04/02/2026 | Yazar: Oğulcan Özgenç

KaosGL.org editörü Oğulcan Özgenç, LGBTİ+ fenomenlere yönelik “operasyonları” değerlendirdi: “Gözaltı ve tutuklamalar, kamuoyuna açık, seyirlik ve ahlaki birer ibret anlatısı şeklinde kurgulanıyor.”

“İbret” diye mi?: LGBTİ+ düşmanı tetikçiler, fenomenler ve cadı avları Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Uzunca bir süredir Türkiye, güne “uyuşturucu operasyonları” haberleriyle başlıyor. Pek çok isimden oluşan listeler, sosyal medyada “uyuşturucu operasyonunda gözaltına alındı” ifadeleriyle yayınlanıyor. Bu haber akışına eşlik eden şey, uyuşturucu ticaretinin arkasındaki makro ağların, büyük sermaye ilişkilerinin ya da sistematik suç yapılarının görünür kılınması değil; aksine, sosyal medyadan ya da ekranlardan tanıdığımız ünlü isimlerin ve fenomenlerin hedefe konulması. İktidar, uyuşturucuyla mücadele görüntüsünü, kamuoyundaki tanıdık yüzler üzerinden kuruyor. Ne denir; minareyi çalan kılıfını hazırlar.

Geçtiğimiz hafta sosyal medya fenomeni Mika Raun’un söz konusu soruşturma kapsamında gözaltına alınması ve ardından tutuklanmasıyla bu tablo yeni bir aşamaya geçti.  Raun’un, gözaltından önce kadın doğum uzmanına başvurduğunu anlattığı bir video nedeniyle sosyal medyada hedef gösterildiğini hatırlatalım. Dün, daha önce “müstehcenlik” gerekçesiyle gözaltına alınıp adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Mükremin Gezgin ile Arya Bektaş’ın, “uyuşturucu operasyonu” kapsamında gözaltına alındığı duyuruldu. Görünen o ki, bu sürecin hedefinde artık LGBTİ+’lar da var.

Murat Övüç’ün ve Kerimcan Durmaz’ın yaşadıkları bu tabloyu daha da berraklaştırıyor. Övüç, aylar önce paylaştığı başörtülü bir videonun yeniden yaygınlaştırılması üzerine “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla tutuklanmıştı. Bir ayı aşkın süredir Tekirdağ Karatepe Ceza İnfaz Kurumu’nda. Durmaz ise geçtiğimiz yıl yasa dışı bahis gerekçesiyle tutuklanmıştı ve bu hafta 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldığı öğrenildi.

İhbar arşivi, linç kampanyaları ve yargının senkronizasyonu

Tüm bu “operasyonlarda” göze çarpan birkaç ortak izlek var. Bunlardan biri, bir ihbar arşivine dönüşen sosyal medyada LGBTİ+ fenomenleri hedef alan linç kampanyaları ile bu kampanyalarla senkronize biçimde ilerleyen devlet pratikleri. Mika Raun’un paylaştığı videonun onlarca hesaptan “şok açıklamalar tepki topladı” türünden başlıklarla hedef gösterilmesi, linç ikliminin nasıl adım adım örüldüğünü bir kez daha gösterdi. Benzer bir hedef göstermenin daha önce Murat Övüç için de devreye sokulduğu hatırlandığında, sosyal medya linci ile yargı süreçleri arasındaki eş zamanlılık daha görünür hale geliyor.

Nitekim Raun’un tutuklanmasının hemen ardından Mükremin Gezgin ve Arya Bektaş’ın gözaltına alınması da bir tesadüften ziyade koordineli bir sürecin parçası gibi görünüyor. İktidara yakınlığıyla bilinen isimler, Raun’un gözaltına alındığını duyurur duyurmaz “sıranın onlarda olduğu” yönünde paylaşımlar yapmış, X üzerinden açıkça gözaltı çağrılarında bulunmuştu.

LGBTİ+ düşmanı tetikçilik

Birbirini takip eden tekrarlarla bir repertuvar haline gelen bu pratikler, artık münferit saldırılar olmaktan çıkıp sistematik bir LGBTİ+ düşmanı tetikçiliğe dönüşmüş durumda. Yıllardır dernekleri, aktivistleri ve hak savunucularını hedef alan isimler, bugün benzer bir dili ve yöntemi sosyal medya fenomenlerine yöneltiyor; deyim yerindeyse hedefi işaret ediyor, ardından gözaltı ve tutuklama süreçleri çeşitli kılıflarla devreye giriyor. Devlet bu hedef göstermeleri engellemek yerine, onları fiilen işlevsel kılan bir zemini de sürekli yeniden üretiyor. Çoğu zaman medya, güvenlik bürokrasisi ve yargı aracılığıyla meşrulaştırılan LGBTİ+ düşmanı tetikçilik, devlet pratikleriyle eklemlenen ve hukuki süreçleri başlatan bir cezalandırma rejiminin parçası haline geliyor.

Seyirlik ve ahlaki ibret anlatıları

Medyada yaygın biçimde kullanılan anlatının aksine, LGBTİ+ fenomenlere yönelik bu “operasyonların” belirleyici unsurunun “ünlü” olmaları değil, LGBTİ+ kimlikleri olduğu da ayan beyan ortada. Gözaltı ve tutuklamalar, kamuoyuna açık, seyirlik ve ahlaki birer ibret anlatısı şeklinde kurgulanıyor. Bu düşmanca anlatı, izleyen herkese yöneltilmiş bir mesaj taşıyor: “Görünür olursanız, sınırları aşarsanız, sıra size de gelebilir. Sahneye çıkarsanız, benzer bir rol size de yazılabilir.”

Her krizin, her “ahlak” paniğinin ve her güvenlik söyleminin dönüp dolaşıp LGBTİ+’ları bulduğu, cadı avı havası esen bugünlerde, kılıfına uydurulmuş bu gösterinin bir “hizaya sokma” hamlesi olduğunu söylemek için alim olmaya gerek yok. İktidar, yıllar önce LGBTİ+’lara ilan ettiği savaşı bu kez sosyal medya fenomenlerine yönelik “operasyonlar” üzerinden hatırlatıyor. LGBTİ+’ların kamusal alandan geri çekilmesi, sınırlarının yeniden çizilmesi ve “makbul” olmayan yaşamların cezalandırılabilir olduğu fikirleriyle şekillenen savaş ilanı, yargı paketleri aracılığıyla hukuka dökülmeye çalışılırken LGBTİ+’lar geçmeyen bir yasanın mağdurlarına dönüşüyor.

Yarın sınırı aştığına karar verilen kim olacak?

Sözün özü, LGBTİ+’lara görünür olmanın “bedeli” ödetiliyor: en net ifadeyle, görünür olma cesaretinin bedeli. Mesele aynı zamanda kamusal alanda var olmanın koşullarının kimler için daraltıldığı, kimler için askıya alındığı. Görünürlüğün cezaya bağlandığı bu düzende şunu sormak gerekiyor: Bugün hedef gösterilenler LGBTİ+’lar, peki yarın sınırı aştığına karar verilen kim olacak?

 *KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, kadın, medya, yaşam, nefret suçları, aile, siyaset, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
GDTM