11/03/2026 | Yazar: Belgin Günay
Örümcekler İçin Felsefe'yi elinize geçtiğinde yavaş okuyun. Acele etmeyin. Queer teori, trans yazarlık ve punk edebiyat geleneğinin kesişimini Türkçede bu kadar doğrudan ele alan kitap sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
Bazı kitaplar tam zamanında gelir. Sizi bulmak için değil, siz zaten orada olduğunuz için- ama kendinizi tam olarak adlandıramadığınız için. McKenzie Wark'ın Örümcekler İçin Felsefe'si (Philosophy for Spiders: On the Low Theory of Kathy Acker) tam da böyle bir kitap.
2006 yılı filandı, Ultima Online diye bir oyun vardı. Belki hala vardır ama yıllardır oynamadım. Bu oyunda temel odak çeşitli seviyelerdeki çeşitli yaratıkları öldürmek olsa da, çok geniş haritalar, farklı evrenler ve seçebileceğiniz farklı meslekler bulunuyordu. Evrenlerden birinde mağaralarda dev örümcekler yaşıyordu, onları öldürebilirseniz, özellikle de kraliçeyi bulup öldürürseniz müthiş servetler elde edebiliyordunuz. Saçılan elmaslar hala gözümün önünde.
Oyunda benden daha deneyimli “erkekler” bir şekilde reelde “kadın” kimliğinde yaşayan biri olduğumu fark edince hemen yanaşıyor, beni örümceklerin olduğu mağaralara götürmek için yardım ediyorlardı. Belki dış dünyaya dair bir “yürüme” umudu, belki centilmenlik, bilinmez. Farkında değillerdi ki bu oyun benim için çok tatmin edici ve keyifli bir erkeklik performansıydı. Yakışıklı atlıların eşliğinde de olsa, tek başıma da olsa o mağaralarda dolaşmak bana farklı benlik olasılıklarımı hatırlatıyordu.
Oyuna uzun yıllar devam ettim, bir keresinde kuzenimi ziyaret etmek için gittiğim İstanbul Avcılar’da oyunu kontrol edeyim diye bir internet kafeye girdim, ergen oğlanların kadın olarak gördükleri 20’li yaşlarının sonlarında birini Ultima Online oynarken şaşkınlıkla izlemeleri komikti.
Bu girişi neden yaptım? Oyundaki mağara alegorisi için MacKenzie Wark’un Gamer Theory eserine başvurmak lazım aslında. Platon’un mağara alegorisinde insanlar gölgeleri gerçek sanır ve dışarıdaki "gerçek" güneşe çıkmaya çalışır. Wark ise, Gamer Theory’de bunu tersine çevirir: Dış dünya (gerçeklik) o kadar karmaşık ve bozulmuştur ki, oyuncu için oyunun içindeki net kurallar ve hedefler daha "doğru" hissettirir. Oyuncu, mağaradan çıkmak istemez; aksine, mağaranın (oyunun) mükemmel işleyen matematiğine sığınır.
Benim bu yazıdaki meselem örümcek ise Wark’un başka bir eserinin başlığında gizli: “Örümcekler İçin Felsefe”. İki kitabı birbirine bağlamak çok mümkün. Oyunlar da felsefe de bize örümcek gözleri gibi farklı bakış açılarıyla bakan benlikler, örümcek ağı gibi kendimize göre ördüğümüz performans alanları sunuyor -benim Ultima Online’da tam da Wark’un resmettiği gibi ama kendime has, henüz “baba otoritesi” mertebesine ulaşmamış, serseri, maceraperest oğlan performansımı yaşamam gibi- Oyunlar bunu kontrollü bir alan içinde sunarken, “alçak felsefe” sonsuz olasılıklarla dolu bir hayata kapı açıyor.
Metin çeviride yabanıllığını kaybetmeden “örülmüş”
Örümcekler İçin Felsefe’yi Türkçede okurken duyduğum heyecan, sadece metnin entelektüel derinliğinden değil, aynı zamanda çevirmeni, yakın dostum Gülkan Noir’ın bu metni adeta bir "örümcek ağı gibi ören" titizliğinden kaynaklanıyor. Audre Lorde gibi isimleri de Türkçeye kazandırarak bu coğrafyanın queer ve trans terminolojisini inşa edenlerden birisi olan Gülkan, Wark’ın bu vahşi metnini dilimize muazzam bir yetkinlikle nakşetti.
