30/07/2026 | Yazar: Ecmel Deniz
Bugün iktidarın bize dayattığı yokluk ve sessizlik rejimine karşı “Yeni Bir Yer” kurmak, yalnızca sınırlar içinde nefes almaya çalışmak değil, sınırın kendisini tartışmaya açmaktır.
Türkiye’de bugün “Yeni Bir Yer” derken yalnızca yeni bir adresi, yeni bir mekânı ya da yeni bir kurum tabelasını kastetmiyoruz. “Yeni Bir Yer”in aciliyeti, iktidarın LGBTİ+’ların yaşamını yasalarla sınırlandıran, kamusal alanda hedef gösteren ve gündelik hayatta sürekli bir tehdit hâline getiren çok katmanlı baskısını derinleştirdiği bir dönemde ortaya çıkıyor. Hayatta kalmanın dahi her an yeniden pazarlık konusu hâline geldiği bu koşullarda, “Yeni Bir Yer”, yalnızca var olabilmenin değil; bu kuşatma altında nasıl yaşayacağımızı birlikte kurmanın acil bir meselesine dönüşüyor. [1.1]Bu nedenle “Yeni Bir Yer”, eşzamanlı olarak bir politika, bir yöntem ve bir dil meselesi olarak düşünülmeyi gerektiriyor. Çünkü bizi yerinden eden şey yalnızca polis bariyerleri ya da soruşturmalar değil; aynı zamanda bize ne deneceğini, Bu bağlamda “Yeni Bir Yer”i, tamamlanmış bir cevap ya da hazır bir model olarak değil; hangi pratikler ve ilişkilenme biçimleri üzerinden kurulabildiğini sorgulayan açık bir soru olarak ele almak anlamlı olabilir. Kapsama Alanı Örgütlenmesi ve “Trans Laço” kavramı, tam da bu noktada, yeni bir örgütlenme biçiminin nasıl mümkün olabileceğine dair tamamlanmamış ama anlamlı bir deneme olarak okunabilir.
Bazı tarihsel anlarda “yer”, önce dilde açılır; ardından bu dil, bir araya gelmenin, dayanışmanın, bakımın, bilgi üretiminin ve politik özneleşmenin zeminine dönüşür. Kapsama Alanı’nın ortaya çıkışı ve “Trans Laço” kelimesinin kurucu bir kavram olarak benimsenmesi, “Yeni Bir Yer” tartışmasını bu dilsel ve örgütsel eşik üzerinden düşünmek için verimli bir imkân sunar. Bu çerçevede metin, Kapsama Alanı’nın kendisini bir trans laço öz örgütlenmesi olarak tanımladığı metni merkeze alarak, “Trans Laço”nun neden bir kimlik etiketi olmaktan ziyade kurucu bir örgütlenme hamlesi olarak ele alınabileceğini ve bu hamlenin “Yeni Bir Yer” tartışmasına nasıl somut bir politik düşünme hattı açtığını izliyor.
- Patolojinin ve kuşatmanın dili,
- kendini isimlendirmenin politik egemenliği,
- hareket içi misafirlik rejiminin reddi,
- “Dert bizde derman bizde”nin bir bakım ve özerklik modeli olarak yeni yer üretmesi.
Söylemsel kafes: Patolojinin dili ve söz hakkının gasbı
Trans maskülen öznelliklerin neden yeni bir dile ihtiyaç duyduğunu anlamak için, öncelikle mevcut dilin ne yaptığını görmek gerekir. Türkiye’de trans deneyim uzun süredir iki güçlü kuşatma altında: biri tıbbi–hukuki patolojileştirme, diğeri siyasal ve medyatik nefret rejimi. İlki bedeni “teşhis”, “rapor”, “uygunluk” ve “normalleştirme” süreçleriyle tanımlar; özneyi kendi deneyiminin bilgisine sahip bir fail olmaktan çıkararak bir “vaka”ya indirger. İkincisi ise “sapkın”, “tehdit” gibi kalıplarla LGBTİ+ları düşmanlaştırır ve kamusal alandan dışlanmayı olağanlaştırır.
