02/09/2026 | Yazar: Damla Atasoy
Sam Smith, The Guardian’dan Juan A Ramírez’e konuştu: “Ben politik bir sanatçıyım, istesem de istemesem de bu böyle, bu yüzden de dinleyici kitlem devamlı bir değişim halinde”
Juan A Ramírez The Guardian’da yayımlanan söyleşisini Damla Atasoy KaosGL.org okurları için çevirdi.
Smith yeni albümünde, kuir bir aşk hikayesi anlatmak için şarkıcı-şarkı yazarı kökenlerini tersyüz ediyor. Sanatçı; değişen hayran kitlesinden, şöhretin çirkin içyüzünden ve New York’ta bir sığınak bulmasından bahsediyor.
Sam Smith görüntülü görüşmemize, mayıs ayının doğum çiçeği olan “Vadi Zambağı” adıyla katılıyor. Bu da konuşmamıza sakin bir hava katıyor. Kendisi beşinci stüdyo albümünün tanıtımı kapsamında çıktığı To Be Free adlı turnenin son durağı için Meksika’nın Guadalajara şehrinde. Smith’in alıştığımız jet-lag dolu dev arena programlarının aksine sadece altı şehirdeki daha küçük mekanlara uğrayan bu daha mütevazı yolculuk, sanatçının bir önceki turnesindeki o şaşaalı teatralliği de geride bırakıyor.
Bundan önceki turunun sahnesinde altın renkli, kocaman bir kıçın etrafında savrulmasından ve art arda yedi kostüm değiştirmesinden bir kıkırtıyla bahseden Smith, artık daha yakın, insanların gözlerinin içine bakabildiği bir deneyimin peşinde olduğunu söylüyor. Bu beklentiler beşinci albümü Hazel Eyes’ın romantik havasına da uyuyor. Ama artık Smith için önemli olan, bunca müzikal tür değişikliğini ve sert polemiği geride bırakmak ve hala yanında duranları daha yakından gözlemlemek: “Benimle kalmaya devam eden harika insanlar var ama şimdi karşımda, 2014 çıkışlı ilk albümüm In the Lonely Hour dönemindekinden tamamen farklı bir kitle var.”
“Hiçbir şeyden kaçmıyordum”
Smith şöhretle henüz 20 yaşında, Disclosure grubunun 2012 çıkışlı büyük hiti Latch’in konuk vokalistiyken tanıştı. İçinde dev hit Stay With Me'yi barındıran 2014 çıkışlı albüm, kalp kırıklıklarını anlatmadaki hüneri yer yer kendine acıma sınırlarına dayansa da, kendisini duygu yüklü şarkılarıyla listelerin zirvesine yerleşen bir yıldız olarak müjdelemişti. Bu başarı Bond serisi için de fazlasıyla yeterliydi: Nitekim Smith 2015 yılında Spectre filminin tema şarkısı Writing’s on the Wall’u seslendirdi ve bir Oscar kazandı. Devamında gelen yayınları daha parıltılı bir pop sesi yakaladı ve başarılı da oldu. Ama 2017’de dinleyenlerine nonbinary olduğunu açıkladığında İngiliz şarkıcı, sağ ve muhafazakar medyanın kötü örnek olduğu gerekçesiyle yönelttiği saldırıların hedefi oldu. 34 yaşındaki Smith’in yeni albümüne de görüntülü konuşmamıza da yansıyan huzur, çoğunlukla Smith’in üç yıl önce Birleşik Krallık’tan New York’a ela gözlü tasarımcı partneri Christian Cowan ile taşınmasıyla geldi.
