13/07/2026 | Yazar: Zeynep Esmeray Özadikti
NATO Zirvesi bitti. Liderler ülkelerine döndü. Fotoğraflar arşivlere gitti. Ama bize kalan başka bir şey oldu. Ankara'da yaratılan olağanüstü hâl duygusu kaldı. Gözaltılar kaldı. Akıbetini bilmediğimiz binlerce sokak hayvanı kaldı.
Fotoğraf: Emre Orman
Anam bacım, NATO Zirvesi bitti ama geriye dönüp baktığımızda akılda kalan sadece liderlerin el sıkışması, aile fotoğrafı, verilen büyük büyük mesajlar olmadı.
Ankara günlerce olağanüstü hâl atmosferine sokuldu.
Yollar kapandı. Barikatlar kuruldu. Ev baskınları yapıldı. İnsanlar gözaltına alındı. Gazeteciler... Sosyalistler... LGBTİ+ hak savunucuları...
Bir askerî ittifakın zirvesi için bir başkentin bu kadar nefessiz bırakılması normal mi? Biz bunu sormayacak mıyız?
NATO denince akla sadece güvenlik gelmiyor. Savaşlar geliyor. Silahlanma geliyor. Büyük devletlerin çıkar hesapları geliyor. Dünyanın dört bir yanında bitmeyen acılar geliyor.
O yüzden NATO'nun "güvenlik" dediği şeyin bizim hayatımızda neye karşılık geldiğine bakmak gerekiyor.
Bir zirve yapılıyor. Sonra yollar kapanıyor. Kent susuyor. İnsanlar evlerinden alınıyor. Muhalifler, gazeteciler, hak savunucuları hedefe konuluyor. Buna da güvenlik deniyor. Peki kimin güvenliği bu? Bizim mi? Yoksa bize rağmen kurulan o büyük güvenlik düzeninin mi?
Sonra başka bir haber düşüyor önümüze. Günlerdir elli iki bin köpeğin nerede olduğu soruluyor. Elli iki bin. Az bir sayı değil. Koca bir şehir kadar can. Neredeler? Gerçekten neredeler?
Yıllardır bize din anlatanlar...
Merhamet anlatanlar...
Allah rızasını anlatanlar...
"Yaratılanı Yaradan'dan ötürü sevmek" diyenler...
Allah'ın yarattığı on binlerce canlının akıbeti konusunda neden bu kadar sessiz?
Bu canlılar birkaç gün içinde nasıl ortadan kaybolabiliyor?
Kim aldı?
Nereye götürdü?
Ne oldu?
Bunu sormak da mı suç?
Merhamet dediğiniz şey sadece kürsülerde söylenen bir söz mü?
Allah'ın yarattığı canlıların yaşam hakkı, siyasetinizin işine gelmediğinde yok mu sayılıyor?
İnsan gerçekten anlamakta zorlanıyor.
Bir tarafta sürekli ahlak, aile, din, merhamet...
Öbür tarafta cevapsız bırakılan binlerce can.
Sonra yine NATO fotoğraflarına dönüyoruz.
Hollanda Başbakanı...
Kimliğini gizlemeyen, açık eşcinsel bir siyasetçi.
Türkiye'de ise yıllardır neredeyse her gün LGBTİ+'lar hedef gösteriliyor?
Aile bizim üzerimizden kuruluyor.
Ahlak bizim üzerimizden tarif ediliyor.
Toplum bizim üzerimizden korkutuluyor.
"Gençleri koruyoruz" deniyor.
"Aileyi koruyoruz" deniyor.
"Nesli koruyoruz" deniyor.
Yani her şey korunuyor da bir tek bizim yaşama hakkımız korunmuyor.
Ama aynı zirvede ilginç bir fotoğraf görüyoruz.
Türkiye'de her fırsatta LGBTİ+'ları hedef alan, neredeyse varlığımızı bir tehdit gibi anlatan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı, açık kimliğiyle yaşayan eşcinsel Hollanda Başbakanı'nı gayet samimi bir şekilde karşılıyor.
Gülümsüyor.
Tokalaşıyor.
Sohbet ediyor.
O zaman biz de sormak zorundayız: Türkiye'de hedef gösterilen eşcinsellerle, NATO salonlarında tokalaşılan eşcinseller arasında ne fark var? Eğer eşcinsellik gerçekten her gün anlatıldığı gibi toplum için büyük bir tehditse, bu tehdit uluslararası zirvelerin kapısından girince neden bir anda ortadan kayboluyor? Yok eğer orada hiçbir sorun görülmüyorsa, burada yıllardır üretilen bu nefretin sebebi ne?
Bir şey daha dikkat çekti.
Hollanda Başbakanı bu zirveye eşiyle gelmedi.
Neden?
Gerçekten bilmiyoruz.
Bir sebep uyduracak değiliz.
Belki tamamen kendi tercihiydi.
Belki diplomatik bir sebepti.
Belki de hiçbir özel anlamı yoktu.
Ama Türkiye'de LGBTİ+'lara yönelik baskının ve nefret söyleminin bu kadar arttığı bir dönemde bunun soru işareti yaratması da çok normal.
Çünkü semboller bazen uzun açıklamalardan daha çok şey anlatır.
Bir eşin gelmemesi bile bu atmosferde soru işaretine dönüşüyorsa, bunun nedeni bizim fazla meraklı olmamız değil; bu ülkede LGBTİ+'ların sürekli hedef haline getirilmesidir.
NATO Zirvesi bitti.
Liderler ülkelerine döndü.
Fotoğraflar arşivlere gitti.
Ama bize kalan başka bir şey oldu.
Ankara'da yaratılan olağanüstü hâl duygusu kaldı.
Gözaltılar kaldı.
Akıbetini bilmediğimiz binlerce sokak hayvanı kaldı.
İçeride her gün nefret söylemine maruz bırakılan LGBTİ+'lar kaldı.
Ve bütün bunların üstüne, uluslararası masalarda verilen sevimli fotoğraflar kaldı.
İşte itirazımız tam da burada.
İçeride nefret.
Dışarıda diplomasi.
İçeride yasak.
Dışarıda gülümseme.
İçeride LGBTİ+'lara savaş açan sözler.
Dışarıda açık kimliğiyle yaşayan bir başbakanla tokalaşmalar.
Buna ne diyeceğiz?
NATO Zirvesi'ni liderlerin verdiği mesajlarla değil, bu ülkeye bıraktığı atmosferle hatırlayacağız.
Çünkü bazen bir zirvenin asıl sonucu, imzalanan bildiriler değildir.
Geriye bıraktığı fotoğraftır.
Ve o fotoğrafta görünen şey şu: Güvenlik adına nefessiz bırakılan bir şehir.
Merhamet adına susulan binlerce can.
Aile adına hedef gösterilen LGBTİ+'lar.
Ve bütün bunların ortasında hâlâ soru sormaya çalışan insanlar.
Belki de asıl soru şu: NATO kimin güvenliğini koruyor? Bizim mi? Yoksa bize rağmen kurulan o büyük güvenlik düzeninin mi?
*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.
Etiketler: insan hakları, kadın, medya, nefret suçları, siyaset, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
