29/07/2026 | Yazar: Belgin Günay
Tanılar silinebilir, tanılar konulabilir. Davalar açılabilir, kaybedilebilir, kazanılabilir. Ama örgütlü bellek, birbirimizin elinden tutarak aktardığımız hafıza, onlardan daha dayanıklı çıktı bugüne dek. Ve çıkmaya devam edecek.
Bir tanı, bir bedeni değiştirebilir. Bir damga, bir hayatı.
1990'dan önce dünyada milyonlarca insan, bir psikiyatri sınıflandırmasının içinde yaşadı. Eşcinsellik, Dünya Sağlık Örgütü'nün Uluslararası Hastalık Sınıflandırması'nda (ICD) bir tanı koduydu. Bu, soyut bir bürokratik ayrıntı değildi: insanlar bu sınıflandırma sayesinde zorla tedaviye tabi tutuldu, çocuklarından edildi, işlerini kaybetti, kurumsal şiddete maruz kaldı. Tanının kendisi bir silah olarak kullanıldı.
17 Mayıs 1990'da bu kod silindi. Ama silinen yalnızca bir kod oldu, iktidarların mantığı silerek ortadan kaldırılamıyor, dolayısıyla mücadele hala devam ediyor. Bunu biliyoruz; çünkü aynı mantık, başka bedenler üzerinde yaşamaya devam ediyor.
Bir "hastalık" nasıl icat edilir, nasıl kaldırılır?
Eşcinselliğin ICD'den silinmesi bir anda gerçekleşmedi. On yıllar süren aktivizmin, baskının, bilimsel tartışmanın ürünüydü. Ve bu süreç bize şunu öğretti: tıbbi sınıflandırmalar asla salt bilimsel değildir. İçinde siyaset taşır, ahlak taşır, iktidarların o dönemki ihtiyaçlarını taşır. "Hastalık" etiketi bir bedenin kendisiyle değil, o bedene bakıldığında görülmek istenenlerle ilgilidir.
Eşcinsellik ICD'den çıktıktan sonra trans kimlikler "transseksüalizm" adıyla ICD-10'da mental bozukluk olarak kalmaya devam etti. 2018'de yayımlanan ICD-11 ile bu da değişti: "transseksüalizm" tanısı kaldırıldı, yerine "cinsiyet uyumsuzluğu" kavramı geldi ve mental hastalıklar bölümünden cinsel sağlık bölümüne taşındı. Bu değişiklik, WHO tarafından bir milat olarak nitelendirildi; trans kimliğinin artık ruhsal hastalık olarak sınıflandırılmayacağının resmi ilanıydı. Ama aynı süreç interseks insanlar için işlemedi. İşlemedi; çünkü daha başlamadı bile.
ICD-11 ve interseksin patolojikleştirilmesi: Bitmemiş bir hesaplaşma
WHO, onlarca yıl içinde LGBTİ+ bireylere ilişkin patolojikleştirici sınıflandırmaları gözden geçirip ICD'den kaldırdı. Ancak interseks varyasyonlara, yani cinsiyete ilişkin doğumsal farklılıklara dair sınıflandırmalar patolojikleştirilmeye devam ediyor.
Üstelik ICD-11 durumu iyileştirmek bir yana, kötüleştirdi. ICD-11, "cinsiyet gelişim bozuklukları" (disorders of sex development — DSD) gibi yeni ve patolojikleştirici bir dil getirdi. Bu ifade, interseks aktivistler tarafından 2006'dan bu yana damgalayıcı ve zararlı olduğu gerekçesiyle reddediliyordu.
Bu yalnızca bir kelime meselesi değil. ICD-11'deki kodlar; rıza alınmadan gerçekleştirilen genitoplasti ve gonadektomi gibi müdahaleleri fiilen meşrulaştırıyor. Bu müdahaleler, WHO'nun kendi belirlediği insan hakları standartlarını ihlal ediyor. Yani kurum, bir yanda insan haklarını savunurken öte yanda aynı insan haklarını çiğneyen uygulamaları olanaklı kılan bir sınıflandırmayı sürdürüyor.
2019’da, dünyanın her bölgesinden elliden fazla interseks örgütü, WHO'yu bu durumu protesto eden ortak bir bildiri yayımladı. Bildiri, ICD-11'in interseks bireylerin tıbbi ortamlarda maruz kaldığı onlarca yıllık işkence ve kötü muameleyi pekiştirdiğini öne sürdü.
