19/03/2026 | Yazar: Kaos GL

İzmir Kadın Dayanışma Derneği’nin düzenlediği söyleşi, 14 Mart Cumartesi günü İzmir Büyükşehir Belediyesi Örnekköy Konferans Salonu’nda yapıldı; söyleşide, birlikte mücadelenin önemi vurgulandı.

“Son Yasal Değişiklikler ve Yargı Paketleri” söyleşisi İzmir’de yapıldı: “İktidar, LGBTİ+’ları tehdit olarak gösteriyor” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

İzmir Kadın Dayanışma Derneği’nin “Son Yasal Değişiklikler ve Yargı Paketleri” söyleşisi, 14 Mart Cumartesi günü saat 14.00’te İzmir Büyükşehir Belediyesi Örnekköy Konferans Salonu’nda yapıldı.

20 Kasım Nefret Suçlarıyla Mücadele Derneği’nden Ani Nar’ın kolaylaştırıcılığında düzenlenen söyleşide; 17 Mayıs Derneği’nden Defne Güzel, ÜniKuir Derneği’nden Av. Mahmut Şeren ve Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği’nden Nedime Erdoğan konuştu.

Daha önce yargı paketlerinden tepkiler üzerine çıkarılan ve son dönemde yeniden gündeme getirilen LGBTİ+ karşıtı düzenlemelerin ele alındığı söyleşide, Genç LGBTİ+ Derneği’ne yönelik kapatma kararı ve 17 Mayıs Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Defne Güzel hakkında açılan dava da konuşuldu; etkinlikte birlikte mücadelenin önemi vurgulandı.

Defne Güzel, iktidarın toplumu yeniden şekillendirmek istediğini ve LGBTİ+’ları tehdit olarak gösterdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“İktidar toplumu yeniden ve istediği gibi şekillendirmeye çalışırken görüyoruz ki baskı ortamı birbirinden kopuk değil. LGBTİ+’lar, kadınlar, gençler, toplumun pek çok kesimi hedef halinde. Sırf birilerinin yaşam tarzına uygun değil diye konser yasaklarının gerçekleştiği, herkesin yoksulluğa terk edildiği, hukukun çözündüğü ve insanların bireysel baş etme yollarına terk edildiği bir düzende iktidar LGBTİ+’ları tehdit olarak gösteriyor.”

Güzel, iktidarın LGBTİ+ düşmanı müdahaleleri karşısında mücadeleyi büyütmenin önemini vurgulayarak sözlerini sürdürdü:

“Sosyal medya fenomenlerine düzenlenen operasyonlar ve tutuklamalarla görüyoruz ki LGBTİ+’ların görünürlüğü silinmek isteniyor. 17 Mayıs Derneği başkanı olmam üzerinden ilerleyen dava ve Genç LGBTİ+ hakkında mahkemenin verdiği kapatma kararı da iktidarın toplumu örgütsüzleştirmeye çalıştığının bir göstergesi. 10 ve 11. Yargı Paketi’nde LGBTİ+ karşıtı maddeler gelmese de hormon yasaklarıyla ve söz konusu davalarla bu maddelerin fiilen uygulandığını görüyoruz. LGBTİ+ örgütleri 2025’te güçlü bir mücadele gösterdi ve maddeler geri çekildi. Şimdi bu mücadeleyi büyütmek ve topluma kendimizi anlatmayı sürdürmek gerekiyor.”

