25/05/2026 | Yazar: Kaos GL
Hormon Hakkım Kolektifi’nden Ecmel Deniz ve TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu’ndan Prof. Dr. Ayşe Gültekingil, sağlık hakkının kadınlar ve LGBTİ+’lar için ne anlama geldiğine ve iktidarın sağlık hakkına yönelik müdahalelerine ilişkin muzir.org’tan Cansu Erginkoç’a konuştu.
Hormon Hakkım Kolektifi’nden Ecmel Deniz ve TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu’ndan Prof. Dr. Ayşe Gültekingil, sağlık hakkının kadınlar ve LGBTİ+’lar için ne anlama geldiğine, mücadele pratiklerine ve iktidarın sağlık hakkına yönelik müdahalelerine ilişkin muzir.org’tan Cansu Erginkoç’a konuştu.
Gültekingil, modern tıp ile patriyarkal düzenin sağlık alanında da bir iktidar olarak kendini var ettiğini belirtti, şu ifadeleri kullandı:
“Toplumsal cinsiyet körlüğü nedeniyle tıp hâlâ bedeni genç, sağlıklı, beyaz erkek bedeni olarak kodluyor; hem tıbbi araştırmalar hem sağlık hizmetleri bu perspektifle sunuluyor. Bunun somut bir örneği kalp krizi. Kalp masajı tekniği erkek bedeni üzerinden geliştirilmiş. Klinik bulgular erkek hastalardan elde edilen verilere göre öğretiliyor. Oysa kadınlarda hastalık çok farklı semptomlarla seyredebiliyor; bu bilinmediği için tanı atlınıyor, ölüm riski artıyor. Fibromiyalji gibi kadınlarda sık görülen hastalıklar ise tıp eğitiminde hâlâ “psikolojik rahatsızlık” olarak anlatılıyor. Yıllarca ağrı çeken, inandırılamayan, doğru tedaviye ulaşamayan kadınlar var bu sistemin mağdurları arasında.”
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin tıp fakülteleri tarafından yeniden üretildiğini vurgulayan Gültekingil, “Yapısal bir dönüşümden çok uzaktayız” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“LGBTİ+ sağlığının, medikal kürtajın ve gebeliği önleyici yöntemlere dair bilgilerin müfredata yeterince alınmadığını biliyoruz. Kadın-doğum uzmanlık eğitiminde doğum ve tüp bebek gibi pronatalist öğelere ağırlık veriliyor; gebelik sonlandırma öğretime daha az dahil ediliyor. Yapısal bir dönüşümden henüz çok uzaktayız.”
“Devlet eliyle yaratılan bir sağlık krizi”
Hormon ilaçlarına erişim sürecinin nasıl kısıtlandığını anlatan Ecmel Deniz, hormon tedavisinin ertelenebilir bir konfor olmadığını belirterek şunları kaydetti:
“Sürecin ilk büyük eşiği 20 Kasım 2024’te geldi: testosteron içeren ilaçlar, GnRH analogları ve 2 mg ve üzeri östrojen içeren bazı ilaçlar için e-reçete zorunluluğu ve İlaç Takip Sistemi üzerinden kota uygulaması getirildi. “Kötüye kullanımın önlenmesi” diliyle sunuldu; ama sonuç, eczanenin temin kapasitesinin de sisteme bağlanması oldu. Ardından 25 Haziran 2025 tarihli yazıyla 81 il valiliğine 21 yaş altına fiili yasak gönderildi. Bu, Türk Medeni Kanunu’nun 40. maddesindeki 18 yaş eşiğiyle de çelişen idari bir kısıtlamaydı. 2026 başında ise TTB, F64 tanı koduyla hormon içeren ilaçların e-reçetede yazılamadığına dair hekimlerden bildirim aldığını duyurdu. Sistem yalnızca reçeteyi zorlaştırmakla kalmadı; kimi vakalarda doğrudan imkânsızlaştırdı. Hormon tedavisi ertelenebilir bir konfor değil. Translar açısından beden bütünlüğü, psikososyal iyilik hali, kemik sağlığı, metabolik denge ve ameliyat sonrası yaşamın sürdürülebilirliği için gerekli. TTB de gonadların alındığı ameliyatların ardından hormona erişilememesinin geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabileceğini açıkça belirtiyor.”
Ecmel Deniz, hormon ilaçlarına erişimin engellenmesinin bürokratik bir cezalandırma olduğunu söyledi, şu ifadeleri kullandı:
“Bir sağlık politikasının dayanağı tıbbi kanıt değil de “aile”, “kültürel tehdit”, “değerler” gibi ideolojik çerçeveler olduğunda, orada halk sağlığı önleminden değil belirli bedenleri hizaya sokan idari bir rejimden söz ederiz. F64 tanı koduyla reçete yazılamıyor ama başka endokrin kodlarıyla aynı ilaç yazılabiliyor. Bu farmakolojik bir sorun değil; transların varlığının idari olarak sınırlandırılması.”
Yasal yollardan hormona erişemeyen transların ilaç temin etmeye çalıştığını aktaran Ecmel Deniz, durumun devlet eliyle yaratılan bir sağlık krizi olduğunu vurguladı:
“Arkadaş çevrelerinden ilaç temin etmeye çalışma, stok yapma, dozları kendi başına ayarlama, yurt dışından ya da kayıt dışı kanallardan ürün arama… Bunların her biri yanlış dozdan sahte ürüne, izlemsiz kullanımdan ani kesintinin ruhsal ve bedensel sonuçlarına kadar ciddi riskler doğuruyor. Devlet bu zararı öngörebiliyor. Buna rağmen sistematik olarak kısıtlamayı sürdürüyorsa bu bir kaza değil, kamusal sorumluluğu olan bir zarar. Evet, bu devlet eliyle yaratılan bir sağlık krizidir.”
Haberin tamamına ulaşmak için tıklayın.
Etiketler: insan hakları, kadın, yaşam, sağlık, sağlık hakkı, trans, lgbti, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
