve bu hastalık beni öldürmezse, hayal kırıklığından öleceğim. Sokaklarda dolaşıyorum ve Peter’in elleri bir ilaç şirketinin resepsiyon masasına zincirlenmiş durumda, resepsiyonist dehşetle izliyor ve Eric'in cesedi Brooklyn mezarlığında çürüyor ve bir daha asla onun flütünün toplantı salonunun duvarlarından yankılanmasını duyamayacağım.  Ve haziranda hissettikleri soğuğu uzakta tutsun ve hayatın onlara sunabileceği azıcık umuda tutunabilsinler diye uzun yün paltolarına sarılmış şekilde Tompkins Meydanı Parkı’ndan yürüyen yaşlıları görüyorum. Ve düşünüyorum ki, ah, onlar anlıyorlar işte. Ve her gece aynanın karşısında çırılçıplak soyunup bir önceki gün orada olmayan bir yara izi olup olmadığını araştıran insanları hatırlıyorum. Bu lanetin onları ziyaret edip etmediğini gösteren bir yara. Ve gazetelerin bizlere “mağdurlar” deyip “bunun” yakın zamanda “genel popülasyona” da yayılabileceği konusunda uyarmalarına öfkeliyim. Ve bağırmak istiyorum “BEN KİMİM?” Ve New York Hastanesi'nde “izolasyon çarşafları” "ropa infecciosa"* [6]yazılı sarı plastik torbalara ve lateks eldivenler ve cerrahi maskeler giymiş hademelerin, yataktan birdenbire atlayıp onlara kan ve meni fışkırtarak onlara da veba bulaştıracakmış gibi yatakların etrafında dolaşmalarına bağırmak istiyorum. Ve heteroseksüel insanların tek eşlilik ve heteroseksüeliteden yapılmış koruyucu kabanlarına sarılıp oturmalarına öfkeliyim. Güvendeler çünkü bu enfeksiyonun onlarla hiçbir alakası yok zira “bu” sadece “onların” başına gelir. Ve sessizlik=ölüm rozetimi görüp “ibneler ölecekler!” diye bağırmaya başlayan genç ergen çocuklarını görüp düşünüyorum, onlara bunu kim öğretti? Ve rozetim attığım her adımda benimle dalga geçerken öfke ve korku içerisine sarılmış bir şekilde sessiz kalıyorum. Ve televizyonda yayınlanan bir programda ölülerin profilleri gösterildiğinde hissettiğim öfke; liste bir bebekle başlıyor, kan nakli yapılan bir genç kız, yaşlı bir baptist rahip ve eşi ve sonunda eşcinsel bir adam gösterildiğinde, o, genç erkek fahişelere bilerek virüs bulaştıran biri olarak tanımlanıyor. Bir “ibneden” başka ne bekleyebilirsiniz ki? Öfkeliyim.

2

Zamanın başından beri dünya queer sanatçıların eserlerinden ilham aldı. Bunun karşılığında ise ıstırap vardı, acı vardı, şiddet vardı. Tarih boyunca toplum queer vatandaşlarını bir pazarlığa tabii tuttu: gizlice yaparlarsa, yaratıcı kariyerlerine devam edebilirler. Sanatın merceği altında queerler üretken, kazançlı, eğlenceli ve hatta canlandırıcılar. Bunlar oldukça açık ve başka türlü anti-sosyal davranış olarak görülecek olan kullanışlı yan-ürünler. Kültürlü topluluklarda queerler sessizce başka bir ortamda olsa onları onaylamayacak olan güçlü elitlerle birlikte var olabilirler.

Queer sanatçıları hedef alan en son kampanyanın ön saflarında yer alan kişi, ahlak, din ve Amerikan değerlerinin hakemi Jesse Helms'tir. Helms’e göre queer sanat basitçe dünyaya karşı bir tehdittir. Onun hayallerinde heteroseksüel kültür insan ve cinsel farklılığı kabul edebilmek için oldukça kırılgandır. Oldukça basitçe, Judeo-Hristiyan güç yapılanması üremeyi temel taşı olarak görür. Çocuklu aileler tüketicileri devletin ürünlerini ve iş gücünü üretmeleri için ve yerleşmiş bir aile sisteminin bunun sıkıntılarıyla ilgilenebilmesi için kamusal sağlık sistemindeki masrafları azaltarak teşvik eder. Homoseksüeliteden, doğum kontrole ve kürtajı bir seçenek olarak görmeye kadar ÜREME DIŞI TÜM DAVRANIŞLAR TEHDİT OLARAK KABUL EDİLİR. Dini doğrulara göre sürekli heteroseksüeliteyi ve üremeyi pazarlamak yeterli değildir. Ayrıca diğer tüm alternatiflerin yok edilmesi de gereklidir. Helms ’in peşinde olduğu şey sanat değildir. BİZİM HAYATLARIMIZDIR! Sanat lezbiyenlerin ve gey erkeklerin var olması için güvenli olan son alandır. Helms bunu biliyor ve queerleri ortak kültürümüze katkı sağlamaya izinli oldukları tek alandan püskürtmek için bir program geliştirdi.

