13/04/2026 | Yazar: Oğulcan Özgenç

16 yıl sonra iktidarı kaybeden Viktor Orbán döneminde LGBTİ+ düşmanı politikalar, söylemden yasal düzenlemelere, açık yasaklara ve gündelik hayata uzandı.

Orbán’ın 16 yılı: LGBTİ+’lar nasıl hedef haline geldi? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Fotoğraf: AFP

Macaristan’da Viktor Orbán, 16 yıl süren iktidarını dün yapılan seçimlerde kaybetti. Rekor katılımla gerçekleşen seçimleri muhalefetin 45 yaşındaki adayı Peter Magyar kazandı. Oy sayımı sürerken rakibini telefonla arayan Orbán yenilgiyi kabul etti; kısa süre sonra destekçilerine yaptığı konuşmada sonucu “açık ve acı verici” sözleriyle değerlendirdi. İlk sonuçlara göre Tisza Partisi 138 sandalye kazandı, Orbán’ın partisi Fidesz ise 55 sandalyede kaldı.

16 yıl boyunca Orbán’ın iktidarı, ülkenin hak ve özgürlükler alanındaki yönelimini de belirledi. 2010’dan itibaren Macaristan, LGBTİ+ karşıtı söylemlerin giderek sertleştiği ve bu söylemlerin anayasal değişikliklerden gündelik hayata uzanan geniş bir yasal düzenleme setine dönüştüğü bir ülke haline geldi. Bu süreçte Macaristan, Avrupa’da LGBTİ+ karşıtı politikaların en görünür ve tartışmalı merkezlerinden biri olarak öne çıktı.

Seçimi kazanan Peter Magyar ise kampanyası boyunca LGBTİ+ haklarını doğrudan merkeze alan bir söylem kurmadı; ancak hukuk devleti, temel haklar ve Avrupa Birliği ile uyum vurgusu yaptı. Bu yaklaşım, Orbán döneminde kabul edilen ayrımcı düzenlemelerin gözden geçirilebileceği yönünde temkinli bir beklenti yarattı.

Peki Viktor Orbán’ın 16 yıllık iktidarı boyunca Macaristan’da LGBTİ+ hakları konusunda neler oldu?

KaosGL.org okurları için derledik.

“Aile”yi yeniden tanımlayan anayasal başlangıç

2010’da iktidara gelen Viktor Orbán, LGBTİ+ karşıtı politikalarının zeminini anayasal değişikliklerle kurdu. Parlamento tarafından 2011’de kabul edilen yeni anayasa, evliliği “kadın ve erkek arasında” tanımlayarak eşitlik tartışmalarını daha en başından dışladı.  Söz konusu değişiklik Orbán yönetiminin “geleneksel aile” ve “Hristiyan değerler” ekseninde kurduğu ideolojik hattın ilk somut adımıydı.

Fidesz lideri Orbán’ın giderek otoriterleşen yönetimi, bu süreçte geniş protestolarla karşılaştı; yeni anayasaya karşı çıkan kalabalıklar Orbán’a “Viktator” lakabını taktı. Böylece anayasa değişikliği, aynı zamanda Macaristan’da demokratik gerilemenin de sembollerinden biri haline geldi.

Transları hedef alan fiili yasaklar, üniversitelerde yasaklar

Anayasa değişikliğinin ardından Orbán yönetimi, toplumsal cinsiyet karşıtı söylemlerini kurumsallaştırmak için 2013–2018 arasında bir dizi politikayı hayata geçirdi. Hükümet yetkilileri ve iktidara yakın medya, toplumsal cinsiyet çalışmalarını “Batı’nın dayatması” ve “aile yapısına tehdit” olarak çerçeveledi.

Bu yaklaşımın ilk somut sonuçlarından biri 2016’da transların yasal cinsiyet tanınmasına ilişkin süreçlerde ortaya çıktı. Hükümet, bu tarihten itibaren başvuruları işlememeye başladı; 2017 ve 2018 boyunca yeni başvurular kabul edilmedi, mevcut başvurular ise sonuçlandırılmadı. Böylece herhangi bir açık yasak olmaksızın, idari uygulamalar yoluyla transların kimlik belgelerinde cinsiyet hanesini değiştirmesi pratikte imkansız hale getirildi.

2018’de ise hükümet kararıyla üniversitelerde toplumsal cinsiyet çalışmaları programları akredite programlar listesinden çıkarıldı. Bu adımla yeni öğrenci kabulü yasaklandı ve mevcut programlar kapatıldı.

Pandemide hakların tasfiyesi

2020’de Orbán yönetimi, COVID-19 döneminde elde ettiği geniş yetkileri kullanarak LGBTİ+’ları doğrudan hedef alan düzenlemelere imza attı. Parlamento, cinsiyeti “doğumda belirlenen biyolojik özellikler ve kromozomlara dayalı” olarak tanımlayan yasa değişikliğini kabul ederek transların yasal cinsiyet değişikliği yapmasını imkansız hale getirdi.

Aynı dönemde anayasa da değiştirildi. Ebeveynlik “anne kadındır, baba erkektir” şeklinde tanımlanırken, sadece evli çiftlerin çocuk evlat edinebilmesine izin veren düzenleme yürürlüğe girdi. Bu değişiklik, Macaristan’da evlenmeleri mümkün olmayan eşcinsel çiftlerin fiilen evlat edinmesinin önünü kapattı.

