20/04/2026 | Yazar: Seçin Tuncel
VAHA programının üçüncü dönem buluşmaları kapsamında düzenlenen “Zemin Kayarken, Söz Taşarken” oturumunda sansür, otosansür ve direniş pratikleri ele alındı. Buluşmada Anlat Aşko stand-up gösterisi de sahnelendi.
VAHA programının üçüncü dönem buluşmaları kapsamında düzenlenen etkinliklerin Ankara ayağı 18 Nisan Cumartesi günü yapıldı. Anadolu Kültür’den Aysu Arıcan Meyrignac’ın moderatörlüğünü üstlendiği panel oturumunda; Adil Çamur (Adadayız Hub), Zozan Bor (Aryen Huner Derneği), Umut Güner (Kaos GL) ve Asena Günal (Anadolu Kültür & Siyah Bant) konuşmacı olarak yer aldı.
Etkinliğin açılışını yapan Ezel Yılmaz, VAHA’nın ortaya çıkış motivasyonuna değinerek şunları söyledi:
“VAHA güzel bir yer değil, gerekli bir yer. Coğrafya zorlanırken nefes veren bir alan. Bir proje değil; kültür-sanat alanı için yaşayan bir ağ kurmak istedik.”
“Sansür yalnızca hukuki bir mesele değil”
Moderatör Aysu Arıcan Meyrignac, sansüre dair şu çerçeveyi çizdi:
“Sansürün hukuki sınırları var ancak bu, bugünkü işleyişi açıklamakta yetersiz. Hedef gösterme, korkutma, aşağılama ve nefret söylemi de üretimi engelleyen süreçlerin parçası.”
Sansürün yalnızca devletle sınırlı olmadığı; kurumlar, fon verenler ve farklı aktörler tarafından da yeniden üretilebildiği vurguladı.
“Sansür deneyimi çok katmanlı ve sistematik”
Konuşmacılar, farklı coğrafyalarda ve ölçeklerde sansürün nasıl işlediğine dair deneyimlerini paylaştı. Resmi süreçler tamamlanmış olsa dahi müdahalelerin sürebildiği ve sanatçıların doğrudan hedef haline gelebildiği aktarıldı.
Yerelde yürütülen çalışmalarda sansürün en baştan devreye girebildiğine dikkat çekildi. Adil Çamur bu durumu şöyle ifade etti:
“Küçük bir yerde, yerel bir dernek olarak üretim yaparken sansür en başından başlıyor.”
Umut Güner: “Sansür, kimi zaman ‘erdemli’ bir davranış gibi sunuluyor”
Kaos GL Derneği Genel Koordinatörü Umut Güner ise konuşmasında, LGBTİ+’ların ifade alanlarında karşılaştıkları sansür pratiklerine dikkat çekti. Güner, Kaos GL dergisinin ilk yıllarından itibaren hem kamusal kurumlar hem de birlikte mücadele edilmesi beklenen çevreler tarafından sansüre maruz kaldığını belirterek, bu deneyimlerin Türkiye’de sansürün nasıl içselleştirildiğini gösterdiğini söyledi.
Güner, sansürün yalnızca yasaklama yoluyla değil, aynı zamanda otosansür mekanizmalarıyla da işlediğini vurguladı: “Bazen bir etkinliği yapmadan önce ‘yapabilir miyiz’ sorusunu sormak zorunda kalıyoruz. Bu sorunun kendisi bile otosansürün ne kadar içselleştiğini gösteriyor.”
Sansürün kültür-sanat alanında eşitsiz biçimde işlediğine dikkat çeken Güner, aynı içeriklerin farklı aktörler tarafından üretildiğinde farklı muamelelere maruz kalabildiğini ifade etti.
“Dayanışma eksikliği temel sorunlardan biri”
Oturumda, kültür-sanat alanında sansüre karşı ortak bir dayanışma hattının kurulamamasının önemli bir sorun olduğu vurgulandı. Özellikle politik olarak hassas konularda kurumların geri çekilebildiği ve ortak ses üretmenin zorlaştığı ifade edildi.
Bu bağlamda, büyük kültür-sanat kurumlarının pratikleri de tartışma konusu oldu. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) İstanbul Film Festivali programından LGBTİ+ temalı filmlerin yer aldığı “Nerdesin Aşkım?” seçkisini kaldırmasına da değinilen panelde diğer örnekler üzerinden, bazı sergi ve etkinlik içeriklerinde LGBTİ+’lara dair ifadelerin çıkarıldığı ya da görünürlüğünün sınırlandırıldığı aktarıldı.
Konuşmalarda bu tür uygulamaların, otosansürün yalnızca bireysel değil kurumsal düzeyde de işlediğini gösterdiği vurgulandı. Ayrıca, bu pratiklerin kültür-sanat alanında sansüre karşı ortak ve güçlü bir tutum alınamamasının nedenlerinden biri olduğuna dikkat çekildi:
“Temkinli olmakla içine kapanmak arasında bir çizgi var. Pek çok durumda kurumlar bu çizgiyi aşamıyor ve ortak bir dayanışma üretilemiyor.”
“Otosansürle mücadele, birlikte hareket etmekten geçiyor”
Konuşmacılar, otosansürün çoğu zaman güvenlik kaygılarıyla ortaya çıktığını ancak üretim alanını daralttığını ifade etti. Zozan Bor bu durumu şöyle özetledi:
“Çok katmanlı bir baskı altında çalışıyoruz. Otosansürsüz bir alandan söz etmek zor. Ama buna rağmen söylemi görünür kılmak önemli.”
Adil Çamur ise şunları söyledi:
“Sansürle baş etmenin yolu anlatmaktan ve birlikte üretmekten geçiyor.”
Oturumda ayrıca arşivleme, deneyim paylaşımı ve kolektif üretim pratiklerinin sansüre karşı önemli araçlar olduğu vurgulandı.
Oturum, kültür-sanat alanında artan baskılara rağmen ifade alanlarını koruma ve genişletme çabasının sürdüğünü ortaya koyarak sona erdi.
“Anlat Aşko” stand-up gösterisi sahnelendi
Program kapsamında “Anlat Aşko” stand-up gösterisi, queer sözün “güllüm”le buluştuğu, lubunya deneyimlerinden, gündelik hayatın içinden ve politik olanın tam ortasından beslenen anlatıları sahneye taşıdı. Gösteri, birlikte gülmenin ve birlikte düşünmenin alanını açan bir performans olarak izleyiciyle buluştu.
Sahne alan performansçılar Devrim Aden, Kürliçe ve Ecmel, kendi anlatı biçimleriyle sahnede yer aldı. Sahne alan isimler, görünürlük ve üretim süreçlerinde karşılaşılan ekonomik zorluklara ve sahneye erişimdeki eşitsizliklere dikkat çekerek, dayanışma ihtiyacını vurguladı.
Etiketler: medya, kültür sanat, özel haber, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
.jpg)