10/06/2026 | Yazar: Melsu Berfu Ertan
Bu tarihin bir kısmı gece sokaklarında yazıldı. Bir kısmı polis araçlarının ışıkları altında yazıldı. Bir kısmı apartman girişlerinde, park köşelerinde, otobüs duraklarında yazıldı. Bir kısmı ise birbirini koruyan trans kadınların omuz omuza duruşlarında yazıldı.
Fotoğraf: Meltem Ulusoy / csgorselarsiv.org
Her yıl haziran ayında onur yürüyüşlerinden bahsediyoruz. Sokakları dolduran kalabalıklardan, gökkuşağı bayraklarından, sloganlardan, polis barikatlarından ve yasaklardan. Ama bazen unutuyoruz: Bu hareketin tarihi yalnızca meydanlarda yazılmadı.
Bazı yürüyüşler çok daha önce başladı. Birçoğumuz için onur yürüyüşü, haziran ayında birkaç saat süren bir etkinlikten ibaret değildi. Çünkü biz zaten yılın her günü yürüyorduk. Gece yarısı bir sokakta, bir otobüs durağında, bir parkın köşesinde, bir caddede, yani herhangi bir çark alanında. Hayatta kalmak için, kira ödeyebilmek için, aç kalmamak için, var olabilmek için...
Bugün birçok kişi onur yürüyüşlerini bir özgürlük sembolü olarak görüyor. Oysa bizler için yürüyüşler çoğu zaman bir tercih değil, zorunluluktu. Çünkü bize iş vermediler. Çünkü bize ev vermediler. Çünkü bizi okullardan attılar. Çünkü ailelerimiz kapıları yüzümüze kapattı. Ve sonra dönüp bize "Neden oradasınız?" diye sordular. Sanki başka bir seçenek bırakılmış gibi.
Türkiye'de ve dünyanın birçok yerinde trans kadınların seks işçiliğiyle kurduğu ilişki, bireysel tercihlerden çok sistematik dışlanmanın sonucu oldu. Çalışmak isteyenlerimize iş verilmedi, kiralamak isteyenlerimize ev verilmedi, güvende yaşamak isteyenlerimize güvenlik sunulmadı. Sonra da suçlu ilan edilen yine biz olduk.
Oysa çarklarda yürüyen bizler yalnızca müşteri beklemiyorduk. Birbirimizi kolluyorduk. Birbirimize haber uçuruyorduk. Polis baskınlarını haber veriyorduk. Şiddete uğrayan arkadaşlarımızın yanında duruyorduk. Öldürülenlerin isimlerini unutmuyor, birbirimize aktarıyorduk. Dayanışmayı kuruyorduk. Bir anlamda kendi güvenlik ağlarımızı yaratıyorduk.
Belki de bu yüzden "Her yürüyüşümüz onur yürüyüşü" sloganı en çok burada anlam kazanıyor. Çünkü onur yalnızca bayrak taşırken ortaya çıkmıyor. Onur bazen hayatta kalmakta ortaya çıkıyor. Bir gecenin sonunda eve sağ dönebilmekte, arkadaşını yalnız bırakmamakta, bütün zorluklara rağmen kendini inkâr etmemekte, korkuya rağmen sokakta bulunmakta ortaya çıkıyor.
Bugün onur yürüyüşlerinde attığımız sloganların bir kısmı, yıllar önce çarklarda yankılanıyordu zaten. Çünkü birçoğumuz için yürümek hiçbir zaman sadece yürümek olmadı. Yürümek görünür olmaktı, risk almaktı, direnmekti, var olmakta ısrar etmekti, en önemlisi hayatta kalmaktı.
Bu yüzden onur yürüyüşlerinin tarihini yalnızca meydanlarda ararsak eksik kalırız. Bu tarihin bir kısmı gece sokaklarında yazıldı. Bir kısmı polis araçlarının ışıkları altında yazıldı. Bir kısmı apartman girişlerinde, park köşelerinde, otobüs duraklarında yazıldı. Bir kısmı ise birbirini koruyan trans kadınların omuz omuza duruşlarında yazıldı.
Bugün bir meydanda gökkuşağı bayrağı taşıyabiliyorsak, bunu yalnızca yürüyüş günü yürüyenlere değil; yıllarca her gün yürümek zorunda kalanlara da borçluyuz. Çünkü bazılarımız yılda bir kez onur yürüyüşüne katılabildi. Bazılarımız ise hayatı boyunca onur yürüyüşünün içinden geçti.
Çarklardan onur yürüyüşüne uzanan hikâye tam da budur. Onur bazen bir meydana ulaşmaktır. Bazen de bütün engellere rağmen o meydana kadar hayatta kalabilmektir. Bazen fiziksel olarak o meydana ulaşamayanları meydanlara taşımaktır. Ve belki de bu yüzden, bazılarımız için her yürüyüş gerçekten bir onur yürüyüşüdür.
*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.
Etiketler: insan hakları, yaşam, nefret suçları, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