Helms farklılıktan ve muhalefetten arınmış bir dünyayı pazarlıyor. Böyle bir dünyanın sorumluluğunu üstlenenler için bunun neden daha konforlu hissettirdiğini hayal etmek kolay. Ayrıca Amerikan manzarasının böyle bir güçle düzleştirileceğini hayal etmek de kolay. Helms işaret ettiği şeyi direkt istemelidir: Devlet sponsorluğundaki sanat, sadece Hristiyan terimleriyle konuşan sanat, güç sahiplerinin hedeflerini destekleyen sanat, Oval ofislerdeki oturma takımlarına uyum sağlayan sanat. Ne istediğini söyle, Jesse, böylece o vicdanlı erkekler ve kadınlar, diğer ülkelerdeki insan hakları ihlallerine karşı yaptığımız gibi, buna karşı harekete geçebilsinler ve kendi ülkemizin muhaliflerini özgürleştirmek için savaşabilsinler.

3

Queerler kuşatma altındalar.

Queerler tüm cephelerde saldırı altındalar ve korkarım ki bu bizim için normal.

1969’da Queerler saldırı altındaydı. Bu, normal değildi. Queerler karşılık verdiler, sokakları ele geçirdiler, SES ÇIKARDILAR.

1990’da sadece mayıs ayında 50 tane “Queer Saldırısı” yaşandı. Şiddetli saldırılar. Aynı ay, daha şiddetli bir atağın- toplumun büyüyen homofobisinden kaynaklanan devlet eylemsizliğinin- sebep olduğu için AIDS yüzünden 3720 kadın, erkek ve çocuk öldü.  Bu kurumsallaşmış bir şiddet, belki de queerlerin varoluşu için daha bile tehlikeli çünkü saldırganlar yüzsüzler. Bu saldırılara, onlara karşı devam eden eylemsizliğimizle izin veriyoruz. AIDS heteroseksüel dünyayı etkiledi ve şimdi bizi AIDS’le suçluyorlar ve bunu bize karşı uyguladıkları şiddeti normalleştirmek için kullanıyorlar. Artık bizi istemiyorlar. Bizi dövecekler, tecavüz edecekler ve bizimle yaşamaya devam etmeden önce bizi öldürecekler. Bunun normal olmaması için daha ne gerekiyor? Biraz öfkelenin. Eğer öfke sizi güçlendirmiyorsa korkuyu deneyin. Eğer bu da işe yaramıyorsa paniği deneyin.

Ses çıkarın!

Gururlan. Kendini kabulün makulleşmiş noktasından sıyırmak için ne yapman gerekiyorsa onu yap. Özgür ol. Bağır.

1969’da queerler karşılık verdiler. 1990’da queerler tamam diyorlar.

Önümüzdeki yıl, burada olacak mıyız?

4

Jesse Helms ‘den nefret ediyorum. Jesse Helms ’den o kadar nefret ediyorum ki ölmüş olsaydı, sevinirdim. Eğer birisini onu öldürseydi bunu kendi hatası sayardım.

Ronald Reagan’dan da nefret ediyorum çünkü o sekiz yıl boyunca benim insanlarımı kitlesel olarak katletti. Ama dürüst olmak gerekirse, ondan ilk önce suçunu kabul etmeden, Ryan’ın ve çoğu queer olan binlerce PWA[7]*’nın ölümü için af dilemeden Ryan White’ı yücelttiği için nefret ediyorum. Ondan, bizim yasımızla dalga geçtiği için nefret ediyorum.