Wark'ı takip edenler ya da etmeyenler için kısa bir hatırlatma: McKenzie Wark, Avustralya doğumlu, New York'ta yaşayan, kendisini trans kadın olarak tanımlayan bir düşünür, medya teorisyeni ve yazar. A Hacker Manifesto (2004), Gamer Theory (2007), Capital Is Dead (2019) gibi kitaplarla hem akademinin içinde hem de dışında okunan Wark, her seferinde alışılmış düşünce biçimlerini kıyısından köşesinden değil, tam merkezinden sarsarak yazıyor. Onu özel kılan şey, teorinin kuru ve mesafeli dilini reddetmesi; aksine, teoriyi içine giymesi, onu bedenle, arzuyla, hafızayla yoğurması.
Kathy Acker üzerine bir kitap mı, yoksa çok daha fazlası mı?
Örümcekler İçin Felsefe, adından da anlaşılacağı üzere, punk edebiyat panteonunda yerini almış Kathy Acker (1947–1997) üzerine yazılmış bir çalışma. Ama burada durun — "üzerine yazılmış" ifadesini biraz esnetelim. Bu kitap, Acker hakkında yazılmış alışıldık bir edebi eleştiri ya da saygı duruşu değil. Wark, Acker'ın bedenini, metinlerini, arzularını, punk performatifliğini, vücudunu bir savaş alanı olarak kullanmasını ve nihayetinde hastalık karşısındaki duruşunu ele alırken aslında şunu soruyor: Düşük teori (low theory) nedir ve bu teorinin bir bedeni olabilir mi?
Wark'ın "düşük teori" dediği şey, yüksek akademinin tahtından inmiş, sokaklarda, bedenlerde, marjinal varoluşlarda, kendi deyimiyle kadınların, canavarların, lubunyaların varlıklarında oluşan bilgi biçimlerine verdiği ad. Acker'ın yazıları tam da buydu: yırtık, müstehcen, kolaj haline getirilmiş, intihal edilmiş, kolaj yapılmış bedenlerden geçen bir teori. Wark bunu teorik bir çerçeveye oturtmak yerine, o teorinin içinden yazmayı seçiyor.
Wark, Acker'ın eserlerini analiz etmek yerine onlarla birlikte düşünmeyi tercih ediyor. Bu da teorinin bedenden geçtiğini, salt zihinsel bir egzersiz olmadığını kabul etmenin ta kendisi.
Bu iki yazarın kesiştikleri nokta, kısmen queer kimlik, kısmen bedenin siyaseti, kısmen de dili silah ve yara olarak kullanma biçimleri. Wark, kendi trans deneyimini de bu kitabın dokusuna öyle ustaca işliyor ki, sonunda hangi sesin Acker'ın, hangi sesin Wark'ın olduğunu zaman zaman ayırt etmek güçleşiyor — ve bu, bir kusur değil, kitabın en büyük başarısı.
Örümcek olmak ne demek?
Wark bu metaforu, queer teorinin ve trans deneyiminin daha geniş sorusuna bağlıyor: Kendi varoluşunu anlamlandırmak için başkalarının kavramlarını ödünç almak zorunda olmayan bir düşünme biçimi mümkün müdür? Yani: Mevcut felsefi kategoriler, zaten dışarıda bırakılmış olanlar için ne işe yarar? Ya da tersinden: Dışarıda bırakılmış olanlar, felsefenin dilini ele geçirebilir mi, onu dönüştürebilir mi, onu kendi ağlarında tuzağa düşürebilir mi? Burada da Acker’ın kleptoparazit yazını devreye giriyor.
Bu soru, kitabı salt bir Acker monografisi olmaktan çıkarıyor ve onu çok daha geniş bir felsefi-siyasi projeye dahil ediyor. Wark, Donna Haraway'in siborg imgesine, Paul B. Preciado'nun beden politikasına, Guy Debord'un situasyonist mirasına göndermeler yaparken hiçbir zaman ağır bir akademik dil kullanmıyor. Her cümle, neredeyse konuşur gibi yazılmış.
