21/04/2026 | Yazar: Oğulcan Özgenç

Kırılan, geri istenen, birlikte kurulan ve yeniden anlamlandırılan düşler, Matiz’in şarkılarında basit imgeler olmanın ötesinde; var olmanın, tutunmanın ve birbirimize yer açmanın tezahürü haline geliyor.

Mabel Matiz’in düş bahçeleri Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Mabel Matiz’in şarkılarını dinlemek, biraz da onun “düş bahçelerinde”[1] dolaşmak gibi. Elbette herkes onun şarkılarında başka izlerin peşine düşüp farklı gezintilere çıkabilir. Ozanlık derinliğindeki kalemiyle Matiz, buna imkan tanıdığını çoktan göstermedi mi zaten? Ama bu yazı, onun şarkılarındaki düşlerin/rüyaların kıyısından geçiyor. Kimi zaman bir sığınak, kimi zaman bir yarık; delik deşik, gerçekle çatışan, içinde kaybolunan düşler/rüyalar…

Matiz, yeni albümünün habercisi Dağılıyorum Olaysız’da “Hayra yorduğum düşü, ver bana ver” diyor. Ama onun şarkılarındaki düşler/rüyalar, müzikal yolculuğunun en başına, ilk şarkılarına kadar uzanıyor. Şimdi, yeni albümü beklerken o düşlerde yeniden dolaşmanın; bahçeye yeniden girmenin tam zamanı.

Kırık düşler, yaralı çocukluk

“Yine günlerden son yaz / Yine yaşım çocuk / Yine hangi düşün kumarı bu yırtılan / Delik deşik…”

Matiz’in ikinci albümünün dinleyicilerini düş bahçelerine davet eden ilk şarkılarından birisi Yaşım Çocuk. Albüme de adını veren bu şarkı, hala dinleyicilerine kimi zaman hüzünlü geçen yaz günlerini hatırlatmıyor mu? Ama bundan fazlası var.

Matiz, daha en başından dinleyicisine güvenli bir alan vaat etmeyeceğinin işaretini veriyor; aksine onları kırık düşlerin arasına çekiyor. Düşlerin/rüyaların masum olmadığını saklamayan Matiz, “Hangi düşün kumarı” derken, düşü ve düşüşü göze alınan, hatta kaybetmeye açık bir eşik olarak kuruyor.

Çocukluk da şarkıda eksik, yaralı, parçalanmış; kendine ait yer arayışıyla örülü bir fragman gibi karşımıza çıkıyor. Ve belki de bu kırık düşlerin içinde, herkes için eşit ölçüde mümkün olmayan dünyalara karşı başka türlü var olabilmeye dair küçük ama inatçı bir ihtimal beliriyor.

Rüya ile gerçek arasında sarkaç gibi

Mabel Matiz, ikinci albümü Gök Nerede’de de düşlerin/rüyaların peşinden gitmeye devam ediyor. Albümde Evgeny Grinko ile iş birliği yaptığı Vals’te şöyle diyor: “Daldığı derinden çıktı çöl rüyam/ Kalbimin serabı / Bir kader gibi çöktüğü zaman / Bak deliklerimden, sır ağır değil / Çınlayan bir çocukluğun korkularıyla / Bak, bitti son duam”

Matiz, dinleyicisini bu defa susuzluğun ortasına taşıyor. “Çöl rüyası” ve “kalbin serabı” imgeleriyle düşleri/rüyaları, yakıcı gerçekliğin içindeki kırılgan bir zemin olarak örüyor. Bu bir yanılsama olsa da hissettirdiği şey gerçek; kalpte yaşanan hakikat.

Dinleyicilerine kolay bir kaçış sunmayan Matiz, onları zor bir yere bırakıyor: Gerçeğin ağırlığıyla rüyanın kırılganlığı arasında kalmaya. O kırılgan alan ile sert gerçeklik arasında sarkaç gibi gidip gelmeye. Ne tamamen vazgeçmeye ne de bütünüyle teslim olmaya. Gerçekliğin herkes için aynı ölçüde yaşanabilir olmadığı, kimi zaman daraltan, dışlayan bir hal aldığı bilgisiyle, düşler/rüyalar sığınılabilen mekanlara dönüşüyor dizelerinde.

“Rüyan senin”: Hakikati sahiplenmek

Mabel Matiz’in dinleyicilerini düş bahçelerine davet ettiği, düşleri en yoğun işlediği albümlerden bir diğeri Maya.

Matiz, albümün ilk şarkısı Fırtınadayım’da “Yalnız değil, yanlış değilsin utanma / Rüyan senin…” derken, düşler/rüyalar tesellilerin ötesine geçip sahiplenme çağrısı oluveriyor. “Rüyan senin” demek, o iç hakikatin de sana ait olduğunu hatırlatıyor. Mendilimde Kırmızım Var’da “Geri ver bana düşümü” derken bu hattı daha da keskinleştiriyor: Düş/rüya, geri talep edilen bir hakikat olarak kendini gösteriyor.