Kahrolası Papa’dan nefret ediyorum. John lanet olası Cardinal O’Connor’dan nefret ediyorum. Tüm kahrolası Katolik kilisesinden nefret ediyorum. Aynısı ordu, özellikle de Amerika’nın Kolluk Kuvvetleri, sokak translarına, hayat kadınlarına ve queer mahkumlara zalimce davranan devlet eliyle beslenen sadistler olan polisler, için geçerli. Ayrıca medikal ve ruh sağlığı kuruluşlarından nefret ediyorum. Özellikle de biz (yani, o) beni queer değil de biseksüel yapana kadar üç yıl boyunca erkeklerle sevişmememe ikna eden psikiyatristten nefret ediyorum. Ayrıca eğitim mesleğinden nefret ediyorum, her yıl binlerce queer genci intihara sürüklemede payı olduğu için. “Saygıdeğer” sanat dünyasından nefret ediyorum ve eğlence endüstrisinden ve ana akım medyadan: Özellikle de New York Times’dan. Hatta, bu ülkedeki tüm heteroseksüel sektörlerden nefret ediyorum- en kötüsü aktif olarak tüm queerlerin ölmesini isterken en iyisi bizi hayatta tutabilmek için başlarını camdan bile çıkartmıyor.

“Açılma*[8]” üzerine söyleyecekleri akıllıca bir şey olduğunu düşünen heteroseksüellerden nefret ediyorum. Kendileri hakkındaki hikayelerin “küresel” olduğunu ama bizim hakkımızdaki hikayelerin sadece homoseksüellikle ilgili olduğunu düşünen heteroseksüellerden nefret ediyorum. Queer insanlardan çıkar elde eden, sonra bize saldıran, biz sinirlendiğimizde incinmiş gibi davranan ve özür dilemek yerine bize haksızlık ettiğini inkâr eden heteroseksüel sanatçılardan nefret ediyorum. “Neden bu rozetleri ve t-shirtleri giyerek sokağa çıktığınızı anlamıyorum. Ben tüm dünyaya heteroseksüel olduğumu söyleyerek dışarıda dolanmıyorum” diyen heteroseksüellerden nefret ediyorum.

12 yıllık zorunlu eğitim hayatım boyunca bana queer insanlar hakkında hiçbir şey öğretilmemesinden nefret ediyorum. Büyürken dünyadaki tek queer insanın ben olduğumu düşünmüş olmaktan nefret ediyorum, şu an hala çoğu queer çocuğun aynı şekilde büyüyor olmasından daha da çok nefret ediyorum. Diğer çocuklar tarafından “ibne” olduğum için eziyet görmüş olmamdan nefret ediyorum, ama daha çok, onların zulmünün hedefi olduğum için utanmam gerektiğini, bunun benim hatam olduğunu öğretilmiş olmamdan nefret ediyorum. Bu ülkenin yüce mahkemesinin beni âşık olduğum biçim yüzünden kriminalize etmenin normal olduğunu söylemesinden nefret ediyorum. Bu kadar heteroseksüel insanın benim seks hayatım hakkında bu kadar endişeli olmasından nefret ediyorum. Ben baba olmaya “izin almak” için bile kendimi yırtarken bu kadar çok sapık heteroseksüel insanın ebeveyn olmasından nefret ediyorum. Heteroseksüellerden nefret ediyorum.

5

Kız kardeşleriniz nerede? Görünmüyor oluşumuz bizim sorumluluğumuz

Pembe üçgenimi*[9] her yerde takıyorum. Dışarıda lezbiyen aşk veya seks hakkında konuşurken sesimi alçaltmıyorum. Sürekli insanlara lezbiyen olduğumu söylüyorum. Bana “erkek arkadaşım” hakkında soru sorulmasını beklemiyorum. Bunun “onları ilgilendirmediğini” söylemiyorum.

Bunu heteroseksüel insanlar için yapmıyorum. Çoğu pembe üçgenin ne olduğunu bilmiyor bile. Çoğu biz kız arkadaşımla birbirimize aşık mıyız, sokağın ortasında kavga mı ediyoruz umursamıyor bile. Çoğu biz ne yaparsak yapalım bizi fark etmiyor bile. Ne yapıyorsam diğer lezbiyenlere ulaşmak için yapıyorum. Yaptıklarımı lezbiyenlerin beni heteroseksüel bir kız sanmalarını istemediğim için yapıyorum. Ben sürekli, her yerde “açığım”. Çünkü SANA ULAŞMAK İSTİYORUM. Belki beni fark edeceksin, belki konuşmaya başlayacağız, belki numaralaşacağız, belki arkadaş olacağız. Belki tek kelime bile etmeyeceğiz ama bakışlarımız buluşacak ve seni çırılçıplak, terlemiş, ağzın açık ve sırtın kavislenmiş, vücutlarımız birbirimize dolaşmış hayal edeceğim. Ve dünya tek olmadığımızı bilmekten mutluluk duyacağız. Hiçbir şey söylemeden, belki bir anlığına, birbirimizi bulduğumuz için mutlu olacağız.

