16/06/2026 | Yazar: Can Yazar

Türkiye’de LGBTİ+ aktivizmi önemli kazanımlar elde etti. İnsanları toplumsal konularda otoriter olmayan yönlerden düşünmeye teşvik etti. İnsan haklarının kapsamını arttırdı. Siyasette ve toplumdaki derin problemlere yönelik uzlaşmacı ve ilerici çözümleri destekledi Yani, kurumsal ve yasa koyucu güç hükümette olsa da psikolojik ve kültürel gücün tamamen onlarda olmadığını hatırlatmak gerekir.

Ne yapmalı? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

AKP iktidarı, Türkiye’de bürokratik kurumların özerkliğini ve işlevini her geçen gün zayıflatırken siyaset yapma ve muhalif olma alanını da buna yönelik daraltıyor. Bu kurumlar siyasileştiği ve kontrol edildiği için denetim mekanizması zayıflıyor. Bu zayıflamanın ürettiği en belirgin sorun, böylesine kırılgan yasal ve kamusal bir ortamda haklarımızı savunmaya nasıl devam edebileceğimiz oluyor. Hedef gösterilerek yaşamak, bir süreden sonra dayanılmaz hale geldiği için bir söz söyleme ihtiyacı üretiyor. Ana muhalefete yapılanları da hesaba katınca LGBTİ+ haklarının sadece bir kimlik siyaseti değil, demokratik rejim, ekonomik refah ve tüm toplumun haklarına içkin bir varoluş mücadelesi olduğu görülüyor.

Birbirine yakın tarihlerde meydana gelen Arya, Deniz Soydam ve Poyraz Esen intiharları, topluluk içinde büyük bir üzüntü yarattı. Hepimiz biliyoruz ki bunlar yalnızca birer intihar değil, sosyal düzenin ürettiği istismar altında yaşanan çaresizliğin bir dışavurumu. Dolayısıyla bu sürece tanıklık ederken önemini fark ettiğim meselelerden biri birleşik mücadelenin kaçınılmazlığı oldu, çünkü yeni yargı paketi LGBTİ+ topluluğunun maruz kaldığı psikolojik ve fiziksel istismarın kurumsal bir düzeye taşıyarak yaşanan acıları daha da arttıracak. Zaten normalleşmiş olan siyasi ve kurumsal baskı, sistematik bir yüzeyden insan haklarını ihlal etmeye devam edecek. Bu yüzden böyle bir eşikte bir izleyici olarak kalmak artık mümkün değil. Harekete geçmek adına 12. yargı paketinin sadece kurumsal değil, toplumsal düzeydeki şiddeti için de önlem almak ve hazırlık yapmak gerekiyor. Öncelikle uygulanan şiddeti ve faillerini ifşalamak, sonrasında da toplumda farkındalık oluşması adına insan hakları savunucularının, halkı aydınlatmak için mobilize olması gerekiyor. Kendi çevrenizde yaptığınız bilgilendirmeler bile küçük ölçekli ama değerli değişimler yaratabiliyor.

Ek olarak, kadınların, eşcinsellerin ve transların haklarına saldırılması sürecini Erdoğan’ın Anadolu toplumunu disipline edilecek bir insan kaynağı olarak gören paternalist biyopolitikasında ve oligarşiye dayanan sosyoekonomik sistemi üzerinden de irdelemek gerekiyor. Muhalefetsiz bir siyasi dizayn arayışı, hakkını arayan insanları kriminalize ederek muhalefet alanını daraltır ve kamusal alanı disipline eder. Sınıf ayrımının yüksek olduğu oligark ekonomi ise toplumu sömürülecek ve kontrol edilecek bir işgücüne indirger. Buna yönelik bireysel hürriyeti hedef alan natalist, muhafazakar ve otoriter politikalar dayatır. Sistemi yürüten bürokratik aktörler çoktan ele geçirildiği, medya ve yargıda da görünür bir iktidar etkisi olduğu için kurumlar halihazırda silahlaşmış haldedir. Artık gerçek bir siyaset ve adalet mümkün olmaz. Tüm sistem, iktidarı onaylamaya ve seçmeye dayalı toplu bir ritüel haline gelir. Fakat adalet, yalnızca kurumların yasaları toplumun en kırılgan kesimlerini koruyacak şekilde işlediği bir düzende mümkün olur; tarafsız olmadıkça otoriter bir rejimden kurtulmak ve toplumu dönüştürmek de mümkün olmaz.

