18/02/2026 | Yazar: Sude Tansı

Nefret ve şiddet, yasa adı altında normalleştiriliyor, gündelik hayatın parçası haline getiriliyor. Her gün karşımıza çıkan haberlerin arkasındaki hikâyeleri gerçekten düşünüyor muyuz?

Kapındaki “yabancıyı” tanıyor musun? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Fotoğraf: Steven Garcia/NurPhoto

Sokakta, okulda, kampüste, evinde, güvende hissetmek isteyeceğin her yerde tehdit altında hissetmek Amerika Birleşik Devletleri’ndeki göçmenler için gündelik bir korku.  Hükümet eliyle yürütülen federal bir kuruluş olan ICE her geçen gün göçmenlerin hayatlarını tehlikeye atıyor.

Açılımı Immigration and Customs Enforcement (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) olan ICE, 2003’te Homeland Security bünyesinde ABD’de göçmenlik ihlallerini soruşturup sınır dışı işlemlerini yürütmek amacıyla kuruldu. Asıl görevi göçmenlik yasalarını uygulamak olsa da günümüzde birçok ulusal ve uluslararası insan hakları örgütünün gözlemelerine göre ICE ağır insan hakları ihlalleri işliyor.

ICE’ın uygulamaları toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık ve ihmallerden ötürü de eleştirilerin odağında. Kadınlara ve hamilelere yönelik gösterilen ayrımcı müdahale, trans ve LGBTİ+ göçmenlerin maruz bırakıldığı ayrımcılık, gözetim merkezlerindeki cinsel taciz iddiaları ve güvenlik ihlalleri hak savunucularının gündem maddeleri arasında. ICE günümüz statükosunda yasa uygulayıcısı bir mekanizma olarak değil patriyarkal kapitalist güç dinamiklerinin tekrar inşaa edildiği toplumsal bir ayna olarak görev yapmakta.  Gözetim merkezlerinde göçmenlerin biyolojik cinsiyet, cinsiyet kimliği ve cinsiyet hiyerarşilerine göre kategorize edildiği, transların bakım ihtiyaçlarının sistematik olarak karşılanmadığı, hamilelere karşı uygulanan bakım eksikliği ve giderek artan ölüm riski, hiyerarşik güç dengesizliği ile ortaya çıkan cinsel şiddet ve taciz iddiaları her geçen gün birbiri ardına medyaya yansımaya devam ediyor. 

Bu dünya gerçekten kime ait?

Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) tarafından derlenen rapor göçmenlerin deneyimlerini gözler önüne seriyor.  İnsani yardıma ve bakıma ulaşamayan göçmenlerin sayısı günden güne artarken sormak gerekiyor: En temel ihtiyaçlarımızın bile karşılanmadığı, güvensiz hissettiğimiz bu dünya gerçekten kime ait?  ICE sadece göçmen merkezlerinde değil sokakta, okullarda, evlerde, mahkeme salonlarında baskılarını arttırıyor. Portland Oregon’da göçmenlik mahkemesinin hemen ardından federal ajanlar tarafından alıkonulan trans kadının maruz bırakıldığı hukuk dışı tutum münferit bir vaka değil. Her geçen gün hükümetten gücünü alan baskı ve şiddet mekanizması sivil halkın nasıl bir tehdit altında olduğunun kanıtı. 

Aslında, LGBTİ+’lara karşı duruş Trump hükümetinin ilmek ilmek işlediği homofobik ve transfobik politikalarla birebir örtüşüyor. Yönetimin, özellikle ikinci dönemiyle birlikte, federal belgelerde ve politik metinlerdeki “toplumsal cinsiyet” ifadelerini “biyolojik cinsiyet” olarak değiştirdiği bariz. Dolayısıyla göç alanında da LGBTİ+ göçmenlerin sığınma ve koruma başvuruları zorlaştırılıyor, belgelerde trans kimliği belirten ifadelerin hukuki tanınırlığı kısıtlanıyor. Devletin cinsiyet kimliğini tanımama pratiği bu tarz politikalarla güçlendiriliyor. Bu noktada ICE’ı, tüm bu politik altyapıdan ayrı değerlendiremeyiz. Çünkü, federal kuvveti gözetim şiddetine dönüştüren yapılanma bir anda ortaya çıkmadı. Trump hükümetinin ikinci döneminde ICE’ın bütçesinin gözaltı kapasitesiyle birlikte arttırılması ve okul, ibadethane gibi yerlerdeki güvenlik tedbirlerinin azaltılması nefret hiyerarşisinin farklı alanlardaki parçalarını birleştiriyor.