Ama hayır.

O keten yakanın üzerine pembe üçgen takmıyorsun. Sokakta seninle flörtleşirken benimle göz göze gelmiyorsun. Ben “çok” açık olduğum için işteyken benden kaçınıyorsun. Beni barlarda “çok politik” olduğum için cezalandırıyorsun. “Kendi” lezbiyenliğimin üzerine “çok fazla” ilgi çektiğim için sokakta beni görmezden geliyorsun. Ama sonra sevgilin olmamı istiyorsun, arkadaşın olmamı istiyorsun, seni sevmemi, desteklememi, “bizim” haklarımız için savaşmamı istiyorsun.

Neredesin?

Görünmezlik hakkında konuşup duruyorsun, sonra evine çekilip sevgililerinle yuva kuruyorsun ya da arkadaşlarınla barda içki içip taksiyle eve sendeleyerek dönüyorsunuz ya da sessizce ve kibarca oturuyorsun; bu arada ailen, patronun, komşuların, kamu görevlilerin, bizi çarpıtıyor, şeklimizi bozuyor, alay ediyor ve cezalandırıyor. Sonra yine evdesin ve çığlık atacak gibi hissediyorsun. Sonra öfkeni bir ilişkiyle veya bir kariyerle veya senin gibi olan diğer lezbiyenlerle dolu bir partiyle bastırıyorsun ve hâlâ merak neden birbirimizi bulamadığımızı, neden yalnız, kızgın ve ayrıştırılmış hissettiğini merak ediyorsun.

Uyanın artık kız kardeşlerim!

Hayatın senin ellerinde.

Açılarak her şeyi riske attığımda, bunu ikimiz için de yapıyorum. Her şeyi riske attığımda ve bu işe yaradığında (ki genelde yarar, eğer denersen) bundan ben de sen de kazançlı çıkıyoruz. Ama işe yaramadığında ben eziyet çekiyorum ve sen çekmiyorsun. Ama kızım, diğer lezbiyenlerin dünyayı senin için güvenli hale getirmesini bekleyemezsin. Artık daha iyi ve daha lezbiyen bir dünyayı beklemeyi BIRAK! Başlatmış olsaydık devrim şu an burada olabilirdi.

Neredesiniz kız kardeşlerim?

Sizi bulmaya çalışıyorum, sizi bulmaya çalışıyorum.

Nasıl oluyor da sizi sadece Onur Yürüyüşü’nde görebiliyorum?

Biz DIŞARIDAYIZ. Siz neredesiniz?

6

When anyone assaults you for being queer, It ıs queer bashing. Right?

Kapanmaya yakınken 50 kişilik bir kalabalık bir gey bardan çıktılar. Sokağın karşısında, bazı heteroseksüel oğlanlar “ibneler” diye bağırarak onlardan sayıca 10’a 1üstün olan  kalabalığa bira şişesi atmaya başladılar. Üç queer, diğerlerinden hiç yardım alamayarak cevap vermek için hamle yaptılar. Bu kalabalıktaki bir grup neden kendilerinin oturan ördekler olmalarına izin verdiler?

Tompkins Meydanı Parkı, İşçi Bayramı. Yıllık konser/ drag gösterisinde bir gurup gey erkek sopa taşıyan gençler tarafından saldırıya uğradı. Binlerce gey erkek ve lezbiyenin ortasında bu heteroseksüel oğlanlar iki gey erkeği yerlere yatırarak dövdüler ve sonra zaferle ayağa kalkıp aralarında gülüştüler. Sunucu uyarıldı ve sahneden kalabalığı uyardı: “Siz kızlar dikkatli olun. Böyle giyindiğinizde oğlanları delirtiyorsunuz.” Sanki bu oradaki herkese adanmış bir saldırı değil de mağdurların giydiklerinden kaynaklanan basit bir şakaymış gibi.

O kalabalığın saldırganlara karşılık vermesi için ne gerekiyordu?