Aleksandr Lukashenko, Belarus’ta muhalefeti tasfiye etmeye sivil toplumun organize olmasını engelleyerek başlamıştı. 2020’de seçim sonuçlarını tanımadı ve muhalif lider Sviatlana Tsikhanouska’yı sürgüne zorladı. Rusya’dan aldığı taktiklerden birine dayanarak, yargı ve güvenlik aygıtlarıyla aktivistleri, gazetecileri ve muhalif siyasetçileri hedef aldı. Çoğu tutuklandı. Siyasete yasadışı ilişkiler (parapolitika)  yön vermeye başladı.  Kendisine karşı gelen sermaye gruplarını ortadan kaldırdı. Bağımız medyanın sesini duyurması imkansız hale geldi. Siyasi alan daraldığı için, LGBTİ+ ve insan hakları aktivizmi de hedef alındı ve kriminalize edildi. Eğitim sistemi, yine Rusya’da olduğu gibi (patrioticheskoye vospitaniye)1, öğrencileri militarize etme aracına dönüştürüldü. Benzer bir sürecin burada yaşandığını görüyoruz.

Yaşadığımız başlıca bir diğer sorun, özellikle sağcı ve otoriter siyasetçilerin abartılı ve tekrarlı propaganda yoluyla kitlelerin düşünme biçimlerini yanlış şekilde yönlendirebiliyor olması. Örneğin anti-entelektüelizmin siyasi propagandada yarattığı etki kolektif paranoya ve narsisizm ile birleşince otoriterliği kutsayan, heteroseksist muhafazakar normları yücelten, şiddeti ve kurumsal gücü fetişize eden bir sivil tabanının kasıtlı olarak teşvik edilmesi boşuna değil. Bu farklı ülkelerde, farklı diller ve figürler ile işliyor olsa da benzer, arkaik bir akıl yürütme ile temelleniyor. Bu yüzden durup düşünmek ve sormak gerekiyor: Ne yapmalı?

Arkadaşlarımız gözaltına alınırken veya tutuklanırken ne yapılması gerektiğine dair ahkam kesmek istemiyorum. Yalnızca hatırlatmak istediğim bir durum var. Sesimizi kısmaya devam ettikçe, kendi kimliğimizi inkar ettikçe, boyun eğdikçe ve umudumuzu yitirdikçe, bu istismara dayalı statüko varlığını sürdürmeye devam edecek – kendi suçlarını gizlemek için günah keçileri üretmeye de. Bunun için bir süre daha sürüneceğiz belki ama dayanışmayı sürdürmek zorundayız, çünkü haklı olmanın verdiği özgürlük ve özgüven, iktidarın yaratmaya çalıştığı korku siyasetinden daha büyük.

Öncelikle doğru bir stratejiye ihtiyaç var. Bunlardan en önemlisi, çarpıttıkları kavramların ve argümanların geri alınması. Aile ve toplumsal değerleri hedef almakla suçlanırken nasıl bir dil oyunu oynadıklarını ifşa etmek gerekiyor. Eğer o heteroseksüel aile, kendi çocuğunun cinsel yönelimi ve kimliğinden dolayı onu zorbalıyorsa, korumuyorsa ya da ‘‘tedavi’’ adı altında işkenceye maruz bırakıyorsa o ‘‘aileye’’ karşı olmak insan haklarının bir gereğidir. Eğer o hedef almakla suçlandığımız ‘‘toplumsal değerler’’, insanların ifade özgürlüğü, huzur içinde yaşama hakkı, beden dokunulmazlığı ve bütünlüğünü hedef alıyorsa, o değerler zaten bir anlam ifade etmiyordur ve ideolojiktir.