“Buraya taşındığımda caddede yürüyebilmek ve yargılanmadığımı hissetmek bana New York’ta mutlu olduğumu ve bir kuir olarak kendime bir sığınak bulduğumu hissettirdi,” diye ekledi. Çok genç yaşlardan beri “makyaj yapan ve iddialı feminen kıyafetler” giyen Smith, kendini cesurca ifade ettiği 2023 çıkışlı son albümü Gloria'nın yayınlanmasının ardından tepkilerin biraz yükseldiğini gördü. “Benimki gibi bir bedenle ve olduğum kişiyle, bu durum medyada ufak çaplı bir fırtına kopardı.” (Unholy ve I’m Not Here to Make Friends kliplerini izleyen pek çok kişi, transfobik çağrışımlar taşıyan bir söylemle klipleri aşırı cinsellik içermekle suçlamıştı.) “Ama ben New York’a güzel nedenlerle taşındım. Hiçbir şeyden kaçmıyordum,” diyerek noktalıyor Smith New York konusunu.
“Müziğimin her aşamasında hep aktif rol aldım”
Gloria’dan sonra Smith müzikte güvende ve rahat hissetmek istiyordu. Kıtalar arası taşınma deneyiminin içinden, delicesine aşık olmanın ilk filizlerini anlatmayı arzuluyordu. Aradığı bu hissi, üretim sürecini sadeleştirerek buldu. Smith ilk albümünde birlikte çalıştığı ve kendisine samimi bir iş çıkarmak istediğinde ulaşabileceğini söyleyen Simon Aldred ile yeni albümünde bir araya geldi.
Ortaya, Smith’in önceki albümlerindeki terk edilme temasından uzaklaşan ve ilişkilere daha duru, gerçekçi bir yerden bakan bir çalışma çıktı. Smith ve Aldred albümün buğulu açılış parçası Everlasting Love'ın ilk yarısını Cowan ile tanışmadan önceki gece birlikte yazdılar; şarkının ikinci yarısı ise birlikte geçirdikleri üç yılı anlatıyor. Bu aynı zamanda Smith’in ilk kez bir albümün ortak prodüktörlüğünü üstlenişi. Sanatçı, “Müziğimin her aşamasında hep aktif rol aldım ama adımı o künyeye gerçekten yazdırabileceğimi hiç hissetmemiştim” diyor. “Sadece şarkıcı-söz yazarı olmadığımı ama aslında bir sanatçı olduğumu fark ettim” diye ekliyor. Hazel Eyes’ın ses mimarisi, 70’lerin blues ve folk müziğinin R&B ve outlaw country ile bir araya gelmesiyle loş bir hissiyat veriyor.
Bu albüm süreci Smith’in önceki albümlerine kıyasla çok daha rahat ve samimi bir ortamda geçmiş. Smith, önceki albümlerin üretim süreçlerinin çok daha profesyonel ve sistematik olduğunu; şarkı yazım odalarında her şeyin “tamamen ayık ve yapılacak her şeyin sabah 10 akşam 5 arasında tamamlanması gerektiğini” belirtiyor. Hazel Eyes ise biraz da Aldred ile bitmek bilmeyen sohbetleri sayesinde günün ve gecenin her saatinde yazıldı. Smith, merhum Sharon Jones’un grubu Dap-Kings ile gece 1’de yaptıkları tekila eşliğindeki stüdyo seanslarından unutulmaz bir an olarak bahsediyor: “O kadar özgürleştirici hissettirdi ki, müziğin gerçek ruhu da zaten tam olarak bu.”
Bu daha rahat ve samimi işbirlikleri daha önceden Smith’i korkutuyordu. Uzun zamandır, en iyi anlamıyla, tam bir “pop fahişesi” (pop ho) gibi çalıştığını söyleyen Smith ekliyor: “Bunu seviyordum ve ileride yine öyle olacağım; ama eskiden her iki üç şarkıda bir farklı bir insan grubuyla çalışırdım. Müzik yapmak adeta bir hızlı flört (speed-dating) süreci gibiydi.”
