28/05/2026 | Yazar: Emir Okul

Devlet, varlığı ve amacı gereği, bünyesinde yaşayan insanların tüm hayatlarını daha onlar doğmadan ve belki de nesilleri öncesi dahi dünyaya gelmeden kurgulayan bir mekanizmadır. Bu kurguyu oluşturmak zorundadır veya böyle olduğuna inanılır zira “bekası” ve elbette üstüne kurulduğu sistemler ile birlikte otoritesinin devamlılığı buna bağlıdır.

Patriyarkal devletin kuruluşuna ve hayatlarımızı kuşatma motivasyonuna kısa bir bakış Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Devlet, varlığı ve amacı gereği, bünyesinde yaşayan insanların tüm hayatlarını daha onlar doğmadan ve belki de nesilleri öncesi dahi dünyaya gelmeden kurgulayan bir mekanizmadır. Bu kurguyu oluşturmak zorundadır veya böyle olduğuna inanılır zira “bekası” ve elbette üstüne kurulduğu sistemler ile birlikte otoritesinin devamlılığı buna bağlıdır. 

Bu kapsamda devlet, daha biz doğmadan bizlere cinsiyet atar, ikiyle sınırlandırır, buna dayalı olarak örneğin oynayacağımız oyuncaklara -oynamamıza izin ve imkan veriliyorsa-, odamızın rengine -odamız olması mümkünse- ve sonrasında evleneceğimiz kişinin cinsiyetine -herkes evlenmek zorunda-, kaç çocuk yapılacağına -çocuk yapmak elzem-, yaşamımız boyunca hangi tedavilere hayatımızın hangi aşamasında erişeceğimize -örneğin evli değilseniz HPV aşısı olmanıza gerek yoktur çünkü evli olmadığınız için sevişmeniz mümkün değildir-, varana kadar tüm hayatımızı bizim adımıza kurgular ve bu kurgunun dışına çıkanları da kriminalize ederek, özellikle kelimelerin bizimki kadar rahat kullanılabildiği bir ülkeyse, terörist (!) dahi ilan edebilir. 

Elbette günümüzde devletin bu dayatmalarının çeşitli nedenleri, tarihsel kökenleri vardır. Modern devletin kuruluş ve gelişim aşamasına bakıldığında ise kurgulanan hayatlarımızın verildiği son şekline dair motivasyonların nedenlerinin emarelerini görmek mümkündür.

Carole Pateman, Cinsel Sözleşme isimli kitabında “İlk sözleşmeyi erkekler yapar” ifadelerine yer vermiştir. Devletin kuruluş aşamasını açıklamak için geliştirilen teoriler olan toplum sözleşmesi teorilerine dair bir eleştiri sunduğu bu kitabında herkesin eşitliğine dayandığı iddia edilen toplum sözleşmesi teorilerinde “gizli” bir şekilde kadınların erkeklere tabiiyetinin yaratıldığı cinsel sözleşmeyi anlatır. Her ne kadar birçok eleştirinin konusu olsa da bu kitabın, cinsel sözleşme hakkında konuşmak üzere önemli rehber bir kaynak olduğunu söylemek mümkündür. Bu sürecin tarihsel gelişimine bakmak amacıyla da modern devletin kuruluş sürecine ve başat aktörlerine bir göz atmakta yarar vardır. 