Bu çift kuşatma yalnızca hak kaybı üretmez; aynı zamanda söz hakkını da gasp eder. Paul B. Preciado’nun tarif ettiği “kafes” metaforu burada açıklayıcıdır. Preciado’ya göre kafes, yalnızca dışarıdan kapatılan bir mekân değil, içeridekine “senin hakkında ancak biz konuşuruz” diyen bir söylem düzenidir (Preciado, 2020). Bu düzen içinde öznenin kendi deneyimini kendi kelimeleriyle ifade etmesi, meşru bilgi sayılmaz. Bu nedenle bazı topluluklar için özgürleşme, tanınma mücadelesinden önce konuşma zemininin geri alınmasını gerektirir.
Kapsama Alanı’nın özellikle sağlık alanında ürettiği metinler ve araştırmalar, bu dilsel dışlamayı somut biçimde görünür kılar. Buradaki mesele yalnızca hizmete erişememek değil; hangi bedenlerin bilgi üretebildiğinin tanındığıdır. Tıbbi sistem, bedene dair bilgiyi sürekli elinde tutarak özneyi edilgenleştirirken, bu durum Preciado’nun biyopolitik rejim analizleriyle de örtüşür (Preciado, 2013). Yeni bir dil ihtiyacı tam da burada ortaya çıkar: “Bizim deneyimimiz bilgi üretir” diyen politik bir karşı çıkış olarak.
“Trans Laço”: Kimlik etiketi değil, performatif bir kuruluş
Judith Butler’ın Excitable Speech’te ortaya koyduğu temel içgörülerden biri, bazı sözlerin yalnızca mevcut bir gerçekliği tarif etmediği; aynı zamanda o gerçekliği kurduğu yönündedir(Butler, 1997).[4] Bu anlamda “Trans Laço” kavramı, bir tanımlama olmaktan ziyade bir söz-eylem olarak işlev görür. Kapsama Alanı’nın öz örgütlenme metninde yapılan hamle, mevcut kimlik kategorilerini genişletmek ya da kapsayıcı bir alt başlık üretmek değildir; tıbbi, hukuki ve ikili cinsiyet rejiminin borçlandırdığı kimlik zorunluluklarına karşı “borç aramıyoruz” diyerek, özneyi tanınma rejiminin dışından ve başka bir yerden kurmaktır. Böylece adlandırma, iktidarın özneyi vaka, dosya ya da istisna olarak çağıran diline eklemlenmek yerine, politik bir öz-örgütlenmenin kurucu eşiğine dönüşür.
Bu ayrım, dijital bilgi dolaşımında da somut biçimde izlenebilir. İnternet arama motorlarında “trans erkek” ifadesi aratıldığında sıklıkla tıbbi bilgilere, sağlık hizmetlerine, uzman anlatılarına ve geçiş süreçlerini normatif biçimde çerçeveleyen içeriklere yönlendiren sonuçlarla karşılaşıması bu durumun bir örneğidir. Buna karşılık “Trans Laço” ifadesi aratıldığında, doğrudan Kapsama Alanı’nın metinlerine, araştırmalarına ve öz-örgütlenme pratiklerine ulaşılmakta. Bu fark, mutlak ve değişmez bir durumdan ziyade, iki kavramın hangi bilgi rejimleri içinde konumlandığına dair bir gösterge olarak görebiliriz. Bu karşıtlık, dilin mülkiyeti meselesini görünür kılar. “Trans Laço” kavramı, bizzat özneleri tarafından üretilen politik bir dilin parçası olarak dolaşıma girmektedir. Böylece isimlendirme, yalnızca bir kimlik tercihi değil, bilginin kim tarafından üretildiğine ve hangi bağlamda dolaşıma sokulduğuna dair bir konumlanma halini alır. [2.1]Dijital arama sonuçları, bu anlamda, “yeni bir dil inşa etmenin” nasıl “yeni bir yer” açtığını —en azından algoritmik düzeyde— küçük ama somut biçimde gösterir.