“Kuir bir sanatçı olarak artık farklı parametrelerim ve kurallarım var”
Hazel Eyes aynı zamanda Smith’in şarkıcı-söz yazarı tarzına geri dönüşünü simgeliyor. Kendisi bunu bir tekrarlama yerine geleneksel söz yazarlığına yeni bir perspektif katmak olarak görüyor. “My Guy gibi bir şarkıyı düşünün; o sözler o kadar basit ve muhtemelen hepimizin daha önce duyduğu türden ama bunu 2026 yılında, 34 yaşındaki nonbinary birinden henüz duymadınız. Bu albümde tam da bu tarz bir söz yazarlığı üzerine eğilmek; yani geleneksel olanı alıp kendi penceremden, özgürce söylemek benim çok ilgimi çekti.”
Ancak 2023 Kim Petras düeti Unholy’nin başarısından sonra Smith klasik seslere dönme özgürlüğü ve cesaretini kendi içinde bulabildi. Barokvari bir elektropop tarzı ve ahlaki paniği körükleyen canlı performanslarıyla (Smith, Grammy Ödülleri'nde kırmızı ışıklı, alevli bir sahne dekoru içinde bir çift şeytan boynuzu takmıştı), küresel çapta 1 numara olan bu şarkı hem bir Grammy kazandırdı hem de muhafazakarların kınamalarını beraberinde getirdi. Smith, “Unholy patladığında, sanki çok uzun zamandır o şarkı için mücadele ediyormuşum gibi hissettim,” diyor; zira daha önce Stay With Me ile ancak 2 numaraya kadar yükselebildiği ABD listelerinin zirvesine yerleşmeyi hep çok istemişti.
Uluslararası rekabet artık Smith’i kaygılandırmıyor. “Kuir bir sanatçı olarak artık farklı parametrelerim ve kurallarım var, bu yüzden rekabete bu kadar odaklanmanın benim için sağlıklı olmadığını düşünmeye başladım,” diyor Smith. Varoluşu kimileri için başlı başına bir tartışma konusu olan sanatçılar açısından şöhretin, başarı ne kadar ölçülebilir olursa olsun, karanlık ve çirkin bir tarafı olduğunu da kabul ediyor. Smith, liste başı olma hırsıyla geçen o kovalama sürecinin en depresif olduğu ve yaratıcılığının en çok tıkandığı dönemlerden biri olduğunu belirtiyor. Hazel Eyes’da ise akılda kalıcı nakaratlar yerine duygusal gerçekliğe odaklanmayı seçtiğini ekliyor. Nakaratlarına da döneceğini söyleyen Smith, bu aracı ne zaman kullanmak istediğine karar vermenin tamamen kendi inisiyatifinde olacağını ifade ediyor. Bu kararlılık şirketiyle rahatsız edici birkaç an yaşamasına neden olmuş olsa da Smith bu defa müziği işten ayırmak istiyor.
“Bütün gün insanları hayal kırıklığına uğratıyormuşum gibi hissediyordum”
Hazel Eyes, aynı zamanda Smith’in her şarkının sadık kalmak zorunda olduğu bir renk paleti ve estetik anlayış belirlediği ilk albümü: Memleketi Cambridgeshire yakınlarındaki pastoral bir köşeden doğan, nehirlere karşı ömür boyu hissettiği derin bağa dayanan tanıdık ve yol gösterici bir imge. Daha şehirli ve New York esintili şarkıları da dahil olmak üzere her türlü fikir, ses veya sözün albüme girebilmesi için o yuvayı çağrıştıran dünyayla uyumlu olması gerekiyordu. Smith bu katı disiplini özgürleştirici buldu; zira bu durum onun, tek bir fikri sonuna kadar götürmenin getirdiği maksimalizmi kucaklamasına olanak tanıdı. Kenarlardan taşmayı sevdiğini söyleyen sanatçı “bunun kusurluluğunda bana fazlasıyla pop hissettiren bir şey var” diyor.