Renee Nicole Good’un öldürülmesi: Kuir bir eş, bir şair…

ICE hakkındaki tartışmaları ateşleyen olay Renee Nicole Good’un 7 Ocak 2026’da aracında ICE ajanları tarafından vurularak öldürülmesi oldu. Renee halkın ölümcül güç kullanılacak düzeyde “tehdit” olarak görüldüğü cinayetlerden sadece bir tanesi. Devlet mekanizmaların, haber başlıklarının Renee’nin kimliğini görmezden geldiğini görüyoruz. Kuir bir eş, bir şair ve bir anne olan Renee’nin ICE tarafından öldürülmesi, Trump hükümetinin getirdiği nefret hegemonyasının parçası olarak okunabilir. Bununla birlikte protesto sırasında öldürülen Alex Pretti ve göçmenlik merkezlerindeki sağlık ihlalleri yüzünden ölen birçok göçmen güç politikalarının “koruma” adı altında gerçekleştirmeye çalıştığı şiddet imparatorluğunu gözler önüne seriyor. ABD’nin farklı eyaletlerinde protestocuların da benzer şiddet pratikleriyle sindirilmeye çalışıldığı bariz. ICE’a karşı ses çıkartan herkes çeşitli yollarla susturuluyor. Trans kadın Alice Valentine ve sevgilisinin, katıldıkları bir protesto sırasında polisin şiddetli biber gazı saldırısına maruz kalarak tutuklanmaları, hükümet eliyle desteklenen bu şiddet rejiminin sindirme taktiği olarak kullanıldığını gösteriyor. Ses çıkaranların sistematik biçimde susturulması, kişilerin özgürlükleri, kimlikleri ve bedenleri üzerindeki korkunç baskı 21.yüzyıl dünyasının “özgürlükçü” anlatısını bize sorgulatıyor. Nefret ve şiddet, yasa adı altında normalleştiriliyor, gündelik hayatın parçası haline getiriliyor. Her gün karşımıza çıkan haberlerin arkasındaki hikâyeleri gerçekten düşünüyor muyuz? İnsan hakları ihlallerinin hükümetler eliyle desteklendiği bu dünyada hangimiz gerçekten özgürüz? Ve daha da önemlisi bir gün kendi konforlu evlerimizin kapısı çalındığında da bu kadar rahat olabilecek miyiz? 

LGBTİ+ göçmenler hayattan koparılıyor

Sokaklardaki güvensiz ortam, göçmen gözetim merkezlerinde de sürüyor. Güney Louisiana ICE İşletme Merkezinde (SLIPC) tutulan LGBTİ+ göçmenlerin personel tarafından cinsel taciz, saldırı ve aşağılayıcı muameleye maruz kaldığı yasal şikayetlerle ortaya çıktı. Hâl böyleyken, yaratılan korku imparatorluğu içinden çıkılamaz bir noktaya evriliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde Demokratlar ICE’a yeni sınırlandırmalar ve hesap verebilirlik mekanizmaları talep ederken Trump hükümeti bu talepleri “uzlaşması zor” olarak değerlendiriyor.  Uzlaşma yoluna gitmeyi reddeden hükümetin yalnızca belirli bir kesimi besleyen politikaları her geçen gün daha çok LGBTİ+ göçmeni hayattan koparıyor. Göçmen olmadığı, LGBTİ+ olmadığı, hükümet tarafından “marjinal” görülmediği ve halihazırda “rahatta” olduğu için susmak; gün gelip “şahlar” yer değiştirdiğinde ve patriyarkal kapitalizmin yalnızca kendini güçlendirdiği daha net görüldüğünde, tarafsız kalmayı zorlaştıracak. Susma alışkanlığımızdan sıyrılmadıkça insanlığımızı yitiriyoruz.

 *KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, nefret suçları, kent hakkı, barınma, sağlık, siyaset, dünyadan, sağlık hakkı, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
GDTM