Açık bir gey erkek olan James Zappalorti bu kış Staten Island’da soğukkanlılıkla öldürüldükten sonra protestoda tek bir gösteri düzenlendi. Sadece yüz insan geldi. Yuseuf Hawkins, bir siyah genç, Bensonhurst'ta “beyazların bölgesinde” bulunduğu için vurularak öldürüldüğünde, Afrikalı Amerikalılar o mahallede defalarca büyük gruplar halinde yürüyüş yaptılar. Siyah bir insan SİYAH OLDUĞU İÇİN öldürüldü ve “people of color*[10]” bunu gördüler ve buna karşı eyleme geçtiler. Hawkins’i vuran o kurşun herhangi siyah adam için atılmış olabilirdi. Çoğu geyler ve lezbiyenler Zappalorti ’ye saplanan bıçağın sadece onun için olduğunu mu düşünüyorlar?

Heteroseksüel dünya bizi yardıma muhtaç olduğumuza ve bize karşı uygulanan şiddetin mağdurları olduğumuza, queerlerin bir tehditle karşılaştıklarında hareketsiz hale geldiklerine bizi ikna ettiler. ÖFKELENİN! Bu saldırılar tolere edilmemelidir. BİR ŞEY YAPIN. Topluluğumuzun herhangi üyesine karşı yapılan herhangi saldırının her birimize yapılmış olduğunu fark edin. Homofobiklerin hayatlarımıza şiddet, terör ve korku enjekte etmelerine ne kadar izin verirsek onların nefretleriyle o kadar sık ve şiddetli karşılaşacağız. Bedenin şiddet için açık bir hedef olamaz. Bedenin korumaya değerdir. Onu savunma hakkına sahipsin. Sana ne derlerse desinler, queerliğin savunulmalı ve saygı duyulmalıdır. Hayatının ölçülemez derecede değerli olduğunu öğrensen iyi olur çünkü buna inanmaya başlamazsan bu senden kolayca alınabilir. Saldırganını nasıl sakince ve etkili bir biçimde hareketsiz hale getireceğini biliyorsan, elbette, bunu yap. Ama eğer bu yetenekten yoksunsan onun kahrolası gözlerine saldırmayı, burnunu beynine dağıtmayı, boğazını kırık bir şişeyle kesmeyi düşün- Yapabildiğini yap. Canını kurtarmak için ne yapman gerekiyorsa onu yap!

7

“Queer” neden?

QUEER!

Of, gerçekten bu kelimeyi kullanmak zorunda mıyız? Çok sorun çıkartıyor. Her gey insanın bunun üzerinde kendi düşünceleri var. Bazıları için bu enteresan, tuhaf ve her haliyle gizemli anlamına geliyor. Bu güzel, bunu seviyoruz. Ama bazı gey kızlar ve oğlanlar sevmiyorlar. Kendilerinin “tuhaf” dan ziyade daha normal olduğunu düşünüyorlar. Ve diğerleri için “queer” ergenlik bunalımının korkunç anılarını hatırlatıyor. Queer. Zoraki bir şekilde buruk ve tatlı; en iyi ihtimalle tuhaf, en kötü ihtimalle ise zayıflatıcı ve acı verici. Bunun yerine “gey*[11]” desek olmaz mı? Çok daha neşeli bir kelime. Zaten “mutlu” ile eş anlamlı değil mi? Siz militanlar ne zaman büyüyüp farklı olmanın yeniliğinden vazgeçeceksiniz?

Neden “queer”?

Yani, evet, “gey” iyi. Kendi alanı var. Ama birçok gey erkek ve lezbiyen sabahları uyandığında kızgın ve iğrenmiş hissediyoruz “mutlu” değil. Bu yüzden kendimize “queer” demeyi seçtik. “Queer’i kullanmak kendimize dünyanın geri kalanı tarafından nasıl algılandığımızı hatırlatmak gibi. Kendimize hayatlarını gizli tutan ve heteroseksüel dünyada marjinalize edilen kurnaz ve neşeli insanlar olmak zorunda olmadığımızı söylemenin bir yolu. Queer’i lezbiyenleri seven gey erkekler ve queer olmayı seven lezbiyenler olarak kullanıyoruz. Queer, GEY ’in aksine, ERKEK demek değil.

Ve diğer gey ve lezbiyenlerle konuşurken bu; aradaki farklılıkları kapatmanın, bireysel farklılıklarımızı unutmanın (bir süreliğine) bir yolu. Çünkü daha sinsi bir ortak düşmanla karşı karşıyayız. Evet, QUEER sert bir kelime olabilir ama aynı zamanda homofobiklerin ellerinden çalıp onlara karşı kullanabileceğimiz kurnaz ve ironik bir silah.