2014’te imzaladığı İstanbul Sözleşmesi’ni hiçbir zaman onaylamayan Macaristan, 2020’de sözleşmeyi “toplumsal cinsiyet ideolojisi” içerdiği gerekçesiyle reddetti.

“Çocuk koruma” söylemiyle gelen yasak

2021’de ise kamuoyunda “LGBTİ+ propagandası yasası” olarak anılan düzenleme kabul edildi. Yasa, 18 yaş altına yönelik eğitim materyallerinde, televizyon yayınlarında, reklamlarda ve çocuklara erişebilecek diğer içeriklerde LGBTİ+ temsillerini yasakladı. Düzenleme, çocukları koruma gerekçesiyle hazırlanan pedofili karşıtı bir yasa paketine dahil edilerek LGBTİ+’ları dolaylı biçimde “çocuklara zararlı” içeriklerle ilişkilendirdi.

Yasa, Macaristan içinde ve uluslararası alanda geniş tepki çekti. Avrupa Birliği kurumları ve çok sayıda üye ülke düzenlemeyi ayrımcı olarak nitelendirirken, Avrupa Komisyonu Macaristan hakkında hukuki süreç başlattı. Komisyon Başkanu Ursula von der Leyen, “Avrupa, toplumumuzun bazı kesimlerinin damgalanmasına asla izin vermeyecektir: bu damgalanma, sevdikleri kişi, yaşları, etnik kökenleri, siyasi görüşleri veya dini inançları nedeniyle olabilir” dedi.

Orbán’ın söylemi sınırları aştı

Orbán, iktidarı boyunca LGBTİ+ karşıtı söylemini iç politikayla sınırlı tutmadı, uluslararası aşırı sağın merkezine taşıdı. Özellikle Budapeşte’de düzenlenen Muhafazakar Siyasi Eylem Konferansı’nda (CPAC) yaptığı konuşmada LGBTİ+ haklarını ve toplumsal cinsiyet eşitliğini “woke ideoloji” olarak hedef aldı. Orbán, aynı konuşmada göç, eğitim ve LGBTİ+ haklarını hedefe koydu.

Düzenlemeden uygulamaya: yaygınlaşan yaptırımlar

2021’de kabul edilen yasa, sonraki yıllarda gündelik yaşama yayılan somut yaptırımlara dönüştü. LGBTİ+ temalı içeriklere yer veren kitaplar nedeniyle kitapçılara para cezaları kesildi; “Heartstopper” gibi eserlerin ambalajsız satışı yaptırım konusu haline geldi.

Kültür alanındaki müdahaleler de sertleşti. 2023’te Budapeşte’deki Macaristan Ulusal Müzesi’nin müdürü, World Press Photo sergisinde LGBTİ+ içerikli fotoğrafların yer alması nedeniyle görevinden alındı. Hükümet, bu kararı 2021’de kabul edilen yasanın uygulanması olarak savundu.

Onur Yürüyüşlerine yasak: Belediye Başkanı ve aktivistlere soruşturma

2025’e gelindiğinde Orbán yönetimi, LGBTİ+’lara yönelik politikalarını doğrudan yasaklar düzeyine taşıdı. Onur Yürüyüşleri, “LGBTİ+ propagandası” yasa hükümlerine dayanılarak yasaklandı. Bu adımla birlikte polisin yetkileri de genişletildi; yeni düzenleme, polisin etkinliklere katılanları tespit etme ve yüz tanıma teknolojilerini kullanma imkanı tanıdı. Yasa Meclis’te görüşülürken muhalefet milletvekilleri sis bombalarıyla protesto gerçekleştirdi.

Yasaklar kısa sürede uygulamaya kondu. Haziran 2025’te Budapeşte Pride yürüyüşü polis tarafından “çocuk koruma” gerekçesiyle yasaklandı. Budapeşte Belediye Başkanı Gergely Karácsony, yasağa rağmen yürüyüşün yapılacağını açıkladı.  Tüm yasaklara rağmen yürüyüş on binlerin katılımıyla gerçekleşti. Budapeşte Pride, beklenen 35–40 bin kişinin çok üzerinde bir katılımla ülke tarihinin en büyük Onur Yürüyüşü oldu. Yürüyüşün ardından Karácsony hakkında, etkinliğin gerçekleştirilmesine katkı sağladığı gerekçesiyle iddianame hazırlandı; savcılık, yargılama yapılmaksızın para cezası verilmesini talep etti. Açılan ceza davası daha sonra askıya alındı.

Ekim 2025’te ise baskılar Budapeşte ile sınırlı kalmadı. Pécs Pride’ın uzun yıllardır organizatörlüğünü yapan eşcinsel Roman öğretmen Géza Buzás-Hábel, Avrupa Birliği sınırları içinde bir Onur Yürüyüşü düzenlediği için cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalan ilk kişi oldu.

Kaynaklar: BBC, Reuters, The Guardian, Euronews, AP, İHE, Time, TGEU


Etiketler: insan hakları, nefret suçları, aile, siyaset, dünyadan, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
GDTM