11/08/2026 | Yazar: Defne Öcal
Belki aşk her şeyi affedebilir. Ama her şeyi telafi edebilir mi, ondan emin değilim.
"Estirir ada yeli estirir,
Seni sevindirir, beni küstürür.
Lüküs kamarada kimler oturur?"
Çok uzun zamandır izlemeyi ertelediğim bir filmi izledim: Aşk, Büyü, vs. Sinefil değilim ama bu filmin LGBTİ+ temsili açısından oldukça iyi bir film olduğunu ben de eklemiş olayım. Bu tespiti cebimde tutmakla birlikte temsilin sadece bu temelde kurulmadığını söylemek isterim. Ortada sadece lezbiyen bir aşk anlatısı yok. Eşitsizliğin bir diğer yüzünün, sınıf farkının anlatısının da içinde buluyoruz kendimizi. Filmi izlerken ben de bir aşkı bile yaşayamamanın melankolisi içinde duygulanırken buldum kendimi fakat zorunlu bir ayrılığın yasının bile tutulmasının sınıfsallığını bir sosyalist olarak görmem gerekiyordu.
Filmi size en baştan anlatmayacağım. İzleyenler, vurguladığım sahneleri gözünün önüne getirecektir.
Eren bir milletvekilinin kızıdır, Büyükada’da ailecek bir köşkte yaşarlar. Reyhan da köşkün hizmetçisinin kızıdır. “Zengin kız fakir kız” hikâyesi de diyebiliriz buna ki Reyhan da böyle adlandırmıştır.
Eren ve Reyhan basıldıktan sonra hayat ikisini de birbirinden çok farklı yönlere savurmuştur. Eren’i milletvekili olan babası Fransa’ya göndermiş, üniversite eğitimi alabilmiş ve orada başka kadınlarla da ilişki kurabilmiştir. Kimliğini yaşayabilme ayrıcalığını yaşayabilmiştir.
Reyhan ise, tabiri caizse, Büyükada’dan Pendik’e sürülmek zorunda kalmıştır. Üniversite okuyamamıştır. Hayal ettiği her şey yok olmuştur. Bu yol kendisini de kaybettirmiştir. Artık hayata eskisi gibi bakamaz; hatta kendisine bile eskisi gibi bakamaz. Eren de her seferinde bunu fark eder ve ona, “Sen böyle değildin,” der. Reyhan ise bu cümleyi inkâr etmez; aksine, sitemle doğrular. Çünkü Eren’le yaşadıklarının ardından hayatının nasıl değiştiğini, nelerden vazgeçmek zorunda kaldığını ve kendisinden ne kadar uzaklaşmak zorunda kaldığını en iyi kendisi bilir. Üstelik hayatını sürdürebilmek için bir erkekle hayat kurmaya başlamıştır, kimliğini bile yok saymıştır yaşayabilmek pahasına. Reyhan öfkeyle bahseder 20 yıldır yaşadığı hayatından ve hesap sorar. Eren geri gelsin diye yaptığı büyüyü bozmak ister.
Bunun üzerine büyüyü bozmak için birlikte uğraşmaya başlarlar ve sonunda bunu başarırlar. Ta ki Reyhan’ın sevgilisinin, ikisinin attığı her adımı takip eden ve Eren’in babasını da tanıyan bir adam aracılığıyla olanları öğrenmesine kadar. Adam, büyüyü bozmak için gömülen eşyaları yerinden çıkarır. Böylece büyünün bozulmasını engeller. Reyhan aslında bir kere daha yıkılmıştır. Fakat bu kez Eren yanındadır ve Eren’le birlikte gülerler.
Film de tam burada biter. Onların sonrasında ne yaptığını, birlikte kalıp kalmadıklarını, bu kez hayatın önlerine ne çıkarttığını bilmiyoruz.
Belki de filmin geride bıraktığı en önemli soru, Eren’le Reyhan’ın aynı ayrılığı neden bir tarafın bu kadar farklı yaşadığıdır. Çünkü ayrılık da sevdaya dahil. Onların hikâyesinde sınıf, kimliği de ayrılığın yasını da ve hayatın geri kalanının koşullarını da oluşturan önemli bir etmendir. Eren’in sahip olduğu imkânlar ona gitme, başka bir ülkede yaşama, başka kadınlarla birlikte olma ve hayatını yeniden kurma özgürlüğü verirken Reyhan’ın payına geride kalmak, kaybetmek ve hayatta kalmaya çalışmak düşer.
Eren ve Reyhan birbirlerini sevmişlerdir ve o aşkı yaşamışlardır. Asıl mesele ayrılıklarından sonra başlamıştır çünkü ayrılığın yasını tutmak da geriye kalan hayatı kurmak da eşcinsel kimliğini yaşayabilmeye devam etmek de eşit koşullarda gerçekleşmiyor. Eren başka bir ülkede hayatına devam edebilirken Reyhan hayatta kalabilmek için kendi kimliğini bile yok saymak zorunda kalıyor.
Sona yaklaşırken şunu da eklemeliyim: Reyhan sadece öfkeli değildir. Aşkı her şeye rağmen içinde taşır. Bir sınıf bilinciyle öfkelenir ve hesap sorar; bu çok gerçektir. İçinde taşıdığı aşk da öyle. Âşık ile maşuk buluşmuştur elbet. Yine Eren gelebilmiştir, Reyhan gidememiştir. Eren başka bir ülkede kendi hayatını kurabilmiş, Reyhan ise geride kalan hayatın içinde kendisinden vazgeçmek zorunda kalmıştır. Kavuşmak bir yarayı kapatır elbet. Ama birlikte bir hayat kuracaklarsa bile, bu hayatın koşullarını belirleyecek imkânlar yine eşit değildir.
Belki de filmin tamamlanmayan sonu tam da burada anlam kazanıyor. Çünkü film bize onların birlikte olup olmayacağını söylemiyor. Bu kez ikisinin nereye varacağını da bilmiyoruz. Bu tamamlanmayan son bize şu soruyu sorduruyor. ‘’Aşk her şeyi affeder mi?’’
Belki aşk her şeyi affedebilir. Ama her şeyi telafi edebilir mi, ondan emin değilim.
*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.
Etiketler: kadın, kültür sanat, yaşam, aile, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
