09/01/2026 | Yazar: Kaos GL
LGBTİ+ dernekleri tarafından hazırlanan kapsamlı bilgi notu, "müstehcenlik" suçunun, hukuki bir denetim mekanizması olmaktan çıkıp LGBTİ+ varoluşunu kamusal alandan silmeye yönelik "siyasi bir sopa" olarak kullanıldığını ortaya koydu.
Fotoğraf: Dilara Açıkgöz / csgorselarsiv.org
LGBTİ+ derneklerinin ortak imzasıyla yayınlanan bilgi notunda, TCK 226. maddesinin muğlak yapısı ve "genel ahlak" gibi öznel kavramların, yargı eliyle nasıl bir sansür ve kriminalizasyon aracına dönüştürüldüğü detaylandırıldı.
Rapora göre, yasa maddesi örgütlenme özgürlüğünden sanata, dijital platformlardan trans kadınların yaşam hakkına kadar geniş bir yelpazede sistematik hak ihlallerine gerekçe yapılıyor.
"Muğlaklık, keyfi yargılamaya kapı aralıyor"
Bilgi notunda, TCK 226’nın "müstehcenlik" kavramına dair açık bir tanım getirmediği, sınırların yargıçların kişisel kanaatlerine ve dönemin siyasi atmosferine göre şekillenen "genel ahlak" algısına bırakıldığı vurgulandı. 2004’teki TCK reformu sırasında kadın örgütlerinin "tanımsız ifadelerin keyfi kısıtlamalara yol açacağı" yönündeki uyarılarının hatırlatıldığı metinde, bugünkü tablonun bu endişeleri doğruladığı belirtildi.
Uluslararası hukuk standartlarına göre müstehcenliğin rızasızlık, şiddet veya çocukların korunması gibi somut kriterlerle sınırlandırılması gerekirken, Türkiye'de bu maddenin LGBTİ+ kimliğinin kendisini "suç" unsuru gibi göstermek için kullanıldığına dikkat çekildi.
Örgütlenme özgürlüğüne "müstehcenlik" kilidi
Raporda, müstehcenlik suçlamasının LGBTİ+ derneklerini kapatmak ve sivil toplumu susturmak için sistematik bir strateji olarak kullanıldığına dair çarpıcı örnekler yer aldı:
- Genç LGBTİ+ Derneği: Derneğin sosyal medya hesaplarında yer alan trans içerikli görseller ve paylaşımlar gerekçe gösterilerek, "aile yapısına zarar verdiği" ve "müstehcen olduğu" iddiasıyla dernek hakkında kapatma kararı verildi.
- Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM): On beş yıldır faaliyet gösteren merkez, LGBTİ+ haklarına dair etkinlikleri nedeniyle hedef gösterildi. Denetçi raporlarında temel hak savunuculuğu, "çocukların cinsel kimliğini etkileyecek propaganda" ve "müstehcenlik" olarak nitelendirilerek fesih davasına gerekçe yapıldı.
Sanat ve yayıncılıkta "poşet" sansürü
TCK 226’nın kültürel üretimi nasıl boğduğu, raporda tarihsel ve güncel örneklerle sunuldu. Kaos GL Dergisi’nin 2006 yılındaki "Pornografi" sayısının toplatılması ve AİHM’in yıllar sonra gelen ihlal kararına rağmen toplatılan nüshaların ancak 2025 yılında iade edilmesi, sürecin yavaşlığını ve yıpratıcılığını gözler önüne serdi.
Raporda ayrıca şu örneklere dikkat çekildi:
- Gençlerin aşkını konu alan "Kalp Çarpıntısı" (Heartstopper) çizgi romanının "muzır neşriyat" ilan edilerek poşete sokulması.
- Dünya edebiyatının klasikleri arasında yer alan Guillaume Apollinaire eserlerinin dahi "müstehcenlik" suçlamasıyla yargılanması.