Kamuoyuyla olan ilişkisini kendi şartlarıyla yeniden kurmuş olmak, Smith için bir gurur kaynağı. 20 yaşında ünlü olmak aynı zamanda inanılmaz derecede travmatik bir şöhret deneyimi getirdi; “özellikle genç ve kuir biri için son derece yalnızlaştırıcı olan bir endüstrinin içinde”. 27 yaşından itibaren birkaç yıl boyunca, işin büyük bir parçası olan hayranlarla sürekli selfie çektirme ritüelinden uzak durdu. Bu karar, ona bir nebze de olsa mahremiyet alanı kazandırsa da beraberinde depresyonu getirdi; “çünkü bütün gün insanları hayal kırıklığına uğratıyormuşum gibi hissediyordum” diyor Smith.
Uzun süreli terapiden sonra Smith insanlarla tanışmanın ona keyif verdiğini fark ettiğini ve artık kendisinin sağlıklı bir insan olduğunu, bu yüzden daha fazla şeyi idare edebildiğini söylüyor: “Çok genç yaşta deneyimlediğim o şöhretin seyri, bir eşcinsel olarak hayatıma yön vermeye çalışmam ve ardından zamirlerimi değiştirmem... 20’li yaşlarımda tüm bunları bu kadar göz önünde yapmanın getirdiği ağırlık, aynı anda daha az şeyi idare edebilmem anlamına geliyordu.”
“Çok fazla şeyi idare ettim”
Zaman zaman Smith’in sohbetinde savunmacı bir keskinlik göze çarpıyor; tıpkı “Çok fazla şeyi idare ettim, zira dört albüm çıkardım ve defalarca dünya turnesine çıktım” diyerek buna dikkat çektiği anlarda olduğu gibi. Ama bu tartışmacı bir yerden gelmiyor, daha çok net bir şekilde belirlenmiş sınırlarını ve zor kazanılmış başarılarını sahiplenme becerisi gibi hissediliyor.
Tartışmaların ilk günden beri Smith’in yakasını bırakmadığı bir gerçek. Cinsel yönelimini hiçbir zaman gizlemeyen sanatçı, evrimini neredeyse tamamen, kimi tökezlemeleri de beraberinde getiren kamuoyunun merceği altında yaşadı. 2016’da, Bond temasıyla kazandığı En İyi Özgün Şarkı Akademi Ödülü'nü alırken, açıkça eşcinsel olan ilk Oscar sahibi olduğunu hatalı bir şekilde iddia etti (oysa bu kişi 1970'te Midnight Cowboy ile En İyi Yönetmen seçilen John Schlesinger’dı). 2020’deki karantinanın hemen başlarında ise, kimileri tarafından son derece duyarsız bulunan ve kendi karantina buhranını tasvir eden fotoğraflar paylaştığı için alay konusu oldu.
Kim ne derse desin, Smith’in satışları ve dijital platformlardaki dinlenme rakamları onu Elton John ve Freddie Mercury kademesine yerleştiriyor. “George Michael benim için hep inanılmaz bir ilhamdı” diyor Smith ancak sanatçı Anohni ile sohbetlerinin kendisine dair güçlü bir farkındalık ve kendi sanatçı tipine ilişkin yeni bir anlayış kazandırdığını da anlatıyor: “Çünkü ben George Michael değilim. Ben feminen bir kuirim ve konu buraya, yani Birleşik Krallık’ta benden önce gelen insanlara gelince, bu çok daha farklı bir miras.”
“Küresel pop sahnesinde feminen bir kuir sanatçı olarak yaşadıklarıma bakınca, kariyerimi kıyaslayabileceğim başka birilerinin olduğunu sanmıyorum,” diye devam ediyor. “Geçmişte bazı zamanlar bu durumu korkunç derecede yalnızlaştırıcı bulsam da artık bunu bir güç olarak görmeyi öğrendim. Artık bu anlamda kıyaslama yapmamaya ya da sağıma soluma bakmamaya çalışıyorum.”
