10/09/2026 | Yazar: Arzu Bulut

Tüm bunlar adına, söyleyeceğim son söz, herkesin sorumluluk sahibi olduğu ve bu sürece dahil olması gerekliliğidir, özgürlüğün vekalet edilen bir şey değil bir emek hali olduğuna inanıyorum.

Barışı korkulara kaptırmamak Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Fotoğraf: Hannah Cauhépé

Deneyimi ve kendisini, onun içinde gelişebilecekleri, deneyimin etrafını saran korkuya kaptırmamak gerek. Bunu en çok dolaptan çıkanlar, yani LGBTİ+lar daha iyi bilirler. Çünkü lubunyalar var olmanın kendisini ve aşkı korkuya kaptırmadıkları gibi; devlete, topluma, ailelerine, yaşamları pahasına açılarak, beyan verip, patriyarkayı korkutanlardır. Korkuyu patriyarkaya geri teslim edip hayatta kalmış olanlardır.

Kürt sorununun çözümü özelinde bugünlerde barışı ve Türkiye’nin demokratikleşmesini konuşuyoruz. Böylesi kıymetli bir süreçten geçerken trans lezbiyen Kürt bir kadın olarak sözümü söylemek isterim.

Öncelikle bir çoğumuzun yakınındaki kayıpları, başta çocukluk arkadaşlarımı ve bu zamana dek yaşamını kaybetmiş her canı saygıyla anıyorum…

Tıpkı aşk gibi mücadele aşkını da, özgürlüğü ve barışı da; korkulara, değersizliklere bizi mağlup eden tartışmalara kaptırmamak gerek.  Bu anlamda Nazan Üstündağ'ın İlke Tv’de yaptığı eleştirileri  misal "Kendinizi o kadar merkeze koyuyorsunuz ki, Kürt hareketinin size en doğru argümanla gelip sizi ikna görevini ona biçiyorsunuz. Böyle bir şey olamaz" açıklamasını ve barışın kendisinin “ilişkiler kurmak olduğu” bilgisini hatırlatmasını kıymetli buluyorum.Çünkü bu açıklamalar ile aslında Üstündağ sorumluluğun herkeste olduğunu ve bir emek hali olduğunu belirtmiş oluyor. İlke Tv’deki yayının ardından bilhassa sosyal medyada çok sert tartışmalar yaşandı. Üstündağ’ın açıklamlarına dönük yapıcı olabilecek bir çok eleştirinin yanı sıra olumsuz eleştiriler de yapıldı  Bu süreçte gelişen tartışmaları karşılayabilmek ve daha fazlasını hak eden bir muhataplığı, yani barışın yol açan dilini geliştirmemiz gerekliliğine inanıyorum.

Savaş ancak bu tartışmaların yerelleşmesi ve demokratik adımların hızla atılması ile bir düğüm gibi çözülecek. Bu doğrultuda öncelikle akademi yahut entellektüelite denilen şeyin kendisinin de yerelleşmeye ihtiyaç duyduğuna inanıyorum. Bu tartışmanın boyutu topluma indikçe ve bireylerdeki korkular hakikat ile çözüldükçe toplumsal barışa ancak kapı aralanabilecektir-gelişebilecektir. Yahut savaş sorunsallaştırılıp çözülecektir.

Şimdilik burada olan şey, bu barış ve özgürleşme sürecinin salt bu tartışmalar eşliğinde değil; fiilen de birçok alanda toplumsallaşıp yerelleşmeye ihtiyacı olduğu gerçeğidir. Tartışmaları sembolik halden çıkartan, onları eylemselleştiren bir yaklaşımı savaşı çözerken sokak sokak örmeliyiz de.

Neden bu akademik tartışma online ya da yüz yüze "savaşı çözerken barışı örüyoruz" adında herkese açık bir forum buluşmalarında halk sohbetleşmesinden geçmesin ki?

Neden barışın açık mikrofonunu kurmayalım ve bilginin kolektif bir hal olduğunu buradan beslenip o toplumsal entellektüeliteyi yaratmayalım.

Bu sürecin en çok şuna buna vs.. değil çok yönlü dinamiklere ihtiyaç duyduğu ve sorumluluklar yüklediğini belirtmek gerek. Burada bir öncelik tartışmasından ziyade hangi dinamiklere ihtiyaç duyulduğunu ve onlarla barış ve demokratikleşme sürecinin kalabalıklaşmanın nasıl mümkün olduğunu konuşmak gerek.

Savaş nasıl birçok dinamiğin eylemselliği ise barışın da ihtiyaç duyacağı bu dinamikleri açıkça konuşmak gerek.

Sevgili Sırrı Süreyya Önder’i de hatırlayarak ve özlemle anarak: sinema, tiyatro, sanat alanında neler yapılacak, edebiyat; öykülerimiz ve şiirlerimiz neler anlatacak, galeriler duvarlarında barışın resmini taşıyacak mı, sokak sergileri, hafıza mekanları bu süreçte bilfiil sorumluluk alacak mı, barış anlatısını topluma sanat ile sunulabilecek mi?  

Evet bu mümkün ama tümü öncelikle emek haline ve barışın diline, karşılama biçimlerine ihtiyaç duymaktadır. Yakın zamanda Alevi Aydınlar Bildirgesi ve onun açtığı tartışma alanı bizlere gösteriyor ki; daha farklı karşılama formlarını sahiplenmeliyiz. Hiç şüphesiz LGBTİ+lar ve barış konusu açıldığında da bu tür fırtınalar kopacaktır.

Muhatabiyeti, barış yaklaşımı ile karşılayıp, sorunları sorunsallaştıran bir tartışma alanına döndürerek barışı örecek deneyimleri korkulara kaptırmamalıyız.

Tüm bunlar adına, söyleyeceğim son söz, herkesin sorumluluk sahibi olduğu ve bu sürece dahil olması gerekliliğidir, özgürlüğün vekalet edilen bir şey değil bir emek hali olduğuna inanıyorum.

Haydi, hepimiz kollarımızı sıvayalım, barışı, korkuya – aşkı da nefrete kaptırmayalım.

/Aziz’lere, Mustafa’lara, Ayşe’lere, Paramaz’lara--- ????

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, siyaset, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks, barış
İstihdam