8

“Açılmanın” devrimin bir parçası olmadığını söyleyen herkes asıl noktayı kaçırıyordur. Olumlu cinsel imgeler ve bunların ortaya koydukları şeyler hayat kurtarır, çünkü bu imgeler hayatları onaylar ve insanların kendinden nefret etmek yerine kendini sevmeye çalışmasını mümkün kılar. Ünlü “Siyah güzeldir” sloganı birçok hayatı değiştirdiği gibi, “Dudaklarımı oku” da nefret ve görünmezlik karşısında queerliği onaylıyor. Son zamanlarda yapılan bir hükümet araştırmasında, intihar eden gençlerin en azından üçte birinin queer çocuklar olduğu ortaya çıktı. 21 yaşın altındaki HIV iletimlerinin artması da bunu örnekliyor.

Queerler olarak en çok cinselliğimizle, aynı cinsiyetle olan fiziksel temasımızdan dolayı nefret ediliyoruz. Cinselliğimiz ve cinselliğimizi ifade ediş biçimimiz bizi fiziksel şiddetle en çok karşı karşıya getiren şey. Farklılığımız, başkalığımız, biricikliğimiz bizi ya politize ediyor ya da tepkisizleştiriyor. Umuyorum ki, çoğunluğumuz bunun bizi öldürmesine izin vermeyecektir.

9

NEDEN heteroların queer gece kulüplerine girmesine izin verdik ki? Bizi “nasıl parti yapılacağını biliyoruz” diye seviyorlarsa bu kimin umurunda? BİZE SÜREKLİ HİSSETTİRDİKLERİ STRESİ ÜZERİMİZDEN ATMAK İÇİN BİLMEK ZORUNDA KALDIK. Nerede isterlerse sevişiyorlar, gösterişli çift danslarını yapmak için dans pistinde çok fazla alan işgal ediyorlar. Heteroseksüelliklerini “giriş yasak” tabelası ya da mülkiyet senedi gibi giyiyorlar.

Neden bizim alanımızı sanki haklarıymış gibi işgal etmelerine tolere ediyoruz ki? Neden heteroseksüelliklerini – onların dünyasının bize karşı kullandığı silahı- kamusal alanda sahip olduğumuz birbirimizle yakınlaşabileceğimiz ve saldırılmaktan korkmadığımız birkaç alanda da yüzümüze doğrultma hakkını onlara veriyoruz?

Tüm kuralları heteroseksüel insanların koymasına izin vermeyi bırakma vaktimiz geldi. Hadi aşağıdaki tabelayı queer kulüp ve barların kapısına asmakla başlayalım:

Heteroseksüeller için davranış kuralları

1.     Sevgi gösterilerinizi (öpüşme, el tutuşma, sarılma) minimumda tutun. Sizin cinselliğiniz buradakilerin çoğu için rahatsız edici ve istenmiyor.

2.     Yakın dans edecekseniz bunu en göze batmayacak şekilde yapın.

3.     Gey erkeklere veya lezbiyenlere gözünüzü dikip bakmayın, özellikle de “erkek fatma” lara veya drag queen’lere[12]*.  Biz sizin eğlenceniz değiliz.

4.     Eğer aynı cinsiyetten birinin sana asılmasından rahatsız oluyorsan, buradan çık.

5.     Heteroseksüelliğini sergileme. Olabildiğince gizle. Bir homoseksüelle karıştırılacak kadar riske at.

6.     Bu kuralların adaletsiz olduğunu düşünüyorsan homofobiyle heteroseksüel kulüplerde savaş ya da

7.     DEFOL.

Heteroseksüellerden

Arkadaşlarım var. Bazıları heteroseksüel.

Yıllar geçtikçe, heteroseksüel arkadaşlarımla buluşuyorum. Onlarla buluşmak, ne yaptıklarını görmek, uzun ve karmaşık tarihlerimize yenilik eklemek, devamlılığı deneyimlemek istiyorum.

Yıllar geçtikçe, hayatımdaki gerçeklerin onlar için önemsiz olduğunu ve yarım yamalak dinlenildiğimi; daha büyük bir dünyanın, güç ve ayrıcalıkların, kuralların ve dışlanmanın bir parçası olduğumu fark etmeye devam ediyorum.  Heteroseksüel arkadaşlarım “Bu doğru değil ki” diyorlar. Güç politikalarında tek bir kesinlik vardır: İçeride olanlar dahil olduklarını iddia ederken dışarıda bırakılmış olanlar dahil edilmek için yalvarırlar. Erkekler bunu kadınlara yapar, beyazlar siyahlara yapar ve herkes de queerlere yapar.

Hem bilinçli hem de bilinçsiz olarak, buradaki ayrıştırıcı çizgi üremedir… Ve o sihirli kelime: Aile. Çoğunlukla kendilerinden doğduklarımız bizi gerçekte kim olduğumuzu öğrendiklerinde reddederler ve işleri daha da kötüleştirmek için kendi ailemiz olmasından da engelleniriz. Çocuk yetiştirme konusunda cezalandırılıyor, hakaret ediliyor, dışlanıyor ve isyancılar gibi muamele görüyoruz; denesek de denemezsek de lanetleniyoruz. Sanki türün yayılması o kadar kırılgan bir direktifmiş ki, onu bir gündemmiş gibi uygulamazsak insanlık ilkel çamurun içine geri eriyip gidecekmiş gibi.

Nefret

Heteroseksüelleri lezbiyenlerin ve geylerin bir savaş alanında yaşadığına, etrafımızı bombaların patlamaları sarmış gibi duyduğumuza, bedenlerimizin ve ruhlarımızın korkudan ya da dövülmekten ya da tecavüze uğramaktan, kederden ya da hastalıktan ölmek üzere, insanlığımızdan yoksun kalmış halde yığılmış durumda olduğuna ikna etmeye çalışmaktan nefret ediyorum.

Queer öfkeyi “Hey, tüm heteroseksüeller öyle değil. Ben de heteroseksüelim, biliyorsun" demeden dinleyemeyen heteroseksüellerden nefret ediyorum. Sanki egoları bu bencil heteroseksist dünyada yeterince pohpohlanıp korunmuyormuş gibi. Neden kendi mahvolmuş toplumlarının sebep olduğu öfkemizin ortasında onlarla ilgilenmek zorundayız? Neden sürekli “Tabi ki, seni kastetmedim. Sen o şekilde davranmıyorsun” diye güvence vermek zorundayız? Bırakalım da öfkemize dahil olmayı hak ediyorlar mı kendileri karar versinler.

Tabi bu öfkemizi dinlemeleri anlamına gelir ki bunu da neredeyse hiçbir zaman yapmazlar. “Ben öyle değilim.”, “bak şimdi kim genelliyormuş.”, “tatlı dil yılanı deliğinden çıkartır...”, “negatife odaklanırsan onlara daha çok güç verirsin.” Veya “dünyada acı çeken bir tek sen değilsin” diyerek konuyu saptırırlar. “Bana bağırma ben senin tarafındayım” veya “Bence fazla tepki veriyorsun” veya “Oğlum, çok kabasın!” derler.

Ediyorum

Bize iyi queerlerin sinirlenmeyeceğini öğrettiler. Bize o kadar iyi öğrettiler ki artık öfkemizi onlardan değil birbirimizden saklıyoruz. KENDİMİZDEN BİLE SAKLIYORUZ. Değerimizi kanıtlamak için madde bağımlılığı ve intiharla ve aşırı başarıyla saklıyoruz. Bizi dövüyorlar, bıçaklıyorlar, vuruyorlar ve bombalıyorlar, sayıları giderek artıyor ve yine de öfkeli eşcinseller “GERİ SALDIR” yazılı pankartlar veya afişler taşıdıklarında çıldırıyoruz. Son on yıldır bizi toplu halde ölüme terk ettiler ve biz hala Başkan Bush'a lanet olası bir ağaç diktiği için teşekkür ediyor, PWA'ları emniyet kemeri takmayı reddeden trafik kazası kurbanlarına benzettiği için alkışlıyoruz. KENDİNE ÖFKELENMEK İÇİN İZİN VER. Görünürlüğümüzün bedelinin sürekli şiddet tehditleri; bu toplumun neredeyse her kesiminin katkısı olan anti-queer şiddetin tehditleri olduğu için öfkene izin ver. BU DÜNYADA GÜVENDE OLDUĞUMUZ HİÇBİR YER OLMADIĞI İÇİN; Nefret ve saldırıların hedefinde olmadığımız, kendine duyulan nefretin, gizli kalmanın intiharının olmadığı hiçbir yer olmadığı için öfkene izin ver. Bir dahaki sefere heteroseksüel biri sinirli olduğun için üzerine gelirse ona bir şeyler değişene kadar dünyanın senin aleyhinde işlediğiyle ilgili başka kanıta ihtiyacın olmadığını söyle. Televizyonunda sadece heteroseksüel çiftlerin market alışverişi yaptığını görmene gerek yok…  Sen kendininkine sahip olana veya sahiplenebilene kadar yüzüne daha fazla bebek fotoğrafı doğrultulmasını istemiyorsun. Lütfen kutlayan kendi kız ve erkek kardeşlerimiz olmadığı sürece daha fazla düğün, yıldönümü, bebek partisi olmasın. Onlara, seni “senin de hakların var,” “ayrıcalıkların var,” “çok tepki veriyorsun,” “mağduru oynuyorsun” diyerek reddetmemelerini söyle. Onlara “SEN değişene kadar BENDEN UZAK DUR,” de. Gidin ve cesur, güçlü queerlerin olmadığı bir dünyayı deneyin, onlar bu dünyanın belkemiği, cesareti, beyni ve ruhu. Onlara aynı cinsiyetten biriyle dışarıda el ele tutuşarak bir ay geçirene kadar senden uzak durmalarını söyle. Bundan sağa çıktıktan sonra, queer öfke üzerine söyleyeceklerini duyacaksın. Yapamazlarsa da onlara susup dinlemelerini söyle.



[1] Queer: (Türkçe, kuir.) Heteronormatif cinsiyet ve cinsellik kalıplarının dışında kalan kimlikleri, deneyimleri tanımlayan; aynı zamanda da geleneksel normları eleştirel olarak sorgulayan politik ve teorik bir şemsiye tanımdır.

[2] Morotoryum: Askıya alma. Özellikle toplumsal ya da siyasi bağlamlarda belirli bir kararın, uygulamanın geçici olarak durdurulmasıdır.

[3] Putka: (Lubunca) Vajina

[4] Similya: (Lubunca) Penis

[5]Dolaptan çıkmak”: (coming out of the closet) Kişinin cinsel yönelimini veya cinsiyet kimliğini gizlemekten vazgeçerek bunu çevresindekilere açıklama sürecini ifade eder.

[6] Ropa infecciosa: AIDS krizi bağlamında, HIV ile yaşayan kişilerin eşyalarının ve bedenlerinin “bulaşıcı” olarak damgalanmasını ifade eden terimdir. Enfeksiyonun biyolojik bağlamdan çıkıp toplumsal bir korku rejimi içerisinde ele alındığını gösterir.

[7] PWA (People with AIDS): HIV/AIDS ile yaşayanları tıbbi ya da kurbanlaştırıcı söylemlerle damgalamamak için aktivist hareketler tarafından kullanılan bir terimdir.

[8] Açılmak, “dışarıda olmak”: (coming out of the closet): “Dolaptan çıkmak” bağlamında, Türkçe’ye cinsel yönelimi veya cinsel kimliği gizlemekten vazgeçmek anlamında geçmiş bir ifadedir.

[9] Pembe üçgen: Nazi Almanyası’nda eşcinsel erkekleri damgalamak için kullanılan, daha sonra queer hareket tarafından baskıya karşı kolektif direnişi temsilen yeniden sahiplenilen ve toplumsal hafızanın simgesi olarak görülen işarettir.

[10] People of color: Beyazlık normu dışında kalan ve tarihsel olarak ırksallaştırılmış toplulukları ifade etmek için kullanılır. Ortak baskı ve deneyime işaret etmekiçin kullanılan şemsiye bir terimdir.

[11] Gey: İngilizcede gündelik kullanımıyla, duygusal ve/veya cinsel yönelimi kendi cinsiyetine yönelen kişileri tanımlayan bir terimdir; tarihsel olarak “neşeli, kaygısız” anlamında gelirken 20. yüzyılda queer topluluklar tarafından kimlik terimi olarak sahiplenilmiştir.

[12] Drag queen: Toplumsal cinsiyet normlarını abartı, performans ve teatral ifade yoluyla dönültüren ve genellikle kadınlık kodlarını sahnede üzerinde yeniden kuran bir performans kimliğidir.


Etiketler: insan hakları, medya, kültür sanat, yaşam, mülteci, nefret suçları, kent hakkı, barınma, aile, sağlık, din/inanç, siyaset, cinsellik, dünyadan, sağlık hakkı, hiv, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
GDTM