Günümüzdeki anlamıyla modern devletin erken temelleri, 15. ve 16. yüzyıllarda atılmaya başlanmıştır. Bu dönemden önce hükümdarın hükmetme yetkisinin Tanrı tarafından verildiğine inanılır, siyasal meşruiyet büyük ölçüde dini otoriteden beslenirdi. Ancak Rönesans’ın yarattığı entelektüel iklim, Coğrafi Keşiflerin açtığı yeni ticaret yolları, bankacılık ve ticaretin gelişmesi ile birlikte piyasa dengeleri değişti. Bu ekonomik dönüşüm, şehirli tüccar sınıfın (burjuvazi) güçlenmesini sağladı. Feodal beylerin yerel iktidarı hem kralın hem de burjuvazinin çıkarlarına aykırıydı. Krallar, burjuvazinin mali desteğini alarak feodal soylulara karşı merkezi otoriteyi güçlendirdiler; burjuvazi ise ticaretin ve mülkiyetin korunması için güçlü bir merkezi devleti destekledi. Bu karşılıklı çıkar ilişkisi, merkantilizm politikalarıyla birlikte -daha sonra kapitalizme evrilmek üzere- hukuki ve idari reformları hızlandırdı. Hukukun rasyonelleşmesi, yalnızca ekonomik düzeni güvence altına almakla kalmadı; aynı zamanda kilisenin hukuki alandaki tekelini de sarstı. Buna paralel olarak Reform hareketleri, ulusal kiliselerin ortaya çıkışı ve seküler yönetim anlayışının güçlenmesiyle din adamlarının siyasal gücü azaldı. Böylece modern devletin, özellikle de seküler iktidar modelinin temelleri atılmış oldu; ancak bu süreç yavaş ilerledi ve 18. yüzyıldaki Aydınlanma ve devrimlerle olgunlaştı.

Özetlenen tarihsel gelişimde, geleneksel ve Tanrı’dan gelen iktidar anlayışı yerini, yavaş yavaş modern devlet düşüncesine bırakmıştır. Niccolò Machiavelli, Jean Bodin ve Thomas Hobbes; fikirleriyle bu dönüşümün teorik temellerini atmış, bu nedenle modern devlet teorisinin kurucuları arasında sayılmışlardır. Bu üç düşünür en temelde, devleti yönetme yetkisinin tanrıdan gelmediğini, bu yetkinin toplum kaynaklı bir yetki olduğunu söylemiştir. İlk olarak Machiavelli, laik devlet ve siyasal iktidar kurgusunu yapmıştır. Daha sonra Bodin ise egemenlik ifadesini ilk kez kullanan düşünür olarak bu ifadenin tanımını/temel özelliklerini açıklamış ancak bunu tamamen Tanrı’dan bağımsızlaştırmamıştır. En nihayetinde Hobbes ise ilk kez ortaya attığı toplum sözleşmesi kuramında modern devlet teorisini güçlendirmiştir.

En nihayetinde Carole Pateman’ın da eleştiri tahtasına oturttuğu toplum sözleşmesi teorileri ortaya atılmıştır. Toplum sözleşmesi temel olarak insanların bir araya gelerek ve uzlaşarak devleti kurma iradesi göstermelerini ifade eder. Her teorinin olay örgüsü birbirlerinden farklı olmakla birlikte en temelde hepsi de bir doğa durumu betimlemesi yapar ve halkın bir sözleşme ile bu doğa durumundan çıkarak devleti kurduklarından söz eder. En bilinen ve en temel teorilerin sahibi sırasıyla Thomas Hobbes, John Locke ve Jean-Jacques Rousseau’dur. Thomas Hobbes’a göre toplum sözleşmesi, insanların doğa durumundaki eşitliklerinden ve tüm insanların kendi arzusunu ele geçirme hırsından kaynaklanan herkesin herkesle savaşı durumundan kurtulmak için tüm haklarını mutlak bir egemene devretmeleriyle oluşur; güvenlik karşılığında özgürlükten feragat edilir. John Locke ise sözleşmeyi, insanların doğal haklarını (yaşam, özgürlük, mülkiyet) korumak için kurduğu ve devletin tek vasfının bu hakları korumak olduğu ancak bu hakları ihlal eden yönetime karşı halkın direnme hakkını saklı tuttuğu bir düzen olarak görür. Aynı zamanda Locke, birazdan değineceğimiz ilk yazılı anayasanın da yazarlarından olan ABD’nin Kurucu Babaları dahil olmak üzere birçok liberal görüşü benimseyen düşünür ve siyasetçiyi de fikirleriyle, teorileriyle etkilemiştir. En nihayetinde toplum sözleşmesi teorisi ile en çok anılan isim Jean-Jacques Rousseau’dur. Ona göre doğa halindeyken insanlar vahşi hayvan gibi yaşamaktadır ve tek kaygıları yiyecek, dişi ve dinlenmek kadar basittir. Ancak zaman içinde uygarlaşan insanlar birbirleriyle iletişim de kurmaya başlamışlardır ve en nihayetinde mülkiyet konusu aralarına girmiş, barış ve eşitlik ortamını bozmuştur. Rousseau ise bu duruma kendi ifadesiyle şöyle bir çözüm sunmuştur: “Üyelerinden her birinin canını, malını bütün ortak güçle savunup koruyan öyle bir toplum biçimi bulmalı ki, orada her insan hem herkesle birleştiği halde yine kendi buyruğunda kalsın, hem de eskisi kadar özgür olsun”