Aynı yıl, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri de bu durumu açıkça eleştirdi. ICD-11'in trans bireylere ilişkin adımları olumlu karşılarken interseks konusunda hiçbir ilerleme kaydedilmemesini derin bir hayal kırıklığıyla nitelendirdi; "cinsiyet gelişim bozuklukları" gibi ifadelerin metinde kalmaya devam ettiğini vurguladı ve reşit olmayanlara uygulanan tıbbi açıdan gereksiz "normalleştirme" ameliyatlarının insanlık dışı muamele kapsamına girebileceğini hatırlattı.
Bebekler, çocuklar, ergenler. Henüz konuşamayan, ne yaşandığını anlayamayan, rıza veremez olan bedenler. Ailelerine "düzeltilmesi gereken bir şey var" deniliyor, ameliyat masasına yatırılıyorlar ve cinsiyet kimliklerine başkaları karar veriyor. Üstelik bu, 2026'da hâlâ devam ediyor.
Aktivistler ve araştırmacılar, WHO'ya DSD yerine "cinsiyete ilişkin doğumsal varyasyonlar" gibi patolojikleştirmeyen bir dil benimsemesini öneriyor. Ayrıca rıza alınmaksızın uygulanan müdahaleleri kolaylaştıran tüm kodların gözden geçirilmesini ve bu müdahalelere maruz kalmış kişiler için onarıcı bir ICD kodu oluşturulmasını talep ediyor.
Bu bir dilbilgisi tartışması değil. Bu, bir çocuğun kendi bedeni üzerinde söz sahibi olup olmadığının tartışmasıdır.
Defne Güzel davası: İnterseks haklarını savunmak "suç" mu?
Patolojikleştirme mantığının tıbbi alanın dışına nasıl taştığını görmek istiyorsanız, Defne Güzel davasına bakın.
17 Mayıs Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Defne Güzel hakkında, derneğin interseks haklarına ilişkin yayımladığı bir kitap ve sergi kataloğu gerekçe gösterilerek "genel ahlaka aykırılık" iddiasıyla Dernekler Kanunu'na muhalefet suçlamasıyla dava açıldı. Ankara 74. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, 1 ila 3 yıl arasında hapis cezası talep ediliyor.
Dava bir anda ortaya çıkmadı. 2024 yılında İçişleri Bakanlığı'nın aldığı merkezi bir kararla başlayan sistematik denetim dalgası 17 Mayıs Derneği'ni de kapsadı. İdari ve mali kayıtlardan dijital ifade biçimlerine kadar tüm faaliyetler incelendi. Soruşturma kapsamında atanan uzman bilirkişi heyeti, 9 Temmuz 2025 tarihli raporunda derneğin faaliyetlerinin tüzük amaçlarıyla tamamen örtüştüğünü ve herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını açıkça tespit etti.
Hukuk buydu. Ama savcılık bu raporu görmezden geldi.
Dahası, dernekle hiçbir hukuki ya da organik bağı bulunmayan üçüncü şahısların sosyal medyada #MyIntersexStory etiketiyle yaptığı paylaşımlar bile dosyaya dahil edilerek Güzel'e suçlama olarak yöneltildi. Hukukçular bunun ceza hukukunun en temel ilkelerinden biri olan "suçun şahsiliği" ilkesini doğrudan ihlal ettiğini belirtti.
İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı, bilirkişi raporlarının dernek faaliyetlerinin hukuka uygun olduğunu ortaya koymasına karşın bu görüşlerin yok sayılmasının, yargı sürecinin hukuki değil siyasi saiklerle ilerlediğine dair ciddi soru işaretleri yarattığını vurguladı.
Davanın ilk duruşması, bilinçli olarak seçilmiş bir tarihte planlandı: 12 Mayıs 2026 — Homofobi, Bifobi ve Transfobi ile Mücadele Günü'nden tam beş gün önce. Bu tesadüf değildir.
Defne’nin yargılanmasına yol açan “Benim İnterseks Hikayem” kitabı, farklı Avrupa ülkelerinden yetişkin interseks aktivistlerin çocukluklarında yaşadıkları hak ihlallerini aktardıkları bir kitap. Bu hikayeler, yani tanıklıklar, çocukların yaşadıkları istismarların durdurulması için aktarılıyor. Durum böyleyken çocuklara zarar verebileceği iddiasıyla yargılanması çok acı.
Defne Güzel’e tanığız
2010’lar. Beş interseks, çok farklı arka planlardan gelen, farklı şehirlerde yaşayan, farklı yaşlardan beş kişi. İlk kez bu kadar yoğun birlikte vakit geçiriyoruz. İstanbul’da bir Airbnb evinde gece birlikte kalmışız, Boysan’ın evinde harika bir interseks söyleşisi yapmışız, şimdiyse Özgür Renkler’in davetiyle Bursa’ya gidiyoruz. Arkadaşımızın esnaf tipi arabasına doluşmuşuz, nasıl keyifli bir heyecan, adeta turneye çıkmışız. Bursa’ya geldik, arkadaşlarla tanıştık, etkinlik mekânını gördük. Özgür Renkler’den arkadaşların arasında sessiz, durgun, narin bir kız var, dediler ki “O bugünlerde kötü bir haber aldı, onun etkisinde. O yüzden pek konuşamıyor”. O kızı daha sonraki yıllarda da görmeye devam ettik ve kendisini nasıl büyüttüğünü hayranlıkla izledik.
