16/07/2026 | Yazar: Özen Sarıoğlan

Şimdi sen, geride kalan mirasçılarına; uzaktan ya da yakından hayatına değdiğin herkese bir yol haritası bıraktın. Adını taşıyan bir sokaktan çok daha fazlasını bıraktın. O sokağın kendisi olmayı öğrettin bize.

18 Haziran Translarla Eşitlik Günü’nden Özkan Abi’nin mirasına… Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Bu yazının kaleme geliş sürecinin, bir yasın nasıl savunuculuğa dönüştüğünü göstermesini isterim.

Çünkü ardından kalanlara bakınca insan kendine şu soruları sormadan edemiyor: Bir ömre ne kadar mücadele sığdırılabilir? Bir insan hayatı ne kadar “öteki”ye ev sahipliği yapabilir? Ve bir ömür, bu kadar çok ötekinin hayatına nasıl dokunabilir?

Özkan abi, onu en yakından tanıyanların bile akıl sır erdiremediği bir mücadele pratiğine sahipti. Kaybının ardından, sinevizyondan akan görüntülerini izleyenler yalnızca bir insanı anmadı; yıllar boyunca nasıl bir yaşam sürdüğünü de yeniden gördü. Belki de insanlar ona veda ederken, kaybettikleri bir inancı da yeniden buldular. Çünkü Özkan abi, yaşarken herkesi kendisine hayran bırakan o inadı, ilkeleri ve cesareti son nefesine kadar taşıyabilmiş nadir insanlardan biriydi.

Bu yüzden biliyorum ki Özkan abi, yalnızca ve sadece bir büstün üzerinde yaşayacak bir isim değildi. Yalnızca sokağa verilecek adla, bir parkın girişine asılacak “Av. Özkan Yücel Parkı” tabelasıyla da anlatılamazdı. Bunlar elbette kıymetli hafızalaştırma biçimleri. Ama Özkan Abi’nin mirası bundan çok daha büyüktü. Hatta belki de onun mirası, adının bir sokağa verilmesinden ziyade, o sokağın kendisi olabilmekti. İnsanların korkmadan yürüyebildiği, birbirine omuz verdiği, kimsenin yalnız bırakılmadığı bir sokağın kendisi…

Benim için o mirasın en görünür anlarından biri ise tam da 18 Haziran Translarla Eşitlik Günü’ne uzanıyor.

Yılını bugün hatırlamıyorum. Özkan abi o dönem İzmir Barosu Başkanıydı. İzmir’de translara yönelik polis şiddetinin en yoğun yaşandığı dönemlerden biriydi. Bir grup trans olarak 18 Haziran Translarla Eşitlik Günü Derneği’ni kurmak için kolları sıvamıştık. Ne var ki dönemin yasal engelleri buna izin vermedi ve derneği kuramadık.

Destek istemek üzere baronun kapısını çaldığımızda bizi bürokratik duvarlar değil, sonuna kadar açık bir kapı karşıladı.

Hiçbir resmiyetin arkasına saklanmadan, adeta elimize açık bir çek verir gibi “Yanınızdayız.” dediler. Destek olacaklarını söylediler ve söyledikleriyle de kalmadılar; zaten o güne kadar da yanımızda durmuşlardı.

Üstelik bu destek yalnızca sözden ibaret değildi. İzmir Barosu’nun ilk LGBTİ+ Komisyonu da Özkan Abi’nin baro başkanlığı döneminde kuruldu. Bugün hâlâ o komisyonun varlığı, yalnızca kurumsal bir kararın değil; hak mücadelelerinin hukuk içinde de sahiplenilmesi gerektiğine inanan bir anlayışın izini taşıyor.

Aslında yeni olan bizdik. Özkan abi ve birlikte yürüdüğü insanlar ise çok daha önceden sokağa aitti.

Bazı şeylerin, bazı ötekiler için talep edilmeden yapılması o kadar kıymetlidir ki bunu kelimelerle anlatmakta zorlanıyorum. Dayanışmanın en sahici hâli belki de tam budur. Bir hak mücadelesini, o mücadelenin öznesi olmadığın hâlde kendi meselen gibi sahiplenebilmek…

Sokakta transların evleri mühürlenirken de oradaydın. Nefret suçu dosyalarının en yakın takipçilerinden biri oldun. Seni kaybetmeden çok kısa bir süre önce ise Genç LGBTİ+ Derneği’nin kapatılma davasında yaptığın savunmayla bir kez daha hukukçuluğun ne demek olduğunu gösterdin.

Sahi abi, sen her yerde olmayı nasıl başarıyordun?

Ve sahi abi, bir insanın kendi öznesi olmadığı bir mücadelenin yanında durmasının aslında hiç de zor olmadığını bize nasıl da güzel gösterdin. LGBTİ+ mücadelesine omuz vermenin cesaret istediğini söyleyenlere inat, bunun her şeyden önce vicdan ve ilke meselesi olduğunu yaşayarak anlattın.

İşte sen böyle biriydin sevgili Özkan abi.

Bir kaybı romantize etmek istemem. Ama böylesi bir denk geliş de sanki sana yakışırdı diye düşünüyorum.

Bugün düşünüyorum da; seni 18 Haziran’da kaybetmeseydik belki 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde uğurlayacaktık. Belki Newroz’un coşkusunda, 21 Mart’ta. Belki 17 Mayıs Homofobi ve Transfobi Karşıtı Gün’de. Belki de 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü’nde.

Çünkü ömrünü bu kadar çok mücadeleye, bu kadar çok ötekiye adayan bir insanın vedası sanki ancak böyle bir güne denk gelebilirdi.

Şimdi sen, geride kalan mirasçılarına; uzaktan ya da yakından hayatına değdiğin herkese bir yol haritası bıraktın.

Adını taşıyan bir sokaktan çok daha fazlasını bıraktın. O sokağın kendisi olmayı öğrettin bize. Korkmadan yürümeyi, yan yana durmayı, ötekinin yükünü kendi yükümüz bilmeyi, mücadeleler arasında hiyerarşi kurmamayı öğrettin.

Ötekiyle nasıl temas kurulacağını, mücadelelerin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini, konfor alanından neden çıkılması gerektiğini, sokaktan neden korkulmaması gerektiğini öğreten bir miras bıraktın.

Ve biliyorum ki bıraktığın bu miras, yalnızca seni anmak için değil; omuzlamak için var.

Adını anan herkesin, o mirastan kendine düşen sorumluluğu da taşıması gerekiyor.

Yolun açık olsun abi.

Devrin daim olsun.

 *KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, medya, yaşam, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
İstihdam