Tarihsel süreçte son olarak ilk yazılı anayasaya ve onu yazanlara da bakmak yerinde olacaktır. Dünyada modern anlamda ilk yazılı anayasa olarak genellikle 1787 tarihli Amerika Birleşik Devletleri Anayasası kabul edilir. ABD’nin bağımsızlığı ve kuruluşunda önemli rol oynayan yedi kurucu isim ise ABD’nin Kurucu Babaları olarak tanınır. Kurucu Baba kavramsallaşması, yalnızca ABD’nin kurucuları için değil aynı zamanda adı üstünde çeşitli kuruculukları -örneğin bir bilim dalını- da işaret etmek için kullanılır. En nihayetinde modern toplum sözleşmeleri olarak anılan anayasalar gerçekten de günümüzde yürürlükte olduğu devletin hukuk kurallarının en geniş çerçevesini, diğer bir ifade ile sınırlarını çizer. Bu nedenle modern devletin geldiği noktaya bakmak ve yapısal durumlarını analiz etmek bakımından da anayasalar ve tarihsel sürecini anlamak oldukça önemlidir. 

Buraya kadar anlatılanların ardından görüldüğü üzere 15-16. yüzyıllardan itibaren hem egemenliği tanımlayan hem toplum sözleşmelerini yazan ve hatta ilk yazılı anayasanın dahi yazarları olarak andığımız herkes erkektir. Carole Pateman, ilk sözleşmeyi erkeklerin yaptığını söylerken tam da bunu, tüm hayatımızı erkeklerin, hatta günümüzde ifade etmek gerekirse cishet erkeklerin kurguladığını ifade etmekteydi. Ve hatta tarihsel seyir esnasında toplum sözleşmesi üzerine söz söyleyen kadınlar büyük ölçüde görmezden gelindi, eserleri ciddiye alınmadı, bazıları ise akıl sağlığına yönelik ithamlarla veya ahlaka aykırılık suçlamalarıyla itibarsızlaştırıldı. Diğer yandan Toplum Sözleşmesi isimli eserinde insanlardan bahsettiği yerde yalnızca baba ile çocukları kastederken başka bir kitabında kadını yalnızca “dişi” olarak anan ve onu “doğa durumundaki insanın fiziksel ihtiyacı” olarak tarif ederek nesneleştiren kişi Rousseau idi ve o, tarihin en çok konuşulan toplum sözleşmesi teorisyeni oldu. 

Öte yandan tüm bu süreçte Kurucu Anneler kavramsallaşması Kurucu Babalar kadar “tutmadı” zira erkek egemen toplum yapısında kadınların bir şeyler kurmasına, oluşturmasına, öncülük etmesine izin verilmedi. Kadına reva görülen kader sadece birilerinin karısı veya birilerinin annesi olmaktan ibaretti, yine bu yüzden Kurucu Anneler kavramının kullanıldığı insanların bir kısmı, ABD’nin Kurucu Babalarının eşleri oldu.