Bu nedenle “Trans Laço”, yalnızca tanımlayıcı bir etiket değil; kendi referanslarını, bilgisini ve ilişkilenme biçimlerini üreten performatif bir kuruluştur. Dil burada, özneleri mevcut rejimlere eklemleyen bir araç olmaktan çıkarak, yeni bir politik zeminin kapısını aralayan kurucu bir eylem haline gelir. Burada kritik olan, “Trans Laço”nun “trans erkek” kavramının yerine geçirilmesi değildir. Asıl hamle, farklı deneyimleri tek bir norm altında düzleştirmeden, ortak bir politik gramerde buluşturan bir bağ dokusu kurmaktır. Kavram, “dünyanın bir yerinden kadın atamasıyla başlayan” fakat bu atamayı reddederek kendi rotasını çizen bedenlerin tarihsel deneyimini ortaklaştırır, görünür kılar.
Bu hamle aynı anda iki düzeyde müdahale üretir:
Dışarıya dönük olarak şu cümleyi kurar: Bizi tıbbi tanıların, raporların ya da normatif geçiş anlatılarının nesnesi olarak değil; kendi kavramlarıyla konuşan ve kendi deneyiminden bilgi üreten politik özneler olarak görün.
İçeriye dönük olarak ise daha zor ama daha kurucu bir itiraz getirir: Hareket içinde trans maskülenlere biçilen ikincil, misafir ya da “sonradan eklemlenen” konumlarını artık kabul etmiyoruz, kurucu özneler olarak buradayız.
Bu nedenle “Trans Laço”, yalnızca bir kimlik adı değil; örgütlenmenin eşiğidir. Bu kavramla birlikte bir araya gelmenin koşulu değişmiştir. Artık “bizi ne kadar kapsarsanız o kadar var oluruz” çizgisinde değil; kendi varoluş koşullarını kendi ihtiyaçları ve politik sezgileri üzerinden kuran bir hatta durulmaktadır. Bu noktada politik ihtiyaçlar, ilişkilenme tarzları ve mücadele biçimleri dönüştükçe, adın da bu dönüşümün dışında, değişmez bir çerçeve olarak ele alınması gerekmez. İsim burada sonucu değil, süreci tarif eder.
Misafirlik rejiminin reddi: “Damat/Enişte” metaforlarının teşhiri
Bu içeriye dönük eleştiri hattı, hareket içindeki önemli bir politik kırılma eşiğini görünür kılar: Trans maskülenlere yöneltilen “damat” ya da “enişte” gibi sözde samimi metaforların teşhiri. İlk bakışta şaka ya da yakınlık dili gibi işleyen bu ifadeler, aslında oldukça net bir yerleştirme yapar: “Sen bu evin kurucusu değilsin; bir bağ aracılığıyla buraya eklemleniyorsun.” Damatlık ya da eniştelik, evin hafızasını taşıyan ve düzenini kuran bir özne olmayı değil; mevcut bir yapıya sonradan dahil olmayı tarif eder. Bu dil, trans maskülen öznelerin politik failliğini daraltan bir misafirlik statüsü üretir. Kapsama Alanı’nın çıkışı bu anlamda son derece yalındır: Misafir değiliz!
Bu cümle bir duygunun ifadesi değil; hareket içinde kimin sözünün kurucu sayılacağına dair güç düzenine doğrudan bir müdahaledir. Alaz’ın (2024) 8 Mart örgütlenmeleri üzerine yaptığı tartışma, trans laçoların feminist alanlarda da “sonradan gelen” değil, kurucu özne olarak konumlanma talebinin altını çizer.[5] “Evin mimarisi üzerinde hak iddia etmek” ifadesi tam da bu nedenle güçlüdür: mesele kapıdan içeri girmek değil; evin planını, dilini ve ilişkilenme biçimlerini birlikte yeniden kurmaktır.