“Öncelikle kendim için şarkı söylüyorum”
Smith, hem Birleşik Krallık’ta hem de dünya genelinde LGBTQ+’ların daha fazla kabul gördüğü bir dönemin ardından, sarkacın artık tersine döndüğünü düşünüyor. “Birleşik Krallık’ta translar için hayat çok zor.” Tarihin muhtemelen kendisinin yalnızca başardığı şeyleri hatırlayacağı düşüncesinde hiç teselli bulup bulmadığını soruyorum: George Michael’ın yaşadığı cruising skandalının kuir sosyal medyasında neredeyse tamamen aklandığına dikkat çekiyorum. Smith düşünmek için biraz duraksıyor.
“Buna tüm dürüstlüğümle cevap vermek istiyorum” diyor. “Zaman zaman, özellikle de çevremdeki heteroseksüeller tarafından olaya bu açıdan bakmam yönünde telkin ediliyorum. Ancak gidişata bakılırsa, bu düşünce bana pek de teselli vermiyor. Bence kuir bir birey olarak politik bir bilince sahip olmak; işlerin daha iyiye gidebileceği gibi, benim ömrüm içinde daha da kötüleşebileceğinin farkında olmak çok önemli. İyilik ve barış için var gücümüzle çalışmak zorundayız.” İki yıl önce Smith LGBTQ+’ları destekleyen Pink House derneğini kurdu. Smith, bu çabanın kendisine, kendi mirasına odaklanmaktan ziyade içinde bulunulan durumun gerçekliklerine odaklanma ve daha iyi bir gelecek için umut besleme şansı verdiğini söylüyor.
Fakat New York’ta Smith’in hayatına yönelik en azından bir saygı göstergesi bulunuyor. Julius’, şehrin West Village bölgesinde yer alan, köklü bir topluluk ve direniş geçmişine sahip bir gey bar. Duvarlarını, Judy Garland ve John Cameron Mitchell gibi ikonların fotoğraflarının yanı sıra Smith’in de bazı kareleri süslüyor. Oraya yıllar önce bir arkadaşı tarafından götürülmüş. Burası o günden beri sanatçının müdavimi olduğu en sevdiği mekana dönüşmüş; öyle ki Hazel Eyes’ın bir kısmı doğrudan o barın tezgahında yazılmış.
Smith, mahcup bir gülümsemeyle o fotoğrafların mekanın arka tarafında olduğuna dikkat çekiyor. Yine de fotoğraflardan biri ünlü moda fotoğrafçısı Alasdair McLellan’ın imzasını taşıyor. “Alasdair McLellan’ı çok seviyorum; yani bu tek kelimeyle ikonik bir fotoğraf.” Diğer fotoğraf ise Smith ve Alicia Keys’in In the Lonely Hour albümünün 10. yıl dönümü kutlaması için bu barda düzenledikleri küçük bir performanstan kalma. “New York'a yeni taşınan biri olarak, bu gey barında Alicia Keys’in ta kendisiyle şarkı söyleme fırsatı bulmak benim için o kadar güzel, o kadar gurur verici bir andı ki.” Smith'in yüzü aydınlanıyor. “Eğer Julius’un mirasının bir parçası olabileceksem, bu gerçekten de parçası olmaktan gurur duyacağım bir miras olur.”
Üçüncü albümü hariç bugüne kadarki tüm albümlerinin Birleşik Krallık listelerinde zirveye yerleşmiş olması (Love Goes 2 numaraya kadar yükselebilmişti), Smith’e ne yayınlarsa yayınlasın Hazel Eyes’ın da kendi dinleyici kitlesini bulacağına dair güven veriyor. “Ben politik bir sanatçıyım, istesem de istemesem de bu böyle, bu yüzden de dinleyici kitlem devamlı bir değişim halinde,” diyor Smith. “Öncelikle kendim için şarkı söylüyorum, sonra gökyüzüne ve duyan herkese.”
Etiketler: insan hakları, medya, kültür sanat, yaşam, dünyadan, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