Defne Güzel, trans hakları, HIV+ hakları, cinsel sağlık ve üreme sağlığı ve genel olarak insan hakları alanında Türkiye’nin yüz akı aktivistlerinden birisi. Biz interseks aktivistleri olarak onun bu mücadeleye ilk adım attığı yıllardan bugünkü gurur verici noktaya gelişine kadarki sürece yakından tanığız. Bu süreçte Defne interseks hak mücadelesinin her zaman yanında oldu. Bursa’da olduğu yıllarda o dönem içinde bulunduğu kurum interseks aktivistlere alan açan, birlikte etkinlik yapma fırsatı sunan ilk kurumlardan oldu, sonrasında nerede örgütlenirse örgütlensin Defne’yi yine yanımızda gördük. Birlikte büyüdük desek yalan olmaz. Yöneticisi olduğu 17 Mayıs Derneği’nde de bu mücadeleye yer açtı ve intersekslerin sesini duyurması için elinden geleni yaptı. Üstelik bunu emek ve zaman harcadığı başka pek çok mücadelenin yanı sıra yaptı. Defne’nin emeklerinin yargılanması, kriminalize edilmesi değil, ödüllendirilmesi gerekiyor.
Patolojikleştirme ve kriminalizasyon: Aynı madalyonun iki yüzü
ICD'nin interseksi "bozukluk" olarak tanımlaması ve bir dernek başkanının interseks haklarını savunduğu için yargılanması arasında bir süreklilik var. Her ikisi de aynı soruyu soruyor: Bu beden, bu haliyle var olabilir mi? Bu kimlik, bu haliyle konuşabilir mi?
Tıbbi sınıflandırma "hayır" dediğinde, tedavi masası devreye giriyor. Yargı "hayır" dediğinde, mahkeme salonu devreye giriyor. Araçlar farklı; mantık aynı.
Ve biz bunu bedenlerimizde öğrendik.
Baharın o büyülü, hızlı günlerini hatırlıyoruz — 1 Mayıs kalabalıklarından 17 Mayıs yürüyüşlerine, oradan Haziran'ın renkli coşkusuna uzanan yolculuğu. Şehir şehir gezdik. Birbirimizi bulduk. Sokaklar bize, bir anlığına da olsa, ait hissettirdi. Utanç üzerimize zorla giydirilen bir üniforma oldu; biz onu çıkardık, yere attık.
Son on yıldır bu bahar üzerinde ağır bir gölge var. Yürüyüşler yasaklandı. Alanlar kapandı. Dernekler kapatıldı, hak savunucuları yargılandı. Ama gölgenin varlığı güneşin olmadığı anlamına gelmiyor; baharın bitmediği anlamına gelmiyor.
Onur; yalnızca bir yürüyüşte, yalnızca bir sloganda değil. Gündelik hayatlarımızda, sevgimizi söyleyiş biçimimizde, birbirimize tutunma şeklimizde, korku ve kaygılara rağmen mücadeleye devam eden bedenlerimizde yaşıyor. Bir kitap çıkarmakta, o kitap için yargı önüne çıkarılmakta ve yine de ayakta durmakta yaşıyor.
17 Mayıs Derneği'nin interseks haklarına ilişkin çalışmaları "genel ahlaka aykırı" bulundu. Ama beden üzerinde rızasız cerrahi müdahale; beden üzerinde sınıflandırma dayatmak; bilirkişi raporunu görmezden gelerek dava açmak — bunlar ahlaka aykırı değil mi?
Bu sayfa, bu yazı, bu dergi — o sorunun kayıt altına alınmış hali.
Tanılar silinebilir, tanılar konulabilir. Davalar açılabilir, kaybedilebilir, kazanılabilir. Ama örgütlü bellek, birbirimizin elinden tutarak aktardığımız hafıza, onlardan daha dayanıklı çıktı bugüne dek. Ve çıkmaya devam edecek.
Kaos GL dergisine abone olun
Bu yazı ilk olarak Kaos GL Dergisinin 17 Mayıs dosya konulu 208. sayısında yayınlanmıştır.
Abone olmak veya tek sayı satın almak için tıklayın.
*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.
Etiketler: insan hakları, nefret suçları, aile, dava, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
