26/11/2025 | Yazar: Yıldız Tar

“Belki ileride, bu mücadeleler sonrasında hem bizim yapacaklarımız hem yeni gelecek insanların yapacakları biraz daha kolay olur. O zaman da ne mutlu bize…”

İlker Hepkan’ın bizi kaçırdığı yerler… Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Popüler kültür ve edebiyat üzerine yaptığı akademik çalışmalarıyla tanıdığımız İlker Hepkan, bu kez şair kimliğiyle, ikinci kitabı "Sizi Kaçırıyorum" ile okur karşısına çıkıyor. Lise yıllarında başlayan şiir serüvenine, dönemin edebiyat ortamlarındaki homofobik atmosfer ve dışlayıcı tutumlar nedeniyle bir süre ara veren Hepkan; kuir dayanışmanın ve üretimin verdiği güçle şiire küskünlüğünü bitirerek sahalara geri döndü.

2002’den 2022’ye uzanan, yıllara yayılmış bir emeğin ürünü olan "Sizi Kaçırıyorum", ismindeki çifte anlamla hem kaçırılan anlara hem de okuru şiddetten uzak bir alana "kaçırma" arzusuna odaklanıyor. Hepkan, “Sizi Kaçırıyorum”daki şiirleri 2002-2022 yılları arasında yaşadığı İzmir, Augusta, İstanbul, Paris, Tucson ve New York’ta kaleme aldı.

Hepkan ile duygular ve cinsellik arasındaki köprüleri, Türkiye’de kuir şiirin yeni bir damar olarak yükselişini ve baskı ortamına rağmen "kendi göbeğini kesen" bir edebiyatın umut vadeden geleceğini konuştuk.

“Özellikle kuir erotik şiirin çok önemli olduğunu düşünüyorum”

İkinci şiir kitabın yayımlandı. Aslında senin popüler kültür ve edebiyat üzerine çalışmalarını biliyoruz ama şiir, nispeten yeni bir alan mı senin için?

Aslında ben liseden beri yazıyorum. Özellikle liseden mezun olurken, o zamanlarki matbu dergilerde, Ağır Ol Bay Düzyazı, Heves gibi dergilerde şiirlerim yayımlanmıştı. Fakat daha sonra şiire küstüğüm bir dönem oldu. O da kimi şiir ortamlarındaki homofobiden kaynaklanan bir küsmeydi. Ben daha kendime dahi açık değildim ama o tavrı gördüğümde oldukça ürkmüştüm. Bu da o zamanların gerçekten en iyi şiirini yazan insanlardan biri olan küçük İskender'e dair, onun arkasından yapılan bir homofobiydi.

O yüzden o olay beni küstürmüştü. Yazmayı bırakmamıştım ama yayımlatmayı, dinletilere gitmeyi bırakmıştım. Sonra şiire Velvele’de önce şiir çevirileri, daha sonra lubunya şairlerin şiirlerine yer vererek, editör olarak geri döndüm.

Tekrardan şiir yazabileceğimi diğer lubunya şairlerin varlığıyla, onların bana verdiği güçle hatırladım ya da o güveni buldum diyeyim. Tekrardan şiir üzerine çalışmaya, kendi şiirlerimi yayımlatmaya başladım. Sonra "Sizi Kaçırıyorum" olacak olan dosyayı bitirdim, çünkü 2002'de yazmaya başlamıştım, 2022'de artık o dosyayı bitireyim, dedim.

Aslında "Sizi Kaçırıyorum" dosyası 160. Kilometre tarafından 2023’te yayımlanacaktı ama ben daha sonra "Beyefendiler"i yazdım ve onu öne almak istediler. Sonuç olarak, şiirlerimi yayınlatmak diğer işlerimden daha sonra başlayan bir süreç oldu.

"Sizi Kaçırıyorum"da yıllara yayılan bir anlatı var. Mesela "Murat'ın Yapbozu" en sevdiklerimden biri oldu. Şiirinde hem duygularla cinsellik, yaşanan o cinsellik arasında çok güzel küçük köprüler olduğunu görüyorum. Bunu neden tercih ettin? Sence duygularla cinsellik arasında köprü kurmaya gerek olacak kadar büyük bir fark var mı?