 “Aile Yılı’nın ardında politik bir yönelim bulunuyor”

Son bir yılda yaşanan LGBTİ+ karşıtı gelişmelerin sistemli ve planlı olduğunu söyleyen Nedime Erdoğan, “Aile Yılı” ilanının ardında uzun vadeli politik bir yönelimin bulunduğunu söyledi:

“Bu sürecin en görünür başlangıç noktalarından biri 2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesi oldu. İlk bakışta bu ifade son derece olumlu görünebilir. Hepimiz çocuklarımızın güvenli, huzurlu ve destekleyici bir ortamda büyümesini isteriz. Ancak meseleye biraz daha yakından baktığımızda, bu söylemin yalnızca aileyi güçlendirme amacı taşımadığını; aynı zamanda toplumun nasıl olması gerektiğine dair belirli bir tasarım sunduğunu görüyoruz.“Aile Yılı” yalnızca sembolik bir ilan değil. Bunun arkasında uzun vadeli bir politik yönelim bulunuyor. Bu yönelimin yalnızca bir yıla değil, on yıla yayılan bir perspektifle ele alındığı da açıkça ifade ediliyor. Aile politikaları yeniden tanımlanıyor, sosyal politikalar bu tanımın etrafında şekilleniyor ve aynı zamanda hukuk alanında da bazı yeni düzenlemeler gündeme getiriliyor.”

“Toplumsal nefret dili çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz. Çoğu zaman uzun bir hazırlık sürecinin parçasıdır” diyen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Tam da bu süreçte 10., 11. ve şimdi de 12. Yargı Paketleri tartışılmaya başlandı. Bu paketlerin bazı taslaklarında LGBTİ+’ları doğrudan hedef alan düzenlemelerin yer aldığı görüldü. Gelen toplumsal tepkiler üzerine bazı maddeler geri çekildi. Ancak bu maddelerin geri çekilmesi, bu fikirden vazgeçildiği anlamına gelmiyor. Daha çok zamanlama ve yöntem değiştiriliyor. Dolayısıyla bugün konuştuğumuz şey yalnızca bir yasa maddesi değildir. Bugün konuştuğumuz şey, bir toplumun nasıl şekillendirilmek istendiğidir. Önce bir grup hedef gösterilir.Sonra o grup hakkında korku yaratılır.Sonra toplum “bir şey yapılmalı” noktasına getirilir. Ve ardından hukuki düzenlemeler gündeme gelir. Bugün yaşanan sürece baktığımızda bu modelin izlerini görmek mümkün. Bu yüzden bugün asıl sormamız gereken soru şudur: Biz nasıl bir toplumda yaşamak istiyoruz?”

 Av. Mahmut Şeren yaptığı konuşmada, 10. ve 11. Yargı Paketleri ekseninde tartışılan LGBTİ+ karşıtı yasal düzenlemelerin yalnızca bireysel hak ihlalleriyle sınırlı olmadığını, daha geniş bir siyasal ve toplumsal dönüşüm sürecinin parçası olduğunu vurguladı. Cinsiyet uyum sürecindeki asgari yaş sınırının 25’e yükseltilmesi, sürecin bürokratik olarak daha da zorlaştırılması, AYM’nin iptal ettiği üreme yeteneğinden yoksunluk şartının yeniden getirilmesi ile hekimlere ve translara yönelik cezai yaptırımların, insan hakları standartlarının oldukça gerisine düştüğünü söyledi.

“Özendirme” söylemi üzerinden yürütülen idari ve adli uygulamalar, gökkuşağı bayrağına müdahaleler ve sanatçılar ile sivil toplum aktörlerine yönelik baskıların ise eşit yurttaşlık ilkesini hedef aldığını ifade etti. Genç LGBTİ+ Derneği’ne ve Hacettepe Queer Deer Öğrenci Topluluğu’na yönelik kapatma kararları ve yargı süreçleri, hukukun araçsallaştırılmasının örnekleri olarak değerlendirildi. Konuşmada ayrıca, tüm kamuoyu, sivil topluma örgütü temsilcileri, siyasi partiler ve basın emekçileri Genç LGBTİ+ Derneği’nin önceki dönem yönetim ve denetim kurulu üyelerinin yargılandığı davanın 8 Nisan’da İzmir Adliyesi’nde yapılacak ilk duruşmasına davet edildi.


Etiketler: insan hakları, kadın, medya, yaşam, aile, siyaset, anayasa, dava, trans, lgbti, ifade özgürlüğü, yargı paketi, örgütlenme özgürlüğü
GDTM