13/01/2026 | Yazar: Ali Can

“Yoksulluk görünür ama LGBTİ+ yoksulluğunun görünür olmadığını düşünüyorum.”

Kent yoksulluğu ve dijital aktivizm bağlamında LGBTİQ+’ların yoksulluk deneyimleri ve sosyal medya kullanım pratikleri - II Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Yazının ilk bölümüne ulaşmak için tıklayın.

Medya; bireylerin kendi yaşamlarına ve deneyimlerine yönelik farklılık geliştirebildikleri, kendilerini başkalarına anlatabildikleri ve kendileri hakkında başkalaştırılan anlamlara karşı söz üretebildikleri bir alan olarak düşünülebildiğinde bireylere veya gruplara dair yeni anlatılar kurabilmelerine ve üretebilmelerine olanak sağlayabilmektedir. Sosyal medya uygulamaları aracılığıyla da bu durum geleneksel kamusal mekânı alternatif bir kamusal alana dönüştürebilmektedir. Her ne kadar özel hayatın gizliliğinin yok olması tartışmalarını yaratsa da kişiler arası iletişim açısından birlik olabilme avantajını sunabilmektedir.

Sosyal medya, farklı coğrafyalarda ve toplumsal bağlamlarda yaşayan insanların birbiriyle etkileşim kurabildikleri, deneyimlerini paylaşabildikleri alanı yaratabilirken, bilginin dışında toplumsal sorunların dolaşıma sokularak farkındalık yaratılmasına aracılık edebilmeyi mümkün kılabilmektedir. Günümüzde de toplumsal hareketler internet aracılığıyla hızla yayılabilirken, geleneksel medyanın ötesine geçerek daha fazla kişiyle temas edebilmektedir. Bu bakımdan da dijital aktivizm çevrim içi alanlarda ortaya çıkan ve sürdürülebilir hak aramaya yönelik söylem üretebilme pratiklerini kapsayarak mücadele biçimi olarak düşünülebilmektedir. Dijital aktivizmle bireyler, kamusal meselelerle yalnızca kurumsal aktörlerin ilişki kurabildiği biçimleri dönüştürerek günlük yaşama dahil edilen çevrim içi etkileşimlerle çeşitli düşüncelerin ifade edilebildiği, tepki verilebildiği ve kollektif tartışmalar etrafında bir araya gelebildiği alanları da yaratabilmektedir. Özellikle temsil açısından görünür ol(a)mayan gruplar için de söz üretme imkânı sunabilmekte ve de aktivist pratikler dönüştürülebilmektedir.

Bu bölümde, kent yoksulluğunun çok boyutlu hali içerisinde dezavantajlı grupların dijital aktivizm pratikleriyle kesişimsel olabileceği ortaya konmaya çalışılmaktadır. Çünkü yoksulluk yalnızca ekonomik bir problem olmamakla birlikte, aynı zamanda mekânsal ayrışma ve toplumsal dışlanma gibi problemleri de görünür kılabilmektedir. Bu bağlamda sosyal medya, LGBTİQ+’lar için hem gündelik yaşam hem de toplumsal eşitsizlikleri görünür kılma potansiyeli taşıyan bir dijital mücadele pratiği sahası olarak açıklanabilmektedir. Bu doğrultuda da ikinci bölüm olan bu okuma parçasında LGBTİQ+’ların kent yoksulluğu deneyimlerinin yanı sıra sosyal medyada nasıl varlık gösterdiklerine yönelik pratiklerinin kendi anlatıları üzerinden yapılan görüşmelere yer verilerek ele alınmaya devam edilmektedir.

Katılımcılara sorulan 8. soru yoksulluk deneyimleri içerisinde sosyal medyayı kullanım pratiklerini anlamaya dayalı olarak öncelikle ‘’sıklıkla hangi sosyal medya uygulamalarını kullanıyorsunuz?’’ olmuştur. 1’i Facebook, Instagram, Youtube, 1’i Instagram, X, Tiktok, 1’i Instagram, Youtube, 1’i Instagram, X ve 1 kişi de yalnızca Instagram kullandığını ifade etmiştir. Bu doğrultuda 9. soru olarak ‘’kullanmış olduğunuz sosyal medya uygulamalarını hangi amaçla kullanıyorsunuz?’’ sorusu sorulmuştur.

