26/05/2026 | Yazar: Elif Ceylan Özsoy

Son zamanlarda Birleşik Krallık mahkemelerinden trans haklarını kısıtlayan kararlar çıkmaya başladı. Bu kararların çıkması için dava açan gruplar, kendilerini toplumsal cinsiyet karşıtı (İngilizcede gender critical) ve cinsiyetin biyolojik sınırlarına, değişmezliğine saplantılı bir yerden tanımlıyorlar. Son yirmi yılda elde edilmiş trans haklarının yasal zeminde geri alınması için de örgütlü bir çaba yürütüyorlar.

Bedenlerin kendi kaderini tayin hakkı: Birleşik Krallık'tan iki dava Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Son zamanlarda Birleşik Krallık mahkemelerinden trans haklarını kısıtlayan kararlar çıkmaya başladı. Bu kararların çıkması için dava açan gruplar, kendilerini toplumsal cinsiyet karşıtı (İngilizcede gender critical) ve cinsiyetin biyolojik sınırlarına, değişmezliğine saplantılı bir yerden tanımlıyorlar. Son yirmi yılda elde edilmiş trans haklarının yasal zeminde geri alınması için de örgütlü bir çaba yürütüyorlar. Bu yazıda bu trans dışlayıcı grupların açtıkları davalar sonucu alınmış iki karardan bahsetmek ve kısaca analiz etmek istiyorum.

Birinci karar, Türkiye’de de gündeme gelmiş olan Birleşik Krallık Anayasa Mahkemesi benzeri en yüksek dereceli mahkemesinin (UK Supreme Court) 16 Nisan 2025’te verdiği, Eşitlik Yasası 2010 (Equality Act 2010) bağlamında korunan cinsiyet (sex) kategorisinin cinsiyet tanıma sertifikası olan kişileri kapsamadığına yönelik talihsiz kararı. Bir diğeri de 16 Temmuz 2025’te Yüksek Mahkemenin (High Court of England and Wales) Northumbria Polis amirinin emrindeki bazı polislerin Trans Onur Yürüyüşü kortejine üniformaları ile katılma taleplerine verdiği iznin hukuka aykırı olduğuna dair kararı.

İlk kararla başlayalım. 16 Nisan 2025’te Birleşik Krallık Supreme Court hukuki olarak “kadın” kelimesinin Equality Act 2010 (Eşitlik Yasası – bundan sonra EA 2010) bağlamında nasıl yorumlanması gerektiğine dair kararını açıkladı. Supreme Court, yasada belirtilen “cinsiyet” kavramının sadece biyolojik cinsiyeti kapsadığına, dolayısıyla da cinsiyet tanıma sertifikası almış kadınları kapsamadığına hükmetti. Bu kararı daha iyi anlayabilmek için öncelikle biraz hukuki altyapısına ve bu karara yol açan olaylara bakalım.

Bu karar; yaş, engellilik, cinsiyet uyum süreci, medeni hal, ırk, din/inanç, cinsiyet ve cinsel yöneliminden dolayı ayrımcılık yasağı getiren EA 2010 isimli eşitlik kanunu ile ilgili. Kararın başında, mahkeme, kadın tanımına kimin dahil olduğunun sadece EA 2010 kapsamında bir hükme bağlandığını, “kadın” kavramının sosyal ve EA 2010 dışı anlamlarını bağlayan bir karar olmadığını belirtiyorlar. Yargı tarafından “kadın kimdir, kim değildir?” sorusunun cevaplanmasına varan olayları anlamak için bu davanın kökenine baktığımızda ise bizi bilindik bir sürpriz karşılıyor: ulus-devlet, bedensel sınırlar ve cinsiyet tayininin ortak bir baskı mekanizmasından beslenmesi ve iç içe geçmişliği meselesi.

Bu dava bir trans hakları davası olduğu kadar İskoçya’nın özerkliğinin sınırları davası da. Bu davaya konu olan olaylar, İskoçya’nın toplumsal cinsiyet ile ilgili bir düzenleme yapması ile başlıyor. İskoçya bağımsız bir devlet olmadığından, yasama yetkileri kısıtlı. Yasama yetkisini aşması hâlinde Birleşik Krallık; İskoç hükümeti, parlamentosu tarafından yapılan düzenlemeleri durdurma yetkisine, yani veto hakkına sahip. Birleşik Krallık yargısı da bu yetki aşımı iddialarını inceleme yetkisine sahip.

2018’de İskoçya, “Kamu Yönetiminde Cinsiyet Temsili” diye kabaca çevirebileceğimiz Gender Representation on Public Boards (Scotland) Act 2018 adlı bir yasa çıkarıyor. Bu yasa ile “kadın” kelimesinin anlamına açıklık getiriyor. Buna göre kadın olarak yaşamını sürdüren ve bu şekilde yaşamaya devam etme iradesinde olmak koşulu ile cinsiyet tanıma sertifikası almış veya alma aşamasında olan kişilerin, bu düzenleme kapsamında cinsiyetlerinin (sex) kadın olarak kabul edileceğini düzenliyor. Bir nevi yukarıda bahsettiğim EA 2010 ile korunan cinsiyet tanıma sertifikası ve cinsiyet (sex) statülerini bir arada, bütüncül şekilde yorumluyor.