Bu biraz yazdığım dönemle alakalı. O dönem, "Murat'ın Yapbozu"nu yaşarken ve yazarken, çok daha duyguların ön planda olduğu bir dönemdi. "Sizi Kaçırıyorum"un genelinde zaten benim çok fazla dillendiremediğim şeylerin şiirde yer alması, yaşayamadığım şeylerin ya da bana empoze edilen olayların, anlamların başka bir halini bulma çabası var.

Orada da duygu ve cinsellik arasındaki o bağ biraz bu yüzden ortaya çıktı. Çünkü yaşanan duygular ama yaşanmayan bir cinsellik vardı ve o hikayeyi böyle kaleme aldım.

Özellikle kuir erotik şiirin çok önemli olduğunu düşünüyorum ben bizim için; hem okumak hem yazmak için. Çünkü kendimizi ifade etme konusunda, na-kuir insanlara göre çok daha geniş, çok daha özgür düşünüyoruz. Onun şiirde de yer alması, şiirde hâlâ yer alması bence çok önemli. "Beyefendiler" o yüzden çok daha erotik mesela, çünkü onu daha sonradan yazdım.

Burada hemen şunu not edeyim. "Murat'ın Yapbozu", "Beyefendiler"le ilişkisi olan tek şiir. Çünkü o hikayenin devamı "Beyefendiler"de var. O biraz daha yaşanmamanın, o cinselliği yaşayamamanın, duygu hissedip cinselliği yaşayamamanın ortaya çıkardığı bir şeydi.

Fakat şu an Türkçede yazılan kuir şiiri düşündüğümde, duygu ve cinselliğin çok daha farklı kombinasyonları çok güzel bir şekilde yazılıyor, yeniden yazılıyor ve çok heyecan verici örnekleri okuyoruz. O açıdan, diğer şairlerle, şu an güncel yazan diğer şairlerle aynı gemide olmanın heyecanını taşıyorum.

“Her şeye rağmen, hâlâ sanatsal üretim yapıyoruz ve bu bizlere umut da veriyor”

Tam Türkiye'deki kuir şiir demişken... Geçmişte 80'ler 90'larda küçük İskender, Murathan Mungan gibi temsilcileri var ama güncelde sanki yeniden bir dirilme dönemi mi yaşıyor sence Türkiye'de kuir şiir? Yeni isimlerle yeni bir yol mu çizmeye çalışıyor?

Bence öyle diyebiliriz. Çünkü bence genel olarak kuir hareketin yeni bir dönemi var, özellikle 2013'ten sonra. Oradaki çok daha fazla ön plana çıkmak, o görünürlüğü kazanmak, hak mücadelesinde yeni müttefikler bulmak, en azından şehirli ve eğitimli insanların artık bunu kabul etmesinden sonra daha başka bir üretim dönemine geçti bence kuir sanatçılar. Şiirde de bu oluyor.

Onun öncesinde tabii ki dediğin gibi Murathan Mungan, küçük İskender var. 80'lerde Sami Baydar var, ondan önce 70’lerde Arkadaş Z. Özger var. Ahmet Güntan da 77’de yazmaya başlıyor. 2000'lere doğru Birhan Keskin var.
Ama gerçekten son dönemde ortaya çıkan yeni bir dalgadan bahsedebiliriz. O biraz hareketin geldiği noktayla alakalı.

Hem birçok geleneğin devam ettirildiği hem de çok yeni şeylerin yazıldığı, hatta yeni geleneklerin (özellikle 2000'den sonra oluşan geleneklerin) devam ettiği bir kuir şiir damarı var artık. Bu yeni ve özellikle çok çeşitli bir damar. 

Bir yandan da bu kadar yoğun sansür ve baskının yaşandığı bir dönemden geçiyor LGBTİ+ hareketi. Kuir şiir buradan nasıl nasibini alıyor ve nasıl bir yol, yeni bir damar açarak ilerleyebiliyor bu baskı ortamına rağmen?

Otosansürü bilemeyeceğim. Çünkü bunu söylemek için çok fazla insanla konuşmuş olmam, sistematik bir şekilde veri biriktirmiş olmam gerekiyor. Ama şöyle bir şey var: Bu baskı var ama aynı zamanda artık edebiyat dünyasındaki birçok insan da farklı farklı baskıların acısını duydukları için, kuir edebiyata ve kuir şiire daha fazla yer açmaya başladılar. Yani bence şöyle bir durum oldu, "A siz de baskı görüyorsunuz, biz de baskı görüyoruz ve sizin de artık ortaya çıkmanız gerekiyor" gibi bir düşünce sonrasında bir alan açma durumu oldu. Oradan yürüyen ve kendini ifade eden, daha fazla insana ulaşan bir damar var.

