18/02/2026 | Yazar: Metin Akdemir
Sauna’nın yönetmeni Mathias Broe ile, 14. Pembe Hayat KuirFest’te gösterilen filmin yaratım süreci, kuir arzu ve dönüşüm üzerine konuştuk.
Bu yıl Sauna’yı Ankara KuirFest’te izledim ve film bittiğinde sinemadan gözyaşları içinde çıktım. Yalnızca güçlü bir kuir aşk hikayesi izlediğim için değil, kendi hayatıma derinden tanıdık gelen bir yere dokunduğu için. Kısa süre önce bir trans erkekle ilişki yaşamıştım ve Johan ile William arasındaki dinamik benim için son derece kişisel bir biçimde yankılandı.
Sauna, trans temsili açısından oldukça politik bir yapıt olsa da aynı zamanda mahrem, kırılgan ve neredeyse otobiyografik bir aşk hikayesi. Bu nedenle filmin yönetmeni Mathias Broe ile, filmin yaratım sürecinin yanı sıra kuir arzu, aidiyet ve dönüşüm üzerine konuştum.
Filminiz, trans başrole sahip ilk Danimarka uzun metrajlarından biri olarak tanımlanıyor. Bu sorumluluk, özellikle kimlik, arzu ve kırılganlığın kesiştiği sahnelerde yaratıcı tercihlerinizi nasıl şekillendirdi?
Evet, trans başrole sahip ilk Danimarka uzun metraj filmi. Filmin, trans deneyimini trans insanlar için ilişki kurulabilir bir şekilde temsil etmesini sağlama konusunda büyük bir sorumluluk hissettik. Filmde trans temsili üzerine çalışan kişilerle ve hikayenin geliştirilmesi sürecinde topluluğumuzdan insanlarla birlikte çok araştırma yaptık. Trans deneyimi bizzat yaşamadığımız için, uyum süreciyle kişisel ilişkisi olan kişilerle birlikte çalışmak gerekliydi. William rolü için Nina Rask’ı seçmek de karakter ve materyalle çok daha kişisel bir bağ kurmamızı sağladı. Nina trans ve karaktere çok yakındı. Aslında onun için en büyük zorluk, kendi hayatına bu kadar yakın olduğu için kendisi gibi oynamamayı başarmaktı.
Sauna’da kuir mekanlar hem güvenli hem de dışlayıcı olarak gösteriliyor. Bu ikilik sizin için ne anlama geliyor ve kuir topluluklar içindeki güç ve hiyerarşiler hakkında neyi açığa çıkarıyor?
Kuir topluluğun parçası değilseniz, topluluk içinde ne kadar çok dışlama olduğunu gerçekten görmez ve anlamazsınız. Birbirimizi bu kadar yoğun biçimde kategorilere ayırmamız üzücü. Her tür insan için bir kategori var-bu bazen eğlenceli-ama aynı zamanda çok sınırlayıcı. Ayrımcı olmayan, ayrı alanların önemli olduğunu düşünüyorum ama kuirliğin gücünün çeşitliliğe açık olmak olduğunu da düşünüyorum. Bir mekanda kabul görmek için güzellik ve belirli standartların karşılanması gerekiyorsa, uzun vadede kaybederiz ve açıkçası bunun, çoğu kuir insanın büyürken yaşadığı incinmenin sürdürülmesi anlamına geldiğini düşünüyorum.
Partnerinizin uyum süreci filmin geliştirilmesi sırasında gerçekleşti. Bu kişisel deneyim hikayenin duygusal çekirdeğini dönüştürdü mü ve bu Johan ile William’ın ilişkisine nasıl yansıdı?
Kesinlikle dönüştürdü. Partnerim geçişini açıkladığında film üzerinde yoğun biçimde çalışıyordum ve yaşadığımız sevinçler, zorluklar ve hikaye çizgimiz Johan ve William’ın hikayesiyle daha çok örtüşmeye başladı. Bu durum filmi mutlaka değiştirmedi ama karakterleri daha iyi anlamamı sağladı. Neyin risk altında olduğunu. Ben partnerimin trans arkadaş grubunun dışında kalmış hissetme deneyimi yaşadım, partnerim de bir anda cis gey bir alanda kendini hoş karşılanmamış hissetti; böylece filmdeki karakterlere benzer durumlarda bulduk kendimizi. Ayrıca filmi yapmak benim de kendi uyum sürecime yardımcı oldu. Bu konuları sanat aracılığıyla konuşabilmek, partnerimin değiştiğini kabullenmemde çok yardımcı oldu.
“Büyük perdede kuir bedenler görmek istiyordum”
Kendi çalışmalarımda mahrem sahneler içeren bir film yaptım ve cinselliği saygılı ve dürüst bir şekilde kurgulamak benim için zorlayıcıydı. Sauna’daki mahrem sahneleri hem duygusal hem teknik açıdan yönetirken nasıl bir yaklaşım izlediniz?
En başından beri mahremiyetin filmin büyük bir parçası olacağını biliyorduk. Büyük perdede kuir bedenler görmek istiyordum ve bundan korkmak ya da sansürlemek istemedim. Öncelikle sette Anne Sofie Steen Sverdrup adlı çok yetenekli bir yakınlık koordinatörümüz vardı. Daha önce pornografi alanında çalışmıştı ve bu tür ortamlarda insanlarla nasıl çalışılacağını gerçekten biliyordu. Benim için yakınlık sahneleri sadece “eğlence” için değildir. Bunlar karakter ve gelişimleri hakkında bize yeni şeyler anlatan psikolojik ve anlatısal sahnelerdir. Belirli bir sahnede seksin neyi temsil ettiğini anlamanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Johan’ın William’a oral seks yaptığı ilk sahnede, bu onların ilk cinsel deneyimidir ama aynı zamanda Johan’ın boyun eğici ve memnun etmeye odaklı yönünü gösterir; bu da daha sonra ilişkilerinde bir sorun haline gelecektir.
Türkiye’den kuir bir sinemacı olarak, kuir ve trans insanların artan sansür, şiddet ve görünmezlikle karşı karşıya olduğu bir bağlamdan geliyorum. Türkiye’deki ve benzer bağlamlardaki kuir ve trans topluluklara dayanışma için söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Bence hepiniz son derece cesursunuz! Sanat üretmeye devam edin ve güçlü durun. Korku ruhu tüketir. Birlikte ne kadar güçlü olduğumuzu hatırlamanın önemli olduğunu düşünüyorum. Eğer kapasiteniz varsa ve hayatınız risk altında değilse, lütfen hayatınızı dolu dolu yaşayın ve kuir hakları için mücadele edin. Bir sesiniz var ve buna ihtiyacımız var! Kopenhag’da yaşadığım için son derece ayrıcalıklı olduğumu biliyorum, bu yüzden umarım bu sözlerim yanlış anlaşılmaz. Açıkça kuir olmanın tehlikeli olduğu toplumlarda yaşayan insanların gerçekliğini anlamak zor. Ama umarım kendinizden ödün vermek zorunda kalmazsınız. <3
Etiketler: medya, kültür sanat, yaşam, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
