14/03/2026 | Yazar: Kaos GL

Hormon Hakkım Kolektifi, Ankara’da yaptığı basın açıklamasında hormona erişim önündeki engellere dikkat çekti; açıklamayı 158 kurum imzaladı.

Hormon Hakkım Kolektifi’nden Ankara’da açıklama: “Hormon hakkımız, söke söke alırız!” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Hormon Hakkım Kolektifi, bugün beş şehirde basın açıklaması yaptı. Ankara’daki açıklama İHD Ankara Şube’de yapıldı. Basın açıklamasının ardından aktivistler “Hormon hakkımız, söke söke alırız” dedi. Açıklamayı 158 kurum imzaladı. 

Açıklamada 20 Kasım 2024’ten bu yana hormona erişime yönelik engellerin sistematik bir kısıtlama sürecine dönüştüğü belirtildi:

“20 Kasım 2024’ten bu yana Türkiye’de transların hormona erişimini hedef alan sistematik bir kısıtlama sürecine tanıklık ediyoruz. Önce erişimi zorlaştıran idari düzenlemelerle başlayan bu süreç, bugün geldiğimiz noktada hormon ilaçlarına erişimin fiