26/03/2026 | Yazar: Kaos GL

Remzi Altunpolat; biyopolitika, hekimliğin etik-politik konumu ve iktidarın yaşam biçimleri, bedensel normlar ve kırılganlık rejimleri üretmesi üzerine Tıp Dünyası’na yazdı.

Remzi Altunpolat yazdı: “Biyopolitika: Yaşamın Yönetimi, Bedenlerin Hiyerarşisi ve Hekimliğin Etik-Politik Konumu” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Remzi Altunpolat; biyopolitika, hekimliğin etik-politik konumu ve iktidarın yaşam biçimleri, bedensel normlar ve kırılganlık rejimleri üretmesi üzerine Tıp Dünyası’na yazdı.

“Biyopolitika: Yaşamın Yönetimi, Bedenlerin Hiyerarşisi ve Hekimliğin Etik-Politik Konumu” başlıklı yazısında Altunpolat, siyasal iktidarın temel müdahale alanının yaşamın kendisi haline geldiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Modern siyaset, artık yalnızca hukuk normları, egemenlik ilişkileri ya da zor aygıtları üzerinden işlememektedir. Günümüzde siyasal iktidarın temel müdahale alanı giderek artan biçimde yaşamın kendisi hâline gelmiştir. Doğum oranlarından yaşam beklentisine, sağlık politikalarından bedensel normlara kadar uzanan geniş bir alanda siyaset; yaşamı düzenleyen, ölçen, sınıflandıran ve yöneten bir pratik olarak işler. Bu dönüşüm, modern iktidarın karakterinde köklü bir kırılmaya işaret eder: İktidar artık yalnızca itaat üretmez; yaşam biçimleri, bedensel normlar ve kırılganlık rejimleri üretir.

Bu bağlamda biyopolitika, modern iktidarın en yoğunlaştığı alanlardan birini tanımlar. Biyopolitika, yaşamı koruma, optimize etme ve uzatma iddiasıyla ortaya çıksa da aynı anda yaşamlar arasında hiyerarşik ayrımlar kuran bir yönetim mantığını da beraberinde getirir. Bazı yaşamlar korunmaya, yatırım yapılmaya ve sürdürülmeye değer kabul edilirken; bazıları ihmal edilebilir, askıya alınabilir ya da sessizce gözden çıkarılabilir olarak kodlanır. Sağlık alanı, bu ayrımların hem en görünür hem de en politik biçimde kristalize olduğu temel sahnedir.”

“Hangi yaşamların kaybının yas tutulmaya değer görüldüğü, biyopolitikanın en çıplak göstergelerinden biridir”

Altunpolat, sağlık alanında tanınabilirlik, korunabilirlik ve değer atfetme üzerinden işleyen biyopolitik bir hiyerarşinin var olduğunu vurguladı, şöyle dedi:

“Queer kuram ise, biyopolitikanın normallik üretimine odaklanır. Tıp, bu bağlamda yalnızca hastalıkları teşhis ve tedavi eden nötr bir bilgi alanı değil; “normal beden”, “sağlıklı cinsellik” ve “makbul yaşam” tanımlarını kurumsallaştıran güçlü bir iktidar aygıtıdır. Hangi bedenlerin tanınabilir, hangi yaşam biçimlerinin meşru kabul edileceği, tıbbi bilgi ile toplumsal normların kesişiminde belirlenir. Bu normallik rejimi, LGBTİ+ varoluşları homojen bir biçimde dışlamaz; aksine onları farklı düzeylerde kırılganlaştırarak düzenler. Özellikle trans ve interseks bedenler, tıbbın cinsiyet ikiliğine dayalı düzenleyici mantığı içinde sıklıkla “düzeltilecek” ya da “normalize edilecek” bedenler olarak ele alınırken; cinsel yönelimler heteroseksüelliği varsayılan bir norm çerçevesinde tanınır ya da görünmezleştirilir. Bu durum, sağlık alanında yalnızca dışlama değil; tanınabilirlik, korunabilirlik ve değer atfetme üzerinden işleyen biyopolitik bir hiyerarşinin varlığını açığa çıkarır.

Judith Butler, bu tartışmayı “kırılganlık” ve “yas tutulabilirlik” kavramlarıyla derinleştirir. Butler’a göre tüm yaşamlar ontolojik olarak kırılgandır; ancak siyasal rejimler, bazı yaşamları daha kırılgan, bazılarını ise daha korunur kılar. Hangi yaşamların kaybının yas tutulmaya değer görüldüğü, biyopolitikanın en çıplak göstergelerinden biridir. Sağlık alanında bu, kimin acısının ciddiye alındığı, kimin ölümünün istatistiğe dönüştüğü sorularında somutlaşır.”

Yazının tamamına ulaşmak için tıklayın.


Etiketler: insan hakları, kadın, medya, kültür sanat, yaşam, sağlık, siyaset, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti
GDTM