10/05/2026 | Yazar: Kaos GL
LGBTİ+ Hakları Sempozyumu, Sevilay Çelenk, Can Memiş ve Tuğçe Yılmaz’ın konuştuğu “medya ve kültür sanatta sansür” oturumu ve kapanış forumuyla tamamlandı.
Kaos GL’nin Ankara’da düzenlediği LGBTİ+ Hakları Sempozyumu, “Medya ve Kültür Sanatta Sansür” başlıklı beşinci oturum ve ardından Gökkuşağı Forumu ile tamamlandı.
Oturumda, KaosGL.org editörü Oğulcan Özgenç’in moderatörlüğünde Gazeteci Tuğçe Yılmaz, Sanat Eleştirmeni Can Memiş ve DEM Parti Milletvekili Sevilay Çelenk konuştu.
“Feminist bir kulağa sahip olmak…”
Yılmaz, “Satır Aralarından Manşete: LGBTİ+ Haberciliği” başlıklı sunumunda İstanbul Film Festivali’nin LGBTİ+ sansürünü hatırlattı. Yılmaz, sansüre karşı LGBTİ+ haberciliği ve yayıncılığının sadece LGBTİ+’lara veya LGBTİ+ ailelerine seslenmemesi gerektiğini belirterek şöyle dedi:
“Herkes bir şeyler anlatıyor, birtakım itirazlar var ve bir gürültü oluşuyor. Ama feminist bir kulağa sahip olduğunuzda o gürültünün içinde hak ihlallerini daha net görebiliyorsunuz.”
Haberlerde LGBTİ+’ların hak odaklı bir yerden ele alınmadığını söyleyen Yılmaz, “İktidarın oluşturduğu gündem yerine kendi gündemlerimize odaklanmamız gerekiyor” dedi.
“Kültür sanat alanı lubunyaların emeği üzerinden dönen bir alan”
Memiş, “Kültür Ekosisteminde Sorumluluğu Yeniden Düşünmek: Kurumların Payına Ne Düşüyor?” başlıklı sunumunda kültür sanat üreticilerinin LGBTİ+ karşıtı yasa tasarılarının kendilerini de etkileyeceğinin yeteri kadar farkında olmadığını söyledi.
Kültür ekosisteminin emeğin haklarını gözeten bir saha olmadığını, sigortasız çalışmanın ve sömürünün yaygın olduğu bir alan olduğunu hatırlatan Memiş, “Kültür sanat alanı dediğimiz alan aynı zamanda lubunyaların emeği üzerinden dönen bir alan. Bizim bu alandan beklentimiz LGBTİ+’lara dönük nefret kampanyalarına karşı net tavır alabilmeleri” ifadelerini kullandı.
Memiş, 90’lardan günümüze İstanbul Bienallerini incelediği sunumunda şöyle dedi:
“Günün sonunda bugün geldiğimiz noktada LGBTİ+’lara karşı nefret dalgasına tamamen sırtını çevirmiş, bunu gündemleştirmeyen bir bienal tasarımıyla karşı karşıyayız. Geçtiğimiz yıllarda İstanbul Onur Haftası’na mekanını açan kurumlar bugün artık bundan imtina ediyor. Geçtiğimiz yıllarda Avcılar Meis Sitesi’nden Tarlabaşı’na trans kadınların mücadelelerini anlatan filmlere yer veren İstanbul Film Festivali bugün kendi gösterdiği bir filmi bile sansürleyebiliyor. Ancak şunu unutmamak lazım: Tarih ve kültür, lubunyalardan yana. Festivalden lubunyaları çıkardığınızda, festivali de çoraklaştırıyorsunuz. Bütün bu uzlaşı söylemindeki enflasyona karşı, uzlaşmazlık zeminini yaratabilmemiz gerekiyor.”
“Temsil bir inşadır”
Son konuşmacı Çelenk ise, “Yükselen Ayrımcı Söylemler ve Dezenformasyon Karşısında LGBTİ+ ve Kadın Hakları” başlıklı sunumunda, “Hiçbir temsil, sadece temsil değildir. Temsil bir inşadır. Medya ve sanat temsilleri, temsil ettikleri anlatıların hakikatinden daha büyük tepki görürler. Temsilin inşa gücü vardır” dedi.
Söylem üzerindeki baskının azaldığı dönemlerde medya ve kültür sanatta LGBTİ+ temsillerinin eksik de olsa kendisine yer bulabildiğini hatırlatan Çelenk, “Zor gücü ve baskılar, LGBTİ+’ları temsil dışı bırakmak için kullanılıyor. Toplumsal cinsiyet karşıtlığı, bütün dünyada yükselen bir söylem ve bir dezenformasyona dayanıyor. Bu dezenformasyonun özü her yerde aynı. Sanki bütün toplumda bir infial varmış gibi davranılıyor. Oysaki, hakikat hiç de öyle değil” şeklinde konuştu.
Çelenk, toplumsal cinsiyet karşıtlığının söylemsel bir ideolojiyi dayattığını belirterek şöyle devam etti:
“Türkiye’de kamuoyu baskısıyla geri çekilen LGBTİ+ karşıtı yargı paketleri, LGBTİ+’ların varoluşunu ceza konusu yapan bir yaklaşımdı. Geri çekildi ancak tümden kaldırılmadığını da daha önceki örneklerden biliyoruz.”
Etiketler: insan hakları, medya, kültür sanat, nefret suçları, siyaset, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
.jpg)