Matiz’in Maya albümünde düş/rüya ile gerçek arasındaki gerilim daha görünür hale geliyor. Bir yanda dış dünyanın dayattığı gerçeklik, diğer yanda içeride hissedilen başka bir hakikat. Düşler/rüyalar bu gerilimde iç hakikatin tarafında duruyor. Ve Matiz dinleyicisine bu gerilimin içinde kalma cesaretini vaat ediyor.

Üstelik bu taraf, huzurlu bir alan da değil. “Geri ver bana düşümü” ile “Gel beni kor düşümden, kurtarabilirsen kurtar” arasındaki hat, düşü hem sahiplenilen hem de zorlayan bir yer olarak kurguluyor.

Matiz’in şarkılarında en başından beri kırılgan ve çatlak olan düşler/rüyalar, Maya albümüyle daha açık bir duygusal ve politik hatta bağlanıyor; üzerine söz söylenen, geri talep edilen, kimi zaman da mesafe konulmak istenen bir uğrak halini alıyor. Ve en önemlisi, dışarıda kurulamayan bir hakikatin içeride ısrarla varlığını sürdürdüğü bir gedik oluyor.

“Rüyamı uyandırma”: korunması gereken bir imkan olarak düşler

Matiz’in son albümü Fatih de düşlere/rüyalara bir davet. Ama bu kez düş, zamanın içinden geçen, değişen bir yer olarak beliriyor. “Zamanla soldu düşüm / Ağardı genç yaşımda saçlarım” derken, düş sabitliğini kaybediyor; aşınan, yıpranan ama silinmeyen bir hal alıyor. Öte yandan “Rüyana al beni” diyerek seslenen Matiz’in dizelerinde düş, kişisel bir iç dünya olmaktan çıkıp beraber kurulmak istenen bir menzile evriliyor. “Benim düşüm”den “senin rüyan”a doğru bu geçiş; düşleri, dışarıda kolayca yer bulamayan varoluşların kendine alan açabildiği bir açıklığa çeviriyor.

Ama Matiz bu açıklığın ne kadar kırılgan olduğunu da unutturmuyor. Cicim Sarhoş’ta “Rüyamı uyandırma” derken uyanmanın, dış dünyanın normlarına geri dönmenin, açıklığı bir anda dağıtabileceğini, gerçeğin bedenlerimize nasıl çarpabileceğini yine hatırlatıyor.

Matiz, son albümünde düşleri korunması gereken imkanlar olarak sunarken, dinleyicisini zamanın aşındırdığı ama tamamen yok edemediği düşleri kurmaya ve korumaya ortak ediyor. Düş, artık birbirini tanımanın bir yolu. Sözün özü, Matiz dinleyicileri için müşterek düşlerin varlığını görünür kılıyor.

Düşü hayra yormak: anlamı yerinden etmek

Ve sırada Mabel Matiz’in son düş bahçesinin ilk habercisi Dağılıyorum Olaysız var. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan şarkısında Matiz, “Hayra yorduğum düşü ver bana, ver” diyor.

Bu kez düş, kırık bir alan ya da gerilimli bir eşik olarak kalmıyor. Yaşım Çocuk’ta yaralanan, Maya’da geri talep edilen, Fatih’te ortaklaşa kurulan düş, yorumlanan bir şeye dönüşüyor. Düşü hayra yormak, onu sadece yaşanan ya da hissedilen olmaktan çıkarıp anlam verilen, yeniden kurulan bir evrene çeviriyor.

Son şarkısında Matiz, düşler/rüyalar aracılığıyla gerçeği yeniden anlamlandırmanın yoluna yaklaşıyor; dinleyicisini, kötü olanı hayra yormaya, sabit görünen anlamları yerinden etmeye çağırıyor. Düşler/rüyalar var kalmanın bir biçimi oluyor.

Kapatırken: Düş bahçelerinde kalalım

Matiz, düşler/rüyalar üzerinden kimi zaman bir sevgiliye, kimi zaman çocukluklarımıza, kimi zaman da kendimize seslenen bir patika açıyor. Kırılan, geri istenen, birlikte kurulan ve yeniden anlamlandırılan düşler, onun şarkılarında basit imgeler olmanın ötesinde; var olmanın, tutunmanın ve birbirimize yer açmanın tezahürü haline geliyor. Belki de bu yüzden Matiz’in şarkıları, dinleyene kendi hakikatini sahiplenmek için de cesaret veriyor.

Öyleyse, Matiz’in yeni albümünü beklerken, o düş bahçelerinde gezintiye devam edelim.

Bu yazıda bahsi geçen şarkıları dinlemek için linke tıklayabilirsiniz.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.    


[1] Metinde kullanılan “düş bahçeleri” ifadesi, Sezen Aksu’nun aynı adlı şarkısından alınmıştır.


Video Haber İkon  İlgili Video:


Etiketler: medya, kültür sanat, yaşam, trans, lgbti, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
Kaos