17/08/2026 | Yazar: Damla Atasoy

Nefretin taşıyıcıları vardır: politikacılar, nüfuzlu kişiler, influencer'lar, ve aşırılık yanlısı ağlar. Rezervuarları vardır: ayrımcı yasalar, toplumsal damgalama ve dezenformasyon ekosistemleri.

Nefret hâlâ bir toplumsal sağlık problemi ve bunu görmezden gelmekte ısrarcıyız Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Dr. Demetre Daskalakis’in Advocate için yazdığı Hate is still a public health emergency — and the epidemic we keep ignoring başlıklı yazıyı Damla Atasoy çevirdi.

2016’da The Advocate’da Pulse Gece Kulübünde yaşanan silahlı saldırıya bir cevap olarak nefretin bir enfeksiyon gibi davrandığını yazmıştım, sanki şiddet bir epidemik ve nefret de onu piyasaya süren patojen gibi. Sekiz yıl sonra bunun yavaşlamış olmasını dilerdim ancak yaşananlar bizlere farklı bir hikaye anlatıyor. Nefret sadece varlığını sürdürmekle kalmadı; evrim geçirdi. Yeni taşıyıcılar, yeni rezervuarlar ve çoğalmak için yeni fırsatlar buldu. Yakın zamanda gerçekleşen Berlin Onur Yürüyüşü saldırısı ve yaklaşık bir yıl önce Atlanta’da ofisimin camını paramparça eden Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’ni (CDC) hedef alan silahlı saldırı, bir şeyi acı bir şekilde netleştiriyor: Ülke olarak nefreti, bir toplumsal sağlık tehditi aciliyetiyle ele almayı hâlâ reddediyoruz. 

Bir toplumsal sağlık uzmanı ve enfeksiyon hastalıkları doktoru olarak, kariyerim patojenleri gözlemlemekle geçti. Nasıl yayıldıklarını, hareket ettiklerini ve evrimleştiklerini biliyorum. Zayıf metabolizmaları nasıl sömürdüklerinin de fazlasıyla farkındayım. Nefret de aynı yöntemleri kullanıyor. Söylemler yüzünden yayılıyor, ideoloji yüzünden evrimleşiyor ve damgalamanın alışılmış bir politika haline geldiği, ayrımcılığın ise normalleştirildiği ortamlarda güçleniyor. Dur demediğimiz noktada nefret kontrol altına alınmamış herhangi bir patojenin yaptığı şeyi yapar; önlenebilir hastalıklara, travmaya ve ölüme neden olur.

Nefreti ilk kez bir virüs, bakteri veya parazit gibi bulaşıcı bir ajan (etken) olarak tanımladığımda, bazı insanlar bunun mecazi olduğunu düşündü. Değildi. Nefretin taşıyıcıları vardır: politikacılar, nüfuzlu kişiler, influencer'lar, ve aşırılık yanlısı ağlar. Rezervuarları vardır: ayrımcı yasalar, toplumsal damgalama ve dezenformasyon ekosistemleri. Ve belirtileri vardır: silahlı saldırılar, fiziksel saldırılar, taciz, kronik stres ve toplumsal dayanıklılığın erozyona uğraması.

Berlin Onur Yürüyüşü saldırısı, akut bir salgının tam bir ders kitabı örneğidir. Onur yürüyüşü sevinç, direniş ve dayanışma alanı, LGBTQ+’ların bir araya gelip damgalama ve ayrımcılığa kronik olarak maruz kalmanın etkilerine karşı koydukları bir alan olmuştur hep. Bu alanda şiddet patlak verdiğinde, bu yalnızca bireylere yönelik bir saldırı değil; aynı zamanda bir toplumsal sağlığa yapılan haklı müdahaleye yapılmış bir saldırıdır. Onur yürüyüşü acıları dindirir. Onur yürüyüşü önlemdir. Onur yürüyüşü ilaçtır. Nefreti zırhı yapan da bunu biliyor ve bu yüzden Onur yürüyüşüne saldırıyor.

Silahlı saldırılar 2025 Ağustos’unda benim için çok kişisel bir konu haline geldi. CDC’ye yapılan silahlı saldırı yalnızca bir şiddet eylemi değildi; aşılara, bilime ve halk sağlığı çalışanlarına karşı yıllardır tırmanan söylemlerin öngörülebilir bir sonucuydu. Kelimeler neredeyse her zaman eylemlerin katalizörüdür. Aşı karşıtı dezenformasyon sadece yanlış değil, nefretin formülize ettiği bir eylem planı. Bu eylem planı bilim insanlarını, doktorları, hemşireleri ve sağlık çalışanlarını şiddetli bir şekilde insanlık kavramının dışına itiyor. Onların düşman, komplocu veya tehlike teşkil ettiklerini teorize ediyor ve böylece bir grup insanın insanlıklarını ellerinden alıp onlara karşı uygulanan her şiddeti normalleştiriyor.

CDC’ye yapılan silahlı saldırı Berlin’de yaşananlar ve Pulse’taki saldırıyla aynı epidemiğin hastalıklı çıktılarıdır. CDC’ye ateş açan saldırgan, aşıyla alakalı dezenformasyondan kaynaklanan kesin ve net inançlara sahipti ve bu inançlar onu böyle bir eyleme teşvik etti. Patojen tamamen aynı. Semptomlar gözümüze farklı görünebilir ancak bütün bunların altında yatan mekanizma yani nefretin retorik araçlarla güçlendirilmesi bahsettiğim tüm saldırıların temelinde bulunan yöntemdir.