Katılımcı 1, ‘’ Facebook’u yıllardır gündemi takip etmek ve haber okumak için kullanıyorum. Instagram’da artık Facebook gibi oldu, yani orayı da neredeyse Facebook’u kullanma amacım gibi kullanıyorum diyebilirim. Youtube’da ise genellikle sadece şarkı dinlemek için kullanıyordum ama geçtiğimiz aylarda bir kanal oluşturarak günlük videolar yükleyip birkaç yıla kadar da izlenmelerim artarsa para kazanırım diye bir kanal oluşturmuştum daha sonra bu sürecin çok uzayacağını düşünerek belirli zamanlarla da içerik oluşturamayacağımdan yüklediğim videoları da sildim ve yeniden sadece şarkı dinlemek için kullanıyorum.’’

Katılımcı 3, ‘’ Instagram’ı gündemi ve arkadaşlarımın neler yaptığını takip etmek için kullanıyorum. Youtube’u da video haberleri, dünya seyahat vlogları, film izlemek için ve şarkı dinlemek için kullanıyorum.’’

Katılımcı 5, ‘’instagram’ı daha kişisel bir taraftan kullanıyorum. Kendime dair paylaşımlarda bulunuyorum. Tiktok’u da aslında daha aktivizm içerikleri üretmek ya da tüketmek amacıyla kullanıyorum. X’i ise tamamen politik.’’

Katılımcı 4, ‘’ X’i bilgi ve haber takibi için kullanıyorum. Instagram’ı da öyle ama orada daha çok kendimi dile getirmek amacıyla kullanıyorum.’’

Katılımcı 2, ‘’tamamen sevdiklerimi takip etmek ve onlardan haber alabilmek için kullanıyorum.’’

Tüm katılımcıların genel olarak gündemi takip etmek amacıyla sosyal medya uygulamalarını kullandıkları anlaşılmaktadır. Bu nedenle de 10. soru olarak katılımcılara ‘’yoksullukla ilgili gündemi takip ediyor musunuz? Sosyal medyada yoksullukla ilgili bir tartışmaya dahil oldunuz mu?’’ olmuştur. Katılımcılardan 3’ü sosyal medyada yoksullukla ilgili gündemi takip ettiklerini ama içlerinden yalnızca 1’i bir tartışmaya dahil olduğunu ya da tartışma yarattığını, 2’si takip etmediğini ifade etmiştir.

Katılımcı 1, ‘’yoksullukla ilgili bilgi alabileceğimi düşündüğüm Derin Yoksulluk Ağı’ndan kişi olan Hacer Foggo’yu sosyal medyadan takip ediyorum. Ayrıca bir ara seks işçisi trans kadınların yoksulluğuna değinerek oluşturduğum birkaç Instagram hikayem vardı; iş koşullarının yasal güvence altına alınmasını düşündüğüm gibi.’’

Katılımcı 4, ‘’yoksullukla ilgili gündemi takip ediyorum. Bu durumu takip etmek ve sürekli olarak dillendirmenin önemli olduğunu düşünüyorum. O yüzden sık sık bu paylaşımları çoğaltıyorum. Sinema sektöründe çalışıyorum ve sinema sektöründe çalışan işçiler olarak güvencesiz bir işte çalışmak bizim için çok büyük bir problem değildi. Ta ki geçen seneye kadar. Ekonominin hızla çökmesiyle bizim sektörümüz eğlence sektörü sayıldığı için ve AI teknolojisiyle daha ucuza iş yapabildiğini gören yapım şirketleriyle beraber güvencesizliğimiz bizim için büyük bir sorun olmaya başladı. Sinema sektöründe diğer sektörlere nazaran kimliğimi ve karakterimi gizlemeden iş yapabilirken şimdi yeni bir sektörde iş bulmak zorundayım ve kimliğimi bu kadar rahat yaşayabileceğimden emin olamıyorum. Sorudan çok uzaklaşmadan şunu da söyleyeyim onlinedaki tartışmalara şahidim ama genelde yüz yüze bir tartışma olursa katılmayı bekliyorum.’’