Bir trans kadının kendi tarihini yazması
Wark bu kitabı, kendi cinsiyet geçişini yaşadıktan sonra yazdı. Bu biyografik ayrıntı, sıradan bir not değil-kitabın anlam çerçevesinin ta kendisi. Wark, Acker'da bir ayna bulur: bedenini metne dönüştürmüş, cinsiyetin, sınıfın ve arzunun normlarını yerinden etmiş bir insan. Ve bu aynaya bakarken hem Acker'ı hem de kendini görür.
Trans deneyimi üzerine yazılmış pek çok anlatı, ya acının sağaltıcı açıklanmasına ya da tıbbi bir sürecin kronikleştirilmesine dönüşür. Wark ikisini de reddeder. Onun trans yazımı daha çok şuna benziyor: "Ben buyum ve bu varoluş, şimdiye kadar söylenmiş her şeyin neresine oturur?".
Acker'ın metinleri, bedeni hem savaş alanı hem de özgürleşme sahası olarak kuruyor. Wark bu sahneyi, trans deneyiminin kendi özgün epistemolojisini anlamak için kullanıyor.
Wark'ın en güçlü olduğu nokta, queer ve trans teorinin sıklıkla düştüğü iki tuzaktan kaçınması: ne aşırı kişisel bir itirafçılığa kaçıyor ne de salt soyut bir sisteme. İkisi arasında, tam ortada, bedeni olan bir düşüncede duruyor.
Kathy Acker'ı bilmiyorsanız, şimdi tanışma zamanı
Burada biraz durmak istiyorum, çünkü Örümcekler İçin Felsefe'yi tam anlamıyla kavrayabilmek için Kathy Acker'ı biraz tanımak gerekiyor. Acker, 1970'lerin New York punk sahnesinden çıkmış, kışkırtıcı, akılda zor tutunan, sınıflandırılamaz bir romancı ve performans sanatçısıdır. Blood and Guts in High School (1978), Don Quixote (1986), Empire of the Senseless (1988) gibi eserleriyle kurgu, şiir, kolaj, rüya günlüğü ve teorik deneme arasındaki sınırları fiilen ortadan kaldırmıştır.
Acker, başkalarının metinlerini kendi metinlerine dahil etmekten çekinmedi — buna bugün "intihal" denirdi, ama o bunu bilinçli bir siyasi jest olarak yaptı: yazarlık mülkiyetinin ve özgün sesin sorgulanması. Dili, bir kültürün döküntülerinden ördüğü bir ağdır Acker için; ve bu ağ, kaçınılmaz olarak hem güzel hem tehlikelidir.
1997'de meme kanseri nedeniyle hayatını kaybeden Acker, ölümünden kısa süre önce alternatif tedavilere yöneldi ve bu süreç, Wark'ın kitabında yer yer ele alınıyor. Bu bölümler hem en kişisel hem de en acı verici yerler.
Ankara’da “Örümcekler İçin Felsefe” söyleşisi: 14 Mart Cumartesi!
Ve şimdi bu ağ Türkçede de örülüyor. Bu küçük ama önemli gerçeği kutlamak için bu yazıyı yazdım. Örümcekler İçin Felsefe'yi elinize geçtiğinde yavaş okuyun. Acele etmeyin. Queer teori, trans yazarlık ve punk edebiyat geleneğinin kesişimini Türkçede bu kadar doğrudan ele alan kitap sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bu çeviri, sadece bir kitabın değil, bir düşünme biçiminin dile taşınması anlamına geliyor.
Eğer siz de kitabın ağına düşenlerdenseniz ve onun Türkçeye taşınmasında emek verenleri merak ediyorsanız, bu cumartesi Ankara’da olun. “Livera Düşünce Buluşmaları” Livera Yayınevi ve Kaos GL’nin düzenleyeceği söyleşi ile devam ediyor. Söyleşide katılımcılar, “Örümcekler İçin Felsefe” kitabı üzerine tartışacak.
Kitabın çevirmeni, yazar Gülkan Noir ve Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar'ın katılımıyla düzenlenecek söyleşi, 14 Mart Cumartesi günü saat 17.15’te Respublika Kafe’de yapılacak.
*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.
Etiketler: medya, kültür sanat, yaşam, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
