14/01/2026 | Yazar: Oğulcan Özgenç

Bilmiyorsunuz…“Ötede, beride dursun, aman gözümüze görünmesin” denilen hayatların ölümünün, nasıl gerçekleşirse gerçekleşsin, gerçeği askıya alan aynı soğuk ifadeyle kayda geçtiğini; yaşarken belirsizlikle işaretlenenlerin öldüklerinde de aynı belirsizlikle sınıflandırıldığını…

Birinin yası öbürüne eklenirken Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Ankara’da yaşıyor olabilirsiniz ya da herhangi bir sebepten Ankara’da bulunuyorsunuz. Uzun zamandır kuraklık çeken, bazen insanın sıkıntıdan ne yapacağını bilemediği bu şehirde, epeydir görüşmediğiniz bir arkadaşınızla kahve içmek için Esat Caddesi boyunca yürüyorsunuz. Telefonun öbür ucundaki sese gündelik dertlerinizi anlatıyorsunuz. Muhtemelen önünden geçtiğiniz eski bir evde, bir trans kadının on beş gündür cansız bedeninin bulunduğunu bilmeden.

Bilseniz korkarsınız. Bunun kendi başınıza gelmemesi için, tanrı inancınız olsun ya da olmasın, içinizden bir “Allah korusun” geçer. Dürüst olalım: Herkes biraz yalnız ölmekten korkar. Ölümden en korkmayan insanın bile aklına gelen sorulardan biridir bu; gün geldiğinde, son nefesini verirken yanında birilerinin olup olmayacağı.

Az sonra telefonu kapatıyorsunuz. Kafeye çoktan vardınız. Arkadaşınızı beklerken, ilkokuldan bu yana “tuhaf” olduğunu düşündüğünüz bir arkadaşınızın Instagram hikayesine gözünüz takılıyor. Paylaşılan görselde şu yazıyor: “Ankara Esat’ta trans kadın Esra evinde ölü bulundu: Ayrıntılar teyit ediliyor.”

Devamında, intihar iddialarından söz ediliyor; ancak ölüm sebebine dair net ve ayrıntılı bir bilgi yok. Esra’nın pek kimsesi olmadığını da bilmiyorsunuz; ölüm haberini ilk duyuranlara bu bilginin, tesadüfen oradan geçen biri tarafından ulaştırıldığını da. Kimsesizler mezarlığına sessiz sedasız gömülmesin diye, Esra’yı hiç tanımayan lubunyaların harekete geçtiğini; apartmanın önüne koştuğunu da bilmiyorsunuz.

Bilseniz inanamazsınız. Yokluğunuzda kapınızın zorlanmadığı bir senaryo aklınıza hiç gelmemiştir. Sizi hiç tanımayan insanların böyle bir ihtimale karşı harekete geçtiğini bir oyunda duysanız, telefon rehberinizi açar; isimleri tek tek saymaya başlarsınız.

Arkadaşınız bir süre sonra geliyor. Telefonu kapatıyorsunuz, gereksiz birkaç bildirim dikkatinizi dağıtmasın diye sessize alıp masanın üstüne koyuyorsunuz. Sohbet başlıyor. Bu konuyu hiç açmıyorsunuz. Esra’yı unuttunuz.

***

Dünün yorgunluğunu sabah uyandığınızda pek de atmış sayılmazsınız. Soğuk kemiklerinize işlemiş; dünden beri ısınmayı bir türlü beceremiyorsunuz. Neyse ki bugün, diğer günlere kıyasla biraz daha insaflı geçiyor. Yastığa, yorgana sarılıp gerinmeye vaktiniz var. İsterseniz bütün günü böyle geçirebilirsiniz.

Sosyal medyada önünüze düşen haberleri, olup bitenden uzak kalmak istediğiniz için hızla geçiyorsunuz. Derken bir fotoğrafla karşılaşıyorsunuz: Şehrin hiç bilmediğiniz bir yerindeki bir cezaevi. Trans erkek mahpus Utku Devrim açlık grevine başlamış. Eliniz geri geri gitse de linke tıklıyorsunuz. Haftalar önce, aynı cezaevinde trans erkek mahpus Poyraz’ın şüpheli şekilde ölü bulunduğunu okuyorsunuz.

Poyraz’ın ölü bulunduğu odada daha önce orada olmayan bir ip bulunduğunu bilmiyorsunuz; cezaevine atanan yeni müdürün trans mahpuslara türlü işkenceler uyguladığını da. “Ötede, beride dursun, aman gözümüze görünmesin” denilen hayatların ölümünün, nasıl gerçekleşirse gerçekleşsin, gerçeği askıya alan aynı soğuk ifadeyle kayda geçtiğini; yaşarken belirsizlikle işaretlenenlerin öldüklerinde de aynı belirsizlikle sınıflandırıldığını da: “Şüpheli.”

Bir anlığına Esra’yı hatırladınız.

Telefonu kapatıp yataktan çıkıyorsunuz. Sabah uyandığınızda bir yudum içmeden ayılamadığınız kahveyi içmek için.

***

Aynı günün akşamı, miskinlik yapmaktan yorulmuşsunuz. Yine arkadaşınızı arıyorsunuz. Bu akşam şehrin üç beş mekanından birine gidip bira içmelisiniz. TikTok’ta duyduğunuz bir müzik dilinize takılmış; mırıldanarak hazırlanıyorsunuz. Her şey içinize sindiğinde, dışarı çıkmak için hala vaktiniz olduğunu fark ediyorsunuz. Salona geçip oturuyor, televizyonu açıp evden çıkmak için en doğru anı bekliyorsunuz.

Bir taraftan telefonda oyalanırken karşınıza yine aynı sayfa çıkıyor. Esra size bakıyor; yanında bir mezar tahtası fotoğrafı: 997, Esra Koca. Yazıyı sola doğru kaydırıyorsunuz: “Kapı kirişine asılı halde bulunuyor… Evin neredeyse tüm camları açık… Kentsel dönüşüme girmek üzere olan eski bir apartmana taşınmış… Sessiz sakin, pek kimseyle görüşmeyen… Kendisinden utanılarak çocuk esirgeme kurumuna bırakılmış. Onunla birlikte abisi de…”

Bu kuşatmayı bilmiyorsunuz. Yoksullukla, yalnızlıkla ve utançla çevrelenen bir hayatın nasıl giderek daraldığı belki de hiç aklınıza gelmedi. Size tanıdık olmayan bu duyguyu başınızdan defetmek için saate bakıyorsunuz: Çıkmak için en doğru an.

Biraz sonra sokaktasınız. Esra şimdi aklınızda. Geçen gün geçtiğiniz caddeleri onun hangi evde bulunduğunu tahmin ederek yürüyorsunuz.

***

Şehir birkaç gündür uzun zamandır olmadığı kadar soğuk. Bulunduğunuz yerden bir milim bile kıpırdamak istemiyorsunuz. Bu kez bu yazıya denk geldiniz. Sonuna kadar okumaya kararlısınız; üstünkörü bakıp geçmiyorsunuz. Okudukça rahatsız oluyorsunuz. Cümlelerin sizinle konuşmasından, hatta sizin için bir senaryo yazmasından.

Artık Utku’yu da Poyraz’ı da biliyorsunuz, Esra’yı da. Kimi hayatlar için her şey üst üste gelirken, birinin yası öbürüne eklenirken “Bu kadar mı?” diyorsunuz.

Evet. Olan bu. Bu kadar.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, kadın, medya, yaşam, nefret suçları, barınma, aile, sağlık, siyaset, sağlık hakkı, trans, lgbti, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
GDTM