Katılımcı 5, ‘’takip ediyorum. Ben dahil çevremdeki herkes neredeyse açlık sınırının altında yaşıyor ama sosyal medyada bu konuyla ilgili herhangi bir tartışmaya dahil olmadım.’’

Katılımcı 3, ‘’açıkçası takip etmiyorum, çünkü ben zaten yoksulluğun içerisinde yaşayan birisi olarak ekstra böyle gündemlerden kendimi kaçırıyorum. Ben bir araştırmacı, bir gazeteci, bir akademisyen değilim ve bu gerçeklikten kendimi kaçırarak film izleyerek, şarkı dinleyerek bu var olan yoksulluk gerçekliğini göğüsleyebiliyorum. Benim gerçekliğim zaten yoksullukken ekstra yoksulluk gündemi içerisine dahil olmuyorum.’’

Katılımcı 2, ‘’yoksul olduğumu ya da yoksul bir ülke olduğumuzu anlamak için gündemi takip etme gereği görmüyorum. Her şey ortada zaten. Konuyla ilgili de herhangi bir tartışmaya dahil olmadım, çünkü bir şeylerin değişebileceğine inanmıyorum.’’

Katılımcılara sorulan 11. soru ‘’LGBTİQ+’ larla ilgili gündemi takip ediyor musunuz? Sosyal medyada LGBTİQ+’ larla ilgili bir tartışmaya dahil oldunuz mu?’’ olmuştur. Katılımcıların 4’ü LGBTİQ+’larla ilgili gündemi takip ettiğini, 1’i ise nadiren takip ettiğini açıklamıştır.

Katılımcı 1, ‘’elbette, gündemi takip ediyorum. Tartışmalara dahil olmuyorum ama alternatif tartışmalar yarattığımı düşünüyorum. Mesela son dönemde LGBTİ+ karşıtı yasa teklifiyle paralel olarak iktidarın yeniden Kürtlerle çözüm sürecine girmesini DEM Parti Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratikleşmesi olarak alımlarken ben kendi sosyal medya hesabım üzerinden LGBTİ+’ların cezalandırılmasının konuşulduğu bir ortamda Türkiye’nin hiçbir şekilde demokratikleşemeyeceğini dile getirdim ve DEM Parti’nin LGBTİ+ karşıtı yasaya bir an evvel ses çıkarması gerektiğini önermiştim. Çünkü gerçek bir barıştan söz edilebilmesi için toplumsal eşitliğin sağlanması gereklidir. Bu ortaya koyduğum tartışmaya da birçok insanın benimle kurdukları etkileşimle hak verdiklerini de gördüm.’’

Katılımcı 5, ‘’takip ediyorum. Olabildiğince de içerik üretmeye çalışıyorum. Bu içerikler cinsiyet uyum süreçleriyle, norm dışı translıkla, hormona erişim mücadelesi kapsamıyla ilgili içerikler. Kaos GL’de de birçok yazım mevcut bu konularla ilgili.’’

Katılımcı 3, ‘’takip ediyorum ama çok tartışmalara dahil olmuyorum. Eskiden gündemlere dahil oluyor, tartışmalara yönelik argümanlar üretiyordum ancak şu an böyle gücü kendimde görmüyorum. Takip ettiğim kadarıyla hiç iç açıcı bir gündem de yok. Çok üzülüyorum. Özellikle son günlerde Hüda-Par’ın LGBTİQ+’larla ilgili yasa tasarısı teklifi beni derinden üzüyor. Sanki yüz yıl daha hiçbir şey düzelmeyecekmiş gibi bir hisse kapılıyorum. Bu ülkenin dünya literatüründen bu kadar kopuk olup, Ortadoğu literatürüne yakın olması yani Suriye, Malezya gibi ülkelere öykünmesi hepimizi daha da karanlığa itiyor.’’