Başka bir önemli örnek ve ironi, Erdoğan ve AKP’li bürokratların LGBTİ+ topluluğu ve hareketini düzenli olarak ‘‘faşizm’’, ‘küresel dayatma’’  ve ‘‘aileye saldırı’’ gibi söylemlerle hedef alırken ‘‘sapkınlık’’, ‘‘sapkın akımlar’’,  ‘‘fıtrata terslik’’  ve ‘‘cinsiyetsizleştirme’’ gibi Hitler-benzeri bir dil kullanarak bu suçlamaları gerekçelendirmesi. Bu söylemlerin ciddiye almak bir yana, mevcut iktidarın bir tür zihin yıkama faaliyeti uyguladığını göstermenin önemli olduğunu düşünüyorum, çünkü otoriter rejimlerin kendilerini nasıl bilgi ağına dayalı bir kriz üzerine kurduğunu açığa çıkarıyor. Doğru ve yanlış ayırt edilemiyor. Herkes temeli olmayan dayanaklarla suçlanabiliyor. Kavramlar arasında ayrım yapamayan kitleler, hedef alınan gruplara karşı düşmanlaşıyor.

Halbuki mevcut iktidarın kendisi küresel olarak sağ ile yakın bir işbirliği içinde. ABD’de kurumsal ve demokratik gerilemenin öncüsü, İran savaşını başlatan ve İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarına destek veren Donald Trump, Türkiye’de iktidarı düzenli aralıklarla övüyor.2 Almanya’da AFD, İtalya’da Meloni, Rusya’da Putin ve devrik otokratik Macar lider Orban da Erdoğan’dan övgüyle söz etmişti. Dolayısıyla esas küresel olanın otoriterler arasındaki işbirliği olduğunu görmek gerekiyor.

Tüm bunlara rağmen, özellikle uzun süredir yükselen küresel neo-faşist propagandanın ürettiği istikrarsızlıkla, Türkiye’de LGBTİ+ aktivizmi önemli kazanımlar elde etti. İnsanları toplumsal konularda otoriter olmayan yönlerden düşünmeye teşvik etti. İnsan haklarının kapsamını arttırdı. Siyasette ve toplumdaki derin problemlere yönelik uzlaşmacı ve ilerici çözümleri destekledi (barış süreci gibi.). Yani, kurumsal ve yasa koyucu güç hükümette olsa da psikolojik ve kültürel gücün tamamen onlarda olmadığını hatırlatmak gerekir.

Demokrasi esasen bu yüzden önemlidir. Çoğunluğun çarpık algılarını hakim kılmayı değil, bireylerin temel haklarını koruyan özgür ve adil bir yaşam alanını temele alır. Diğer yandan otokrasi, ekonomik ve kurumsal sömürü ile ayakta kalan indirgeyici bir sistemdir. Ancak kitlesel mücadele, özveri ve farkındalık onu değiştirebilir. Bu yüzden en azından hala bir yazı yazmanın, paylaşmanın, düşünmenin ve harekete geçmenin bir önemi var. Tarihin doğru tarafında yer almak bunu gerektiriyor. Biz tarihin doğru tarafındayız.

Onur ayı kutlu olsun.

Kaynakça

1. The Moscow Times. “The Kids Aren’t Alright: Rights Groups Warn of Mounting Pressure on Children in Russia.” June 1, 2026. https://www.themoscowtimes.com/2026/06/01/the-kids-arent-alright-rights-groups-warn-of-mounting-pressure-on-children-in-russia-a92889  

2. Bianet, “Trump Özel’in İddiasını Doğruladı: ‘Erdoğan ile Beyaz Saray’da Boeing Satışını Görüşeceğiz’,” 19 Eylül 2025, https://bianet.org/haber/trump-ozel-in-iddiasini-dogruladi-erdogan-ile-beyaz-saray-da-boeing-satisini-gorusecegiz-311718 

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, aile, siyaset, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks, yargı paketi
İstihdam