Bir taraftan da belirttiğimiz üzere modern devletin oluşumunda ve bugünkü hale gelmesinde önemli bir katkısı olan hadiselerden birisi piyasa dengelerinin değişimi ve bunun hukuk ile güvence altına alınmak istenmesidir. Kapitalizmin ilk ayak sesleri olan bu durum en nihayetinde günümüze kadar gelişerek ve tüm hayatımız üstünde etki doğuracak şekilde bugüne ulaşmıştır. Haliyle bu evrim süreçlerinde yönetimde ve yönetimin oluşturulmasında tamamen erkekler yer aldığından kapitalizmin patriyarka ile ilişkisi de tartışılmaya açılmalıdır zira içinde yaşadığımız patriyarkal devletlerin modern hali, kapitalizmi doğuran ilk talepler üzerine gelişmiştir. Tüm bu piyasa ve üretim süreçlerinin toplum tarafından erkeğe özgülenmesi esnasında kapitalizm ise ucuz iş gücü talep etmektedir. Haliyle çalıştırdığı erkeğin bakımının gerçekleştirilmesi ve üstelik bunun ücretsiz olması kapitalizmin işine gelebilir. Bu nedenle kadının evde kalmasını isterse de çocuk, kadını evde tutmak için harika bir araç olacaktır. Diğer yandan kadının evde kalmasını istemediği zamanlar, erkeklerin büyük çoğunluğunun savaşlarda öldüğü ve kadınların ucuz iş gücü haline geldiği dönemlerdir. En nihayetinde kârını maksimize ettiği sürece kapitalizm sistemi, toplumsal eşitsizliğe sunduğu katkıyı umursamamaktadır. 

Elbette tüm bu anlatılanlar devletin LGBTİ+’lara ve kadınlara dayattıklarını ve toplumsal cinsiyet karşıtı hareketin varlık sebebini anlamlandırırken kolaylık sağlamaktadır. Zira herkesin hetero olmasının, evlenmesinin, belli sayıda çocuk yapmasının istenmesinin sistemi ve sistemi kuran ve hala sürdüren erkeklerin işine geldiği apaçık ortadadır. Doğurmak ve çocuk yapmaya addedilen kutsiyet, Kurucu Baba/Anne kavramlarının Kurucu Erkek/Kadın kavramlarına tercih edilişine de yansımıştır. Soyun devamının elzemliği, anneliğin melekliği, kadının saflığı gibi mitler sürekli bir biçimde bu patriyarkal sistemi beslemiştir.

Ekonomik gereklilikler dahi HPV aşısının aşı karnesine dahiliyetinin daha kârlı bir yol olduğunu gösterirken geçmişte buna direnilmesinin, transların beden uyum süreçlerinin katı kurallara ve riskli ameliyatlara bu kadar sıkı sıkıya bağlanmasının, intersekslere yönelik gerçekleştirilen cinsiyet atama ameliyatlarının, kadının bekâretinin kutsallığı karşısında kutlamalara konu edilmesinin, özetle bedenlerimizin tamamen bir kalıba sığdırılmaya çalışılmasının ve cinselliklerimizin topyekün kontrol altına alınma girişimlerinin müsebbibi olan sistemin kurucuları ve kuruluş aşamaları özet olarak bu şekilde açıklanabilir. 

Sonlandırırken belirtmek gerekir ki aile yılı safsatasının varlığının, LGBTİ+’lara ve kadınlara açılan savaş kapsamında varlıklarımızın yok sayılmaya çalışılmasının; evlerimize hapsedilmeye, doğurmaya, belli normatif kurallar çerçevesinde giyinmeye, konuşmaya, yürümeye, yazmaya… zorlanışlarımızın, aramızdan aldığınız arkadaşlarımızın, biz öldürülürken sesinizi çıkarmayışlarınızın, tüm kamusal alanlardan dışlayıp varlığımızı inkar edişinizin sebebini biliyoruz. Ancak bildiğimiz bir diğer şey de, sisteminiz tarafından yok edilmeye çalışılan herkesle dayanışarak mücadelemizi örmeye devam edeceğimiz; çaldığınız hayatlarımızı onurlandırmaktan ve hayatta kalmak için ayak diremekten asla vazgeçmeyeceğimizdir.

Kaos GL dergisine abone olun

Bu yazı ilk olarak Kaos GL Dergisinin Toplumsal Cinsiyet Karşıtlığı-2 dosya konulu 205. sayısında yayınlanmıştır.

Abone olmak veya tek sayı satın almak için tıklayın.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, kadın, yaşam, siyaset, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
İstihdam