Bir de aynı zamanda kendi yarattığımız şeyler var. Benim Velvele’de edebiyat editörü olmam, "Hadi yapalım" demem sonrasında oldu. Kuir insanların onlara "Hayır" denmesini göze alarak, "Haydi bunu yapalım" demesinin çok güzel sonuçları olabiliyor. O alanı bize açmasalar da biz kendimiz o alanı yaratabiliyoruz.

Mesela en son Umami Kitap'ın ortaya çıkarttığı "14 Poems" seçkisi... Burada da aslında, daha önce Umami Kitap yoktu ama birileri bir araya geldi ve "Hadi bunu yapalım" dediler. Baskı var ama buna rağmen hala bir şeyler yapmak isteyen insanlar var. Başkaları yer vermiyorsa "Biz yaparız" diyerek bunu yapma hali de var.

En son Antalya Film Festivali'ne giden bir arkadaşımla konuşuyorduk. Dedi ki: "Her seferinde tekrardan aynı yere dönüyorum. Türkiye'deki insanların bana verdiği umudu unutmamam gerektiğini görüyorum." Ona katılıyorum. Çünkü her şeye rağmen, hala sanatsal üretim yapıyoruz ve bu bizlere umut da veriyor. Tekrar Umami'nin antolojisine dönersek, ben o kitabı almak için sıra bekledim. Bu beni inanılmaz mutlu etti ve motive etti. O yüzden böyle, birbirimizi destekleyerek de bu baskıya karşı duruyoruz.

“Biz yazarız ama o yazılanın kaybolmaması için başkalarının bizi desteklemesi lazım”

Evet, dert kendi hikayeni anlatma derdi. Şimdi "Sizi Kaçırıyorum"a tam buradan dönmek istiyorum. Genelde kaçması beklenen LGBTİ+’lar oluyor, bir yere saklanması beklenen. Ama sen şiirlerinde bizi kaçırdığın yer, saklanacağımız bir yer değil sanki. Daha başka bir yere çağırıyorsun. Nereye çağırıyor bizi, nereye kaçırıyor?

Aslında bu başlığın, "Sizi Kaçırıyorum"un iki anlamı var. Bütün kitaba yayılan bir biçim uygulamaya çalıştım. Birçok dizenin hem üstteki dizeye hem de alttaki dizeye bağlanma durumu var. Aynı zamanda imgeleri çok güçlendirdim, hayattan biraz çıkardım. "Sizi Kaçırıyorum"da da iki tane kaçırma var: Bir tanesi evet, simgesel alıkoyma durumu. Ama aynı zamanda ben sürekli başka yerlerde yaşadığım için (ya da bu 20 yıl içerisinde sürekli bir yerden bir yere gittiğim için) çok fazla güzel şeyi de kaçırdım. Arkadaşlarımın düğünlerini kaçırdım, mutluluklarını kaçırdım, cenazeleri kaçırdım.

Onun da biraz etkisi var. Fakat bu biçimi kitapta uyguladığımda, yani şiirin sınırlarını zorlamaya çalıştığımda, kitabın etkisinin, okuduğun andan başka bir yere gitmek olduğunu gördüm. Tekrar tekrar okurken, okuyucunun neredeyse bir yerde yorulduğunu ve eğer okumaya devam ederse başka bir yerde kendini bulduğunu fark ettim.

Okuyucuyu o alana kaçırıyorum. Ama o alanda şiddet yok. Orada açmaya çalıştığım, o farklı imgelerle, farklı olma durumlarıyla bambaşka bir şey düşünmeye davet ediyorum okuyucuyu. Bir de aynı zamanda, anlam katmanlarını fark ediyorsunuz oradan oraya taşınırken. Bir çölün ortasında yaşıyorum, bir New York'ta, bir İstanbul'da, bir İzmir'de yaşıyorum ve orada kendi anlamlarımın sürekli değiştiğini ya da karşı tarafın anlamlarıyla çatıştığını gördüm. O tip alanlarda da hep şiire kaçtım. O yüzden okuyucuya da onu yaşatmak istedim biraz.

