18/05/2026 | Yazar: Kaos GL

Kaos GL ve 17 Mayıs derneklerinin düzenlediği konferansta ekonomik krizden çalışma hayatındaki ayrımcılığa, sendikal mücadeleden kamudaki baskılara kadar LGBTİ+’ların emek deneyimleri konuşuldu; konuşmacılar “zorunlu kapalılık”, yoksullaşma ve güvencesizliğe dikkat çekti.

Emeğin Gücü Konferansı’nda neler oldu? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

17 Mayıs ve Kaos GL derneklerinin Ankara’da düzenlediği Emeğin Gücü Konferansı’nda ekonomik kriz, yoksulluk, çalışma hayatında ayrımcılık ve sendikal mücadele başlıkları LGBTİ+’ların deneyimleri üzerinden tartışıldı. Akademisyenler, sosyal hizmet uzmanları, sendikacılar ve aktivistler; ekonomik eşitsizliklerin LGBTİ+’lar açısından nasıl derinleştiğini, çalışma hayatında kapalılık stratejilerini ve kamuda artan baskıları ele aldı. Konferansta ayrıca iki kez meslekten men edilen hekim Larin Kayataş da yaşadıklarını anlattı.

“Yoksulluk döngüsü LGBTİ+’lar için daha sert işliyor”

Konferansın açılış konuşmasını yapan Yıldız Tar, ekonomik sömürü düzeninin LGBTİ+’lar açısından daha ağır sonuçlar doğurduğunu belirterek, “Yoksulluk ayrımcılığa yol açıyor, ayrımcılık yoksulluğa neden oluyor” dedi.

“Ekonomik Kriz, Yoksulluk ve LGBTİ+’lara Yansımaları” başlıklı ilk oturumda konuşan akademisyen Emel Memiş ise krizlerin doğal değil politik süreçler olduğuna dikkat çekti. Memiş, “Krizler ve yoksulluk insan eliyle üretilir; yaşadığımız kapitalist patriyarkal sisteme içkindir” dedi.

Türkiye’de çoklu kriz döneminden geçildiğini söyleyen Memiş, “Ekonomik kriz, ekonomik kriz olarak kalmıyor; toplumsal alanın tüm veçhelerine sızıyor” ifadelerini kullandı. Kaos GL ve 17 Mayıs Derneği’nin çalışmalarına atıf yapan Memiş, “Yoksulluktan koruma sistemi, ayrımcılığa maruz kalanlar için kapalı. LGBTİ+’lar için yoksulluk döngüsü daha sert işliyor” diye konuştu.

“Ekonomik eşitsizlik LGBTİ+’ları yalnızlaştırıyor”

Gazeteci Yıldız Tar ise ekonomik krizle birlikte aile merkezli sosyal politikaların güç kazandığını söyledi. “Ekonomik eşitsizlik, LGBTİ+’ları yoksullaştırıyor ve yalnızlaştırıyor” diyen Tar, pandemi döneminden itibaren güvenlikçi devlet anlayışıyla birlikte LGBTİ+ karşıtı politikaların derinleştiğini ifade etti.

Tar, “Ucuz iş gücü olarak çocuğun üretilmesi için çekirdek ailenin güçlendirilmesi gerekiyor. LGBTİ+’lar bu çarkın dışında kaldığı için hedef alınıyor” dedi.

Sosyal Hizmet Uzmanı Elif Topçu da LGBTİ+’ların giderek artan barınma ve maddi destek talepleriyle başvurduğunu söyledi. Topçu, “Yoksulluk kişinin temel kaynaklara erişimini kısıtlıyor. Temel kaynaklara erişemeyen kişi sosyal hayata katılamıyor ve sosyal dışlanmaya maruz kalıyor” diye konuştu.