“Dert Bizde Derman Bizde”: Bakım etiği ve zamansal otonomi
Yeni bir dil, tek başına bir yer yaratmaz; yer, o dilin pratikleştiği anda kurulur. Kapsama Alanı’nın özgünlüğü burada ortaya çıkar. “Trans Laço” kavramı, bir isim olarak bırakılmaz; özerklik ve bakım pratiğiyle somutlanır. “Dert bizde derman bizde” mottosu, bu pratiğin omurgasıdır.
Joan C. Tronto’nun bakım etiği yaklaşımı, bakımın özel alana sıkıştırılmış bir yardım faaliyeti değil, kolektif ve politik bir sorumluluk olduğunu vurgular (Tronto, 1993).[6] Kapsama Alanı’nın yaptığı tam olarak budur: trans maskülenlerin gündelik hayatını zorlaştıran, kimi zaman doğrudan hayati riskler üreten sağlık ve bilgi ihtiyaçlarını, “uzmanların lütfu” olmaktan çıkarıp yatay bir bilgi üretimine dönüştürmek. Burada mesele yalnızca bilgi paylaşımı değil; bilginin mülkiyetini geri almaktır.
Bu aynı zamanda bir zamansal otonomi hamlesidir. Devletin ve kurumların translara dayattığı gecikmiş, aşağılayıcı ve bürokratik zaman çizelgesine karşı, topluluğun kendi aciliyetini kendi belirlediği bir ritim kurulur: “Bizim zamanımız, bizim takvimimiz.” Yeni bir yer, bu anlamda yalnızca bir harita değil, aynı zamanda kolektif olarak belirlenen bir takvimdir.
Sonuç: Yeni Bir Yer, tapusu bizde olan bir politika
Kapsama Alanı’nın örgütlenme modeli “Yeni Bir Yer” tartışmasına şunu söyler: Yer, bazen önce dilde kurulur; sonra o dil bir araya gelmenin yolunu açar; ardından bakım, bilgi ve zaman üzerinden somutlaşır. “Trans Laço” bu yüzden yalnızca bir kelime değil, kurucu bir kavramdır.
Bugün iktidarın bize dayattığı yokluk ve sessizlik rejimine karşı “Yeni Bir Yer” kurmak, yalnızca sınırlar içinde nefes almaya çalışmak değil, sınırın kendisini tartışmaya açmaktır. Kapsama Alanı’nın metni bize şunu hatırlatır: Tanımlanan nesne olmaktan çıkıp tanımlayan özne olmadan, yer de olmaz.[3.1] Ve belki de en kurucu cümle tam burada durur: Yeni bir dil inşa etmek, yeni bir yer inşa etmektir. Çünkü bu yerin tapusu, aracılarda değil; bizzat öznelerin elindedir.
Kaos GL dergisine abone olun
Bu yazı ilk olarak Kaos GL Dergisinin Yeni Bir Yer dosya konulu 207. sayısında yayınlanmıştır.
Abone olmak veya tek sayı satın almak için tıklayın.
*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.
Kaynaklar
[1] https://www.instagram.com/p/DEHps4gMZPb/?img_index=1
[2] Preciado, P. B. (2020). Can the Monster Speak? Fitzcarraldo Editions.
[3] Preciado, P. B. (2013). Testo Junkie: Sex, Drugs, and Biopolitics in the Pharmacopornographic Era. Feminist Press.
[4] Butler, J. (1997). Excitable Speech: A Politics of the Performative. Routledge.
[5] Alaz, B. (2024). 8 Mart örgütlenmesinde trans laçoların ne işi var? Çatlak Zemin.
[6] Tronto, J. C. (1993). Moral Boundaries: A Political Argument for an Ethic of Care. Routledge.
Etiketler: insan hakları, kadın, medya, yaşam, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