Katılımcı 4, ‘’elbette gündemi takip ediyorum ancak sosyal medyada tartışma kültürü olan bir topluluk göremiyorum. Yine olursa yüz yüze tartışmayı tercih ediyorum.’’

Katılımcı 2, ‘’gündemi nadiren takip ediyorum. Bunu bilinçli yapıyorum. Tartışmalara sosyal medyada değil, gerçek hayatta dahil oluyorum.’’

Katılımcılara sorulan 13. soru ‘’fiziksel veya çevrimiçi olarak yoksullukla veya kimlik bağlamında dayanışma ağları içinde deneyimleriniz var mı? Nasıl deneyimler olduğunu açıklar mısınız?’’ dır. 3 katılımcı fiziksel veya çevrimiçi olarak hem yoksulluk hem de çevrimiçi olarak hem de kimlik bağlamında dayanışma içerisinde yer aldığını deneyimleriyle aktarmış, 2 katılımcı ise böyle bir deneyimleri olmadıklarını vurgulamıştır.

Katılımcı 1, ‘’yoksullukla ilgili herhangi bir dayanışma ağı içerisinde yer almadım. Kimlik bağlamında ise hem fiziksel hem çevrimiçi olarak yer aldım. En son hatırladığım bir dernekte çalışan eşcinsel bir aktivist dernekte bulunduğu sırada ailesi olduğunu iddia eden kişiler tarafından saldırıya uğramıştı ve derneğin bir paylaşımı ile kendimi orada bulduğumu elimden yapacak bir şey gelmese bile oraya giderek kalabalık yapmanın da ne denli önemli olduğunu görmüştüm. Çevrimiçi olarak da Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depreminde Diyarbakır’da LGBTİ+’lara çadır ve gıda verilmediğini öğrenmiştim. Orada bulunan Keskesor Derneği ile iletişime geçerek bir hesap numarası istemiştim ve o hesap numarasını sosyal medya hesaplarımda paylaşırken, maddi durumu olanların da olmayanların da destekte bulunmasına yönelik kendi çapımda oluşturduğum bir dayanışma süreci vardı.’’

Katılımcı 3, ‘’mesela 2025’in başlarında X’teki seks işçiliği bağlamında yaptığım videoları Elon Musk devlete satınca devlette beni ifade vermeye çağırdı. İfade vermeye tek gidecektim ama bir avukatla gitmem gerektiğini bile farkında değildim. Farkına vardığımda yoksul olduğumdan dolayı avukat tutamayacaktım zaten. Arkadaşlarımın dayanışması ile sosyal medyada avukat ihtiyacımın olduğu yaygınlaştırıldı ve bu sayede avukat desteğine erişebilmiştim.’’

Katılımcı 5, ‘’LGBTİQ+’ lara yönelik birçok barınma, iş, ameliyat ve kıyafet gibi yardımlaşma ağlarında bulundum.’’

Katılımcılara sorulan 13. soru ‘’sizce LGBTİQ+ yoksulluğu sosyal medyada görünür mü?’’ olmuştur. Katılımcılardan 3’ü sosyal medyada LGBTİQ+ yoksulluğunun görünür olduğunu, 2’si ise görünür olmadığını ifade etmiştir.

Örneğin;

Katılımcı 1, “yoksulluk görünür ama LGBTİ+ yoksulluğunun görünür olmadığını düşünüyorum. Öncelikle bunu zaten yoksul LGBTİ+’ların dile getirmediğini’’,

Katılımcı 5, ‘’kesinlikle görünür değil. Toplumun LGBTİQ+ ayrımcılığında LGBTİQ+’ları daha da derin yoksulluğa sürüklediğini farkında değiller. Sosyal medyaya da yansımıyor.’’ şeklinde belirtmiştir.