Daha sonra, bu davaya doğrudan konu olmasa da, 2022’de İskoçya ve Birleşik Krallık, toplumsal cinsiyet ve cinsiyet tanımı üzerinden İskoçya’nın hazırladığı Gender Reform Bill (Toplumsal Cinsiyet Reform) yasa tasarısı üzerinden tekrar karşı karşıya geliyorlar.  Bu tasarı ile İskoçya, cinsiyet uyum sürecinin başvuru süresinin uzunluğu ve koşullarının trans bireyler üzerindeki olumsuz etkilerini gidermek amacıyla medikal değil, beyana dayalı bir sisteme geçmeyi planlıyordu. Ancak yukarıda bahsettiğim yetki sayesinde Birleşik Krallık, İskoçya’nın bu yasa tasarısını durdurdu, yani veto etti. Bu müdahalenin de hukuka uygun olduğuna dair mahkeme kararı alındı. Bu, ulus-devlet ve bedensel sınırların iç içe geçtiği; İskoçya’nın yasama yetkisi ile birlikte trans ve kadın bedenlerinin siyasal egemenlik tartışmalarının özünde yer alması açısından ibretlik ama ne yazık ki çok da tanıdık bir tablo. Ve bu tartışma tuvaletlere kimin girebileceği üzerinden popülerleşse de, toprakların kimin tarafından yönetileceği, yasaları kimin yapacağına kadar geniş bir yelpazede, küresel ölçekte de yaşanıyor.

Davaya dönecek olursak;2022’deki yasa tasarısı veto ediliyor ancak 2018 tarihli yasa da yargı önüne geliyor. Yukarıda bahsettiğim Gender Representation on Public Boards (Scotland) Act 2018 yasası hakkında For Women Scotland Ltd isimli İskoç bir sivil toplum örgütü, İskoçya’nın yasama yetki sınırlarını aştığını iddia ederek dava açıyor. Çünkü İskoçya bu kanunla “kadın” tanımını biyolojik ve cinsiyet uyum sertifikalı ayrımı yapmadan düzenliyor. For Women Scotland Ltd ise İskoçya Parlementosu’nun “kadın” tanımını hukuki olarak düzenlemeye yetkisi olmadığını, bu yetkinin sadece Birleşik Krallık Parlamentosu’nda olduğunu savunuyor. Alt derece mahkemeler İskoçya’nın yetkisini aşmadığına hükmetse de, dava Birleşik Krallık Supreme Court’a geldiğinde, mahkeme İskoçya’nın yetkisini aştığına karar verip; “kadın” kavramının ne anlama geldiğine de açıklık getiriyor. Mahkeme, EA 2010 bağlamında “kadın” tanımının “cinsiyet” (sex) başlığı altında sadece biyolojik cinsiyete dayalı olarak yorumlanması gerektiğine karar veriyor. Bu karara varmadan önce de cevaplaması gereken hukuki soruyu şu şekilde belirliyor: “Cinsiyet tanıma sertifikasına sahip bir trans kadın, EA 2010’un hükümleri kapsamına giren tüm konular bağlamında kadın olarak mı tanımlanmalı, yoksa EA 2010 ‘kadın’ ve ‘cinsiyet’ten (sex) bahsettiğinde sadece biyolojik bir kadını ve biyolojik cinsiyeti mi kasteder?” Bu soruyu duyunca insanın kafası ve mantığı karışmıyor değil. Zaten bir kişinin kadın olduğu yasal olarak kendisine cinsiyet tanıma sertifikası verilerek tanınmışsa; pasaportu, ehliyeti üzerindeki cinsiyet bölümü kadın olarak değiştirilmişse; EA 2010 kapsamında “kadın mıdır?” sorusu oldukça absürt kalıyor.