“LGBTİ+ çalışanların en yaygın stratejisi kimliğini gizlemek”

Konferansın ikinci oturumu “Çalışma Hayatında Ayrımcılık ve LGBTİ+’ların Deneyimleri” başlığıyla düzenlendi. Akademisyen Reyda Ergün, çalışma hayatında LGBTİ+’ların ayrımcılıkla mücadele etmek için en yaygın olarak “kimliğini açıklamama” yöntemine başvurduğunu söyledi.

“Burada zorunlu bir kapalılık stratejisi var” diyen Ergün, bunun veri toplamayı da zorlaştırdığını belirtti. Ergün, “Özel sektörde her 3 LGBTİ+ çalışandan 2’si ya ayrımcılığa uğramış ya da kimliği açık olmadığı için ayrımcılığa uğramadığını düşünüyor. Kamuda bu oran daha da yükseliyor” ifadelerini kullandı.

Ergün ayrıca kamu çalışanı LGBTİ+’ların özel sektöre göre daha fazla nefret söylemine maruz kaldığını belirterek, “Açık kimlikle çalışma hayatında var olamamanın kendisi süregiden bir ayrımcılık” dedi.

“Gizlenmenin bir maliyeti var”

Sosyal Hizmet Uzmanı Umut Güner ise LGBTİ+’ların geçmişte kariyer planlarını dahi kimliklerini gizleme zorunluluğu üzerinden yapmak zorunda bırakıldığını anlattı. Güner, “LGBTİ+’lar üniversiteden sonra evlerine dönmek istemediği için düşük statülerde ve kendi mesleklerini icra etmeden çalışmak zorunda kalıyordu” dedi.

Sendikaların da kendi içindeki cinsiyetçi iş bölümünün LGBTİ+’ları dışlayabildiğini söyleyen Güner, “Birlikte örgütlendiğimiz insanlar bile ihtiyaçlarımızı görmüyor” diye konuştu.

“Gizlenmenin bir maliyeti var” diyen Güner, “Kendi hayatınızda başka bir gerçeklik kurmak zorunda kalıyorsunuz” ifadelerini kullandı.

Larin Kayataş: “Bakanlığın görevi hayatımı didik didik incelemek değil”

Oturumun son konuşmacısı olan hekim Larin Kayataş, ikinci kez meslekten men edilme sürecini anlattı. Kayataş, “Sağlık Bakanlığı’nın bana verdiği cezalar, bütün LGBTİ+’lara bir gözdağı” dedi.

“Bir insanın mesleğini elinden almak yetmedi, beni hapse atmaya kalktılar” diyen Kayataş, şunları söyledi:

“Sağlık Bakanlığı günün sonunda bir devlet kurumu. Bakanlığın görevi bir doktorun hayatını didik didik incelemek değil.”

Kayataş ayrıca özel sektörde de trans kimliği nedeniyle dışlandığını belirterek, “Tek bir doktor için koca Sağlık Bakanlığı on ay rapor hazırlamış” dedi.

“Sendika devlet kurumu değil; sendika biz varsak var”

Konferansın son oturumunda sendikal mücadele ve LGBTİ+ hakları tartışıldı. Sosyal-İş Emek ve Hak Örgütleri/STK Çalışanları Komisyonu Sorumlusu Cihan Hüroğlu, “Sendika, bir öz örgütlenme. Sendika devlet kurumu değil; sendika biz varsak var” dedi.

KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher ise sendikaların LGBTİ+’lar için güvenli alanlar haline gelmesi gerektiğini belirterek, “LGBTİ+’lar sendikalar içinde politika yapım sürecinde olmalı” diye konuştu.

Bağımsız araştırmacı Remzi Altunpolat da heteroseksizmin emek rejimiyle ilişkisine dikkat çekti. Altunpolat, “Heteroseksizmin kendisi, emeğin örgütlenmesini sağlayan toplumsal mekanizmalardan birisidir” ifadelerini kullandı.


Etiketler: insan hakları, kadın, medya, çalışma hayatı, barınma, aile, sağlık, siyaset, sağlık hakkı, ekonomi, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
İstihdam