Katılımcı 2, ‘’evet, görünür olduğunu düşünüyorum. Ünlü olmayan birçok LGBTİQ+’ nın yoksulluk içerisinde seks işçiliğini zorunlu olarak yaptığını görüyorum. Bu durum da yoksulluğun bir göstergesi.’’

Katılımcı 3, ‘’yani sınıfsal bir tepkimeyle yoksulluklarıyla dalga geçilen LGBTİQ+’lar üzerinden ben bunun görünür olduğunu düşünüyorum. Örneğin; ‘’Fakirin geyi de hiç çekilmiyor’’, ‘’Fakir trans mı olur?’’ gibi yorumlar görüyorum. O insanların var oluş mücadeleleri bir Mika Raun, bir Selin Ciğerci gibi dikkate alınmıyor. Güzel ve zengin olan LGBTİQ+’lar kabul edilirken, yoksul olanı kabul etmiyorlar.’’

Katılımcı 4, ‘’görünür fakat bunu görenler bu sorunu çözebilecek olanlar değil. Yine bizleriz, yoksullar yani.’’

Katılımcılara sorulan 14. soru ‘’sosyal medyada ötekileştirildiğinizi düşünüyor musunuz?’’ olmuştur. Katılımcılardan 3’ü sosyal medya hesapları herkes açık olmadığından dolayı ötekileştirilmeye maruz kalmadığını, 2’si ise hesaplarının herkese açık olmasından dolayı ötekileştirildiklerini açıklamıştır.

Katılımcı 3, ‘’tabii ki de düşünüyorum çünkü 3-4 senede bir sosyal medya hesaplarım sansüre uğruyor, videolarım kaldırılıyor, hesaplarım kapatılıyor. Ben her defasında sıfırdan başlayarak sosyal ağ yaratmak zorunda kalıyorum. Bu durum da beni köşeye sıkıştırıyor, hayata küstürüyor, mücadele pratiğimi zedeliyor.’’

Katılımcı 5, ‘’LGBTİQ+’lara yönelik içerik ürettiğimden dolayı ırkçılığa, transfobiye ve ölüm tehditlerine maruz kalıyorum. Ben umursamıyorum hiçbirini.’’

Katılımcılara sorulan 15. son soru ise ‘’sizce sosyal medyada eşit katılım hakkına sahip misiniz?’’ olmuştur.

Katılımcıların 4’ü sosyal medyada eşit katılım hakkına sahip olmadıklarını düşünürken, 1’i eşit katılım hakkının birilerinin vermediğini kişilerin kendilerinin elde edebileceğini vurgulayarak kendisinin eşit katılım hakkına sahip olduğunu belirtmiştir.

Örneğin;

Katılımcı 1, ‘’hayır. Çünkü öncelikle trans kadın olduğumdan hesabımı herkese açık yapamıyor olmam herkes kadar katılım hakkımın önünde bir engel oluşturuyor. Herkese açık olmadığı halde her fikrimi yine de paylaşamıyorum. Bunlar bile eşit katılım hakkımın önündeki temel engeller.’’

Katılımcı 2, ‘’asla eşit katılım hakkına sahip değilim. Hesabımı gizli modda kullanmak zorundayım. Eğer herkese açarsam gey olarak damgalanmam kaçınılmaz. Bu durumda daha fazla çevresel baskıyı da yüklenmiş olurum.’’

Katılımcı 3, ‘’hayır, değilim. Sırf trans kadın olduğum için bile, söylediklerimin/ifade ettiklerimin herkesten farklı olması bile hesaplarımın organize bir şekilde saldırıya uğramasına bir neden. Bununla birlikte de görünürlüğüme engel olunuyor. Mesela X’i ben 8 yıldır kullanıyordum, pornolarım vardı ve etkileşimleri de yüksekti yani bir buçuk milyon civarı izlenmelerim vardı ama X’in devletle ilişki içerisinde olmasıyla seks işçileri açığa verildi. Şimdi siber suçlar oturmuşlar kimin pornosu var kimin pornosu yok bunları araştırıp dosya oluşturuyorlar. Yani eşitsizlik iliklerimize kadar işlemiş durumda.’’