Kurgu olarak teknikte de şiirlerin birbirine imgelerle bağlandığını hissettim. Mesela "Pembemsi"den "Tarumar"a geçişte onları birbirine bir ağaç bağlıyor. Bu bağlar da senin az önce bahsettiğin o yersiz yurtsuz olmakla mı ilgili? Bir çapa işlevi görüyor gibi gördüm. O imgeleri destekleyen her şey maddi bir çapa gibi duruyor ve onun çevresinde birbirine bağlanıyor gibi hissettim. Bu bir soru olmadı, yorum oldu ama...

Yok, bu kesinlikle anlaşıldığımı gösterdi bana ve beni çok mutlu etti. Çünkü gerçekten evet, ağaç imgesi bütün kitabı birbirine bağlayan imgelerden bir tanesi. Ağacın gölgesinde uyuya kalmak da öyle. Çünkü nereye giderseniz gidin, çölün ortasında bile ağaçlar var aslında. Ve her zaman ağacın gölgesinde ortak bir duygu buluyorsunuz. O ortaklığı yaşatmak istedim okuyana da. O yüzden bu çabamın görülmüş ve fark edilmiş olması beni çok mutlu etti şu an.

Son olarak, geleceği hakkında ne düşünüyorsun kuir şiirin? Bu baskı döneminde açılan bu yollar bir kanona dönüşme potansiyeli taşıyor mu, yoksa şiir dünyasında ayrıksı bir damar olarak mı kalacak?

Bir şeyin kanonlaşması için ilk olarak eleştirmenlerin bu konuyu ele alması gerekiyor. Eleştirmenlerden sonra bunları okuyacak insanlar gerekiyor. Belki de burada görev sadece yazarlara değil, aynı zamanda yazarların etrafında bulunan eleştirmenlere, gazetecilere, akademisyenlere düşecek. Bu enerjinin yakalanıp geleceğe aktarılması lazım. Biz yazarız ama o yazılanın kaybolmaması için başkalarının bizi desteklemesi lazım; eleştiri yazılarıyla, ödüllerle...

Ama ben şunu da düşünüyorum; bunda da yine galiba başkalarına bırakmadan bu görevi, kendimizin yapması gerekecek. Kendimizin... Bu söyleşi bile bunun bir örneği mesela. Bunu biraz daha fazlalaştırabilmek, daha fazla edebiyata yer vermek, kuir şiiri daha fazla konuşmak, tartışmak bunu sağlayacaktır.

Şu an genel şiir dünyasına baktığımda, evet, kendine has bir yeri var, yeri oluşmaya başladı. İlla "Ana akıma geçelim, ana akım tamamıyla bizim olsun" demiyorum ama kalıcılık anlamında (bundan 30 sene, 40 sene sonra bunları konuşmak anlamında) neden olmasın? Ben optimist bir insanım. Sürekli her şeyin daha güzel olacağını umut etmek istiyorum. Bu da umut edeceğim şeylerden biri olur.

Aynı zamanda bu bir çağrı da olsun: Bu konuda yazan insanlar, biraz daha bu konuya ilgi gösterirse, bu neden olmasın?

Bir yandan "kendi göbeğini kesmekten" bahsediyorsun sürekli. Hep kendi göbeğini kesmek zorunda kalmak, bir Armağan Çağlayan edasıyla sorarsam, zor olmuyor mu?

Zor tabii ki de. Zor ama... Ne kolay ki hayatta? Gerçekten eğer cis-het bir erkek değilsen şu hayatta, ne kolay? O yüzden... Yalnız şöyle bir şey var: Bu kendi göbeğini kesme konusunda, bence sanat konusunda, genel olarak kendini ifade etme konularında da birbirimize biraz daha destek olabiliriz sanki. Bunun dozu biraz daha artsa... "Bunlar şu an önemsiz, şu an değil" değil de, "Bu da bir parçası bu mücadelenin" olarak görülse, sanki biraz daha kolay olacak bu işler.

Ama dediğim gibi, ben optimist olduğum için ve bu zorluklar... Ne yapalım, bunu da yapacağız. Kader buymuş demek, gibi. Yani kartlar bu şekilde dağıtıldı ve ben şimdi bu şekilde oynamak zorundayım noktasından yakalayıp, o mücadeleye devam etmek lazım. Belki ileride, bu mücadeleler sonrasında hem bizim yapacaklarımız hem yeni gelecek insanların yapacakları biraz daha kolay olur. O zaman da ne mutlu yani bize.


Etiketler: medya, kültür sanat, özel haber, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
İstihdam