- Mabel Matiz’in şarkı sözlerinin ve Huysuz Virjin tiplemesinin "çocuklara zararlı" ve "tahrik edici" bulunduğu gerekçesiyle sansürlenmeye çalışılması.
Dijital tecrit ve sanal devriyeler
Bilgi notunda, Grindr ve Hornet gibi tanışma uygulamalarının, içerikte somut bir suç unsuru gösterilmeksizin, sadece eşcinsel kullanıcıların varlığı nedeniyle "fuhuş ve müstehcenlik" ile ilişkilendirilerek erişime engellendiği hatırlatıldı.
Özellikle trans kadınların dijital ve fiziksel güvenliğinin TCK 226 eliyle tehdit edildiği vurgulanan raporda; Emniyet’in "sanal devriye" uygulamalarıyla trans kadınların sosyal medya paylaşımlarının suç unsuru sayıldığı, Ankara’da sadece bu gerekçeyle çok sayıda dosya açıldığı belirtildi. Ayrıca trans seks işçilerinin evlerinin "gizli fuhuş" bahanesiyle mühürlenmesinin, barınma hakkının gaspı anlamına geldiği ifade edildi.
LGBTİ+ hareketinin talepleri
Ortak bilgi notunun sonuç bölümünde, LGBTİ+ örgütleri şu acil talepleri sıraladı:
“TCK 226 ve TCK 225 gibi muğlak hükümlerin geniş, öznel ve politik yorumu, LGBTİ+ hareketine karşı bir "düşman hukuku" pratiği olarak işlemektedir. Bu durum, uluslararası insan hakları yükümlülüklerine ve demokratik toplum ilkelerine açıkça aykırıdır. Yargı mekanizması, LGBTİ+’ları sivil toplumdan silmek ve kriminalize etmek için bir araç olarak kullanılmaya devam edilmektedir.
1. TCK 226 Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması/Kapsamının Daraltılması: TCK’nın 226. maddesindeki "müstehcenlik" suçunun tamamen kaldırılması veya uluslararası standartlara uygun olarak, yalnızca çocukların pornografik içeriklerden korunmasına odaklanacak şekilde somut ve ölçülebilir kriterlerle yeniden düzenlenmesi zaruridir.
2. Genel Ahlak Kavramının Hukuktan Çıkarılması: "Müstehcenlik" ve "genel ahlak" gibi subjektif ve muğlak kavramların, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına son vermek amacıyla, hukuki düzenlemelerden çıkarılması gerekmektedir.
3. Kültür, Sanat ve Edebi İfade Özgürlüğünün Korunması: Sanat, kültür ve bilim alanındaki ifade biçimleri açıkça cezai yaptırım kapsamı dışına çıkarılmalı, yargıya bu konuları dar yorumlama yükümlülüğü getirilmelidir.
4. Ayrımcılık Yasağının Genişletilmesi: Ayrımcılık yasağı hükümlerine, "cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği"nin eklenmesi, LGBTİ+’ların yasal güvencesini sağlayacaktır.
5. Transların ve Seks İşçilerinin Kriminalizasyonuna Son Verilmesi: Transların sosyal medya paylaşımları ve bedenleri üzerinden yürütülen "müstehcenlik" soruşturmalarına, sanal devriye uygulamasına ve seks işçilerine yönelik Kabahatler Kanunu gibi dolaylı kriminalizasyon araçlarının kullanılmasına son verilmelidir.
6. Örgütlenme Özgürlüğüne Saygı: Genç LGBTİ+ Derneği hakkındaki kapatma kararının bozulması ve TTM gibi insan hakları örgütlerine yönelik "siyasi tasfiye" ve yargı tacizi süreçlerinin derhal durdurulması gerekmektedir.”
Bilgi notuna ulaşmak için tıklayın
Etiketler: insan hakları, kadın, medya, kültür sanat, yaşam, çalışma hayatı, barınma, tarihimizden, özel haber, araştırma, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks, müstehcenlik, örgütlenme özgürlüğü