CDC ve toplumsal sağlık karşıtı retorik sadece kafa karışıklığı üretmekle kalmadı. Düşmanlık yarattı. Korku yarattı. Şiddet için kabul edilebilir ve makul bir yöntem yarattı. Ve bu söylem metastaz yaparak eyleme dönüştüğünde; sonuç, ulusun sağlığını korumakla görevli kurumun ta kendisine 500 el ateş edilmesi ve hayatlarımızı kahramanca savunan Polis Memuru David Rose'un hayatını kaybetmesi oldu. Bu saldırı ve bu saldırıda yaşananlar Başkan ve kabinesi tarafından hiçbir zaman anılmadı, Sağlık Bakanı da dahil olmak üzere.

Nefret uygun bir ortamda mutasyona uğradıkça olan şey bu. Nefret devamlı olarak yeni kurbanlar, yeni nedenler ve öldürme yolları bulan bir patojen.

Şiddet nefretin en görünür çıktısı ama bu tek çıktısı olduğu anlamına gelmiyor. Nefret aynı zamanda ömrü kısaltan ve iyi olma halini düşüren kronik sağlık eşitsizlikleri de yaratıyor. LGBTQ+'lar daha yüksek oranlarda depresyon, anksiyete, madde kullanım bozuklukları ve intihar girişimleri deneyimliyor ve bunun sebebi kim olduğumuz değil, ancak ve ancak toplumun bize nasıl davrandığıyla anlaşılıyor.

Beyaz olmayan topluluklar, özellikle de siyahi ve farklı etnik kökenlere sahip olan LGBTQ+'lar, homofobi ve transfobinin üzerine eklenen ırkçılık nedeniyle katmanlanmış risklerle karşı karşıya.

Berlin’de yaşanan saldırı yıllarca silinmeyecek izler bırakacak. Travma sadece bir günde yaşanan bir olaydan ibaret değil çünkü. Bedenlere ve topluluklara eklemlenen, kortizol seviyelerini artıran, uyku düzenini bozan, kalp-damar sağlığını kötüleştiren ve uzun vadeli ruh sağlığı sorunlarına zemin hazırlayan bir toplumsal sağlık krizidir. CDC silahlı saldırısı da aynı etkiyi yaratmaya devam edecek; üstelik sadece kurbanlar için değil. Artık ofisinden içeri girerken güvende olup olmadığını sorgulayan her bir sağlık çalışanı ve bir an için dahi olsa sıradaki hedefin kendi şehri ya da festivali olacağından korkan her bir Onur Yürüyüşü katılımcısı için de aynı silinmez izleri bırakacak.

Sistematik ayrımcılık da şiddetin yöntemlerinden biri ve uzunca bir süre de kullanılacak bir yöntem gibi görünüyor. Cinsiyet olumlayan sağlık hizmetlerini kısıtlayan, LGBTQ+ içeriklerini yasaklayan veya kuir ve trans varoluşunu suç sayan politikalar, kronik birer maruz bırakma işlevi görür. Bu politikalar toplumsal bağışıklığı zayıflatır ve tıpkı Pulse Gece Kulübü'nde ve Berlin'de olduğu gibi, akut şiddet salgınlarının yaşanma ihtimalini artırır.

Avrupa’dan Birleşik Devletlere kadar LGBTQ+ karşıtı yasaların ve bilim karşıtı söylemlerin giderek daha da arttığını görüyoruz. Bu yasalar ve söylemler, içlerinde zaten nefret barındıran kişileri cesaretlendiriyor ve şiddetin meşru görüldüğü ortamlar yaratıyor. Bunlar; Pulse Gece Kulübü, Berlin Onur Yürüyüşü ve CDC silahlı saldırılarını üreten aynı ekosistemin bir parçası.

Toplumsal sağlık nötr bir konsept değil. Nefret ile yüz yüze geldiği bir düzlemde tarafsız bir konsept olarak kalması zaten imkansız. Nefretin bir aciliyet oluşturduğunu kabul etmek ve ne olduğunu daha iyi anlamaya başlamak zorundayız. Ona, geniş çaplı zarara yol açabilen herhangi bir patojene gösterdiğimiz ciddiyetle yaklaşmalıyız.

Nefret kaynaklı şiddeti, tıpkı bulaşıcı hastalıkları izlediğimiz gibi takip eden izleme sistemlerine ihtiyacımız var. Saldırıların ardından toplulukları destekleyerek onlara travmaya duyarlı bakım, ruh sağlığı hizmetleri ve güvenlik planlaması sunacak acil müdahale ekiplerine ihtiyacımız var. Sağlık kurumları, LGBTQ+ örgütleri, bilimsel kuruluşlar ve politikacılar arasında sektörler arası işbirliğine ihtiyacımız var.

Ve şiddetin toplumsal sağlığa saldıran bir yöntemi olan dezenformasyona karşı çıkmaya devam etmeliyiz.


Etiketler: insan hakları, nefret suçları, siyaset, dünyadan, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
İstihdam