22/04/2026 | Yazar: Kerem Dikmen
LGBTİ+ derneklerin denetim pratikleri öyle bir hal almış ki, meşru ve yasal uygulamalar, sırf LGBTİ+ derneklerini cezalandırmak için idari para cezası vermenin gerekçesine dönüşmüş durumda.
2020 yılının sonlarına doğru Dernekler Kanunu’nda yapılan değişikliklere en güçlü itirazlardan biri LGBTİ+ hak örgütlerinden gelmişti. Sözüm ona terörizmin finansmanı ile mücadele amacıyla atılan bu adamlar, dernekler üzerindeki denetimleri rutin hale getirerek onları fiilen çalışamaz hale getirmeyi amaçladı.
Sivil toplumu fişleme aracı: risk skalası
Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü, hak örgütlerinin katılmayacağını varsaymış olduğundan olsa gerek, “bilgilendirici seminerler” zincirinde risk skalasını görsel olarak dinleyicilere sununca gerçek kısmen göründü. Zira sivil toplumla ilişkiler müdürlüğünün risk analizine göre hak savunucusu dernekler, konuya göre risk kategorisinin en üst sırasında. Bu seminerlerde sorulan “peki riskimizi azaltmak için ne yapmamız gerekir” sorusuna başka bir katılımcının yaptığı “azaltamazsınız, risk skalasına göre risk puanı sabit” katkısı, bazı katılımcıların başka bazı katılımcılara göre daha çok bilgiye eriştiğinin kanıtı idi. O kadar ki, Kaos GL bilgi edinme hakkı kanunu kapsamında İçişleri Bakanlığına, “nedir risk skalanızın içeriği” diye sorduğunda Bakanlığın yanıtı, hizmet içi belgeleri paylaşamayız şeklinde oldu.
Denetimler idari tacize dönüştü
Gel zaman git zaman İçişleri Bakanlığı denetçileri derneklerin, bilhassa LGBTİ+ hak örgütlerinin kapısını daha fazla aşındırır oldu. Dernekler, sanki daha önce denetlenmemişçesine, her biri farklı “üstat”tan tavsiye alan yeni denetçiler tarafından denetlenmeye devam ediyor. Derneğin daha önce denetlenmiş olmasının, hatta aynı dönemin daha önce denetlenmiş olmasının hükmü kalmadı. Hukuk devleti ilkesindan uzaklaşmanın sonucu, hukuki öngöremezlik. Bir önceki denetçiye göre sakıncalı olmayan bir içerik bu defa sakıncalı görülebilir. Kanunda boşluğu denetçi doldurur, hukuki tanımı o yapar. Bu arada denetçinin hukuk nosyonu olmasına da gerek yoktur. Sırf denetçiler öyle yorumladı diye yardım olmadığı halde bazı derneklere, satın alınan hizmet karşılığı yapılan ödemelerin “yurtdışına yapılan yardım” olarak nitelenip, bildirilmemesinden ötürü idari para cezası düzenlendiğini duymuş muydunuz? Ne kanun, ne yönetmelik, meçhul üstadın yorumu, her normun üzerinde.
Gider pusulası çıkmazı: yasal olanın cezalandırılması
LGBTİ+ derneklerin denetim pratikleri öyle bir hal almış ki, meşru ve yasal uygulamalar, sırf LGBTİ+ derneklerini cezalandırmak için idari para cezası vermenin gerekçesine dönüşmüş durumda. Vergi mükellefiyeti olmayan veya o sırada başka bir işverenin çalışanı olan uzmanlardan, senede bir veya iki defa satın alınmış uzmanlık dahi SGK için para cezası kesme nedeni. Gider pusulası, hizmetin SGK’ya bildirilmesi zorunluluğunun delili imiş. Atölye yürütücüsü olduğu için gider pusulası ile ödeme yapılan uzmanın dahi işçi olarak SGK’ya bildirilmesi gerekirmiş. Oysa dernekler yönetmeliğinde “gider pusulası” kavramına açıkça yer verilmiş durumda? Farkında olmadıkları ise henüz SGK kaydı olmadığı halde gider pusulası ile uzmanlık satmış kişilerin hizmet kayıtlarını gider pusulası ile ödeme aldıkları tarihe çekmiş olmaları. Oysa atölye yürüttüğü sırada başına bir iş gelse bu kişinin yasal haklarının kendisine veya mirasçılarına ödenmemesi için atölye yürütücülüğünün tescile tabi bir çalışma olmadığını ispatlamaya çalışacak olan da SGK’nın kendisi.
Artık dernekler üzerindeki denetim tehdidi, bölgesel ve uluslararası mekanizmaların dikkatini çekmiş durumda. Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Komiseri zaten zaman zaman memorandum ve açıklamalarla durumun örgütlenme hakkına aykırı boyutunu ortaya koymuştu. BM de denetimlerin uzantısı olan ceza davalarının, hak savunucularına misilleme iddiasını artık ciddiye alıyor. Örneğin geçtiğimiz yazıda da bahsettiğim Genç LGBTİ+ davası, içindeki barındırdığı çok sayıdaki “istisna”lar nedeniyle misilleme olasılığının en görünür vakası. O davaya neden olan denetim de denetçinin, kendi görev yazısında denetlemekle yükümlü olmadığı geçmiş dönemleri “görev aşkı” ile denetleyerek, suçlayacak bir konu bulmasına dayanıyor.
Sivil toplumun sesini kısıp da kalkınan bir toplum olmadı. Yeraltı zenginliği gibi istisnai avantajlar içeren bir coğrafyada olmayan devletlerden kendi toplumunun sesini bastırıp, onları cezalandırıp da zenginleşen, refah seviyesi artan bir ülke olmadı. Bu ülkede ifade özgürlüğünü ne kadar sınırlandırırsanız o kadar fakirleşirsiniz, örgütlenme özgürlüğünü ne kadar engellerseniz o kadar fakirleşirsiniz. Türkiye’nin ekonomik açıdan kalkınma verilerinin görece iyi olduğu dönemlere bakın, örgütlenme ve ifade özgürlüğünün görece geniş olduğu zamanlara denk geleceği görülecektir.
Denetim tacizi ne örgütleri ne kişileri ortadan kaldırır. Dernek gider inisiyatif gelir, inisiyatif gider girişim gelir, isim değişir, kişiler kalır. Ancak İçişleri Bakanlığının denetimler yoluyla sivilleşmeye verdiği zararın telafisi bu kadar hızlı olmaz.
Avukat Kerem Dikmen’in blog yazılarına ulaşmak için tıklayın.
*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.
Etiketler: insan hakları, yaşam, siyaset, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
.jpg)