Bu aşamada Cinsiyet Tanıma Sertifikası nasıl alınıyor ona bakalım. Birleşik Krallık’taki cinsiyet uyum sürecini düzenleyen Gender Recognition Act 2010’a göre cinsiyet tanıma sertifikası için, cinsiyet disforisi tanısının bu alanda çalışan iki uzman tarafından verilmesi (biri tıp doktoru, diğeri kayıtlı psikolog olabilir), başvuran kişinin son 2 yıldır o cinsiyet kimliğine uygun yaşıyor olması ve ölene dek bu cinsiyette yaşama niyetinde olması şartları aranıyor. Bu şartlar sağlandığında herhangi bir ameliyat ya da tıbbi müdahale gerekmeksizin cinsiyet tanıma sertifikası alınabiliyor. Madde 18’e göre de bu sertifika ile kadın olduğu tanınan kişinin cinsiyeti(sex) kadın haline; erkek ise de cinsiyeti (sex) erkek haline gelir şeklinde açık hüküm var. Bu hükme rağmen, Supreme Court bu son kararı ile yasal süreçlerden geçerek sertifika alan, hukuki olarak kadın olarak tanımlanan kişilerin EA 2010 kapsamında kadın olmadıklarını söylüyor. Bu kararı verirken aslında trans, yani mahkemenin gözünde “sertifika ile kadın olmuş” olanların aynı kanun kapsamında zaten “cinsiyet uyum süreci” başlığı ile ayrıca korunduğunu altını çizerek belirtiyor. Devamla mahkeme transların bu kanun kapsamında “cinsiyet” (sex) kategorisinde değil, “cinsiyet uyum” kategorisinde korumaya girdiklerine hükmediyor. Aslında bu kararla iki farklı kadınlık kategorisi yaratılıyor: biyolojik kadın ve sertifikalı kadın. Bir nevi: nasılsa cinsiyet uyum sürecinden geçmek de korunan bir statü olduğundan, bakın sizi korumasız bırakmıyoruz ama sizi kadın olarak değil de cinsiyet uyum başlığı altında koruyoruz, demiş oluyor. Bir şekilde korunuyorlarsa hangi kategoride korundukları çok da önemli mi diye bir soru akla gelebilir. Bu noktada, bu mahkeme kararının cinsiyet uyum sürecini tamamlamış birinin gündelik yaşama kendi cinsiyetine uyumlu sekilde katılmasına ciddi engeller getirdiğini belirtmek lazım. Mesela, Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu (the Equality and Human Rights Commission) (EHRC) karardan sonra bir pratik tavsiye metni yayımlayıp işyerlerinde trans kadınların kadın tuvaletini, trans erkeklerin de erkek tuvaletini kullanmalarının yasal olmayacağını belirtti. Bu tavsiye birçok eleştiriye neden olsa da bu kararın cinsiyet değişimini bir nevi imkansız hale getirip, transları sertifikalı cinsiyet gibi üçüncü bir kategori olarak tahayyül ettiğini de gösteriyor.

İkinci karara geçecek olursak, bu karar da bir grup polisin üniforması ile trans onur yürüyüşü kortejine katılması hakkında. Bu davayı da açan kişi, kendisini gender critical (toplumsal cinsiyet karşıtı) olarak tanımlayan biri. Polislerin Newcastle Trans Onur Yürüyüşüne resmî olarak üniformaları ile katılımının tarafsızlıklarına halel getirdiğini iddia ediyor. Cinsiyetin biyolojik olarak değiştirilemezliğini savunanlar gittikçe aşırı sağ gruplara yaklaşıyor. Bunun bir işaretini bu dosyada görebiliyoruz. Davacı atılan sloganlardan bazılarının “Filistin’e özgürlük” vs. olduğu da ayrıca belirtme ihtiyacı duyuyor. İlginç olarak, polisin gökkuşağı onur bayrağı değil de trans renklerinin de olduğu gökkuşağı bayrağını taşıması, polis arabalarına asması da emniyet kurumunun “toplumsal cinsiyet ideolojisi” tarafında saf tuttuğu ve tarafsız davranmadığına dair delil olarak tartışılıyor.

Sonuç olarak mahkeme, polis amirinin trans onur yürüyüşüne resmî katılımına izin vermesini hukuka aykırı buluyor. Kişisel politik anlayışım, polis ve diğer militer güçlerin onur yürüyüşlerinde yeri olmadığı yönünde; ancak bu tartışmayı bir tarafa bırakırsak, onur yürüyüşlerinde alışık olduğumuz, üniformasıyla gökkuşağı bayrağı sallayan Britanyalı polisler belli ki artık trans yürüyüşlerine katılamayacaklar. Ve gidişat gösteriyor ki, bugün trans bayrağı taşımasının polisin tarafsızlığı ile bağdaşmadığını iddia edenler, yarın homofobik dindarları gerekçe göstererek polisin gökkuşağı bayrağı taşımasının bu kesime karşı tarafsızlığını yitirdiği şeklinde yorumlayıp bunu da engellemeyi deneyebilirler.

Velhasıl son zamanlarda olan biteni olabildiğince sade ve özet hâliyle aktarmaya çalıştım. Yazının sonunda temennim odur ki, ulusların ve bedenlerin kendi kaderlerini tayin hakkı vücut bulur… 

Kaos GL dergisine abone olun

Bu yazı ilk olarak Kaos GL Dergisinin Toplumsal Cinsiyet Karşıtlığı-2 dosya konulu 205. sayısında yayınlanmıştır.

Abone olmak veya tek sayı satın almak için tıklayın.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, yaşam, sağlık, siyaset, dünyadan, trans, lgbti, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
İstihdam