Katılımcı 5, ‘’kesinlikle hayır. Politik paylaşımlar yaptığımda ‘’Atatürk düşmanı’’ ilan edilebiliyorum. Trans olduğum için başıma ne gelirse hak ettiğimi dile getirenler oluyor. Ben bunun kesişen kimliklere karşı bir nefret olduğunu anlayabiliyorum ama ifade özgürlüğüm çerçevesinde sokakta saldırıya uğramamak için kendime otosansür uygulamak zorunda kalıyorum. Çünkü bugün Kerimcan Durmaz kadar ünlü bir lubunya olmadığım için ne kamusal alanda ne de sosyal medyada rahat bir görünürlüğe sahip olamayacağım.’’ 

Sonuç olarak bu iki bölümden oluşan okuma, kent yoksulluğu içinde yaşayan LGBTİQ+ var oluşlarının küçük bir kesiminin gündelik hayatlarına ve direnme biçimlerine yakından bakma imkânı sunabilmektedir. Aktarılan anlatılar yoksulluğun yalnızca maddi bir eksiklik değil; dışlanma ve güvencesizlik haliyle örülü çok katmanlı zorunlu bir deneyim olduğunu gösterebilmektedir. Metin çerçevesinde deneyimlerini aktaran katılımcıların yaşamlarında barınma, beslenme, ulaşım ve sosyal hayata katılım gibi temel unsurlar çoğu zaman sınırlı bir hale gelebilmekte ve bu sınırlar cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim temelli ayrımcılığını daha da sertleştirmektedir. Çoğu temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekmekte, sosyal ve kültürel etkinliklere katılım konusunda maddi imkansızlıklar nedeniyle kendini sınırlandırmaktadır. Dolayısıyla katılımcılar yalnızca ekonomik değil, aynı zaman toplumsal normların dışında konumlandırılmanın oluşturduğu sembolik ve fiziksel dışlanmalara da maruz kalmaktadırlar.

Her ne kadar katılımcıların bir kısmı dayanışmaya ve yardımlara erişebilse de, bir kısmı bu mekanizmaların dışında yer almaktadır. Bu durum da LGBTİQ+’lar için de yoksulluğun birebir biçimlerde deneyimlenmediğini, eşitsizliklerin kişisel ve yapısal koşullara göre derinleştiğini gösterebilmektedir.

Sosyal medya ise katılımcılar açısından salt iletişim aracı olmanın ötesinde; kendini ifade etme, görünür olma, dayanışma kurma ve kimi zaman da hayatta kalma stratejileri geliştirmenin mekânın olarak belirlenmektedir. Bununla birlikte, görüşmelerde sosyal medyada eşit katılım hakkının nefret söylemleri, sansür, dışlayıcı algoritmalar doğrultusunda büyük ölçüde ihlal edildiği ifade edilmiş; LGBTİQ+ yoksulluğunun sosyal medya ve kamusal alanda yeterince görünür olmadığına ve görünürlük kazandığı durumlarda ise ötekileştirici söylemlerle karşılaşıldığına işaret edilmektedir.

Sonuç olarak; kent yoksulluğu ile dijital aktivizm arasında kurulan bu kesişimsel bağlamda, LGBTİQ+ bireylerin sosyal medya aracılığıyla bir yandan alternatif görünürlük ve dayanışma pratikleri geliştirdikleri, diğer yandan ise sistematik güvencesizlikle karşı karşıya kaldıklarını ortaya çıkarmaktadır.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, medya, barınma, ekonomi, özel haber, araştırma, inceleme, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks, örgütlenme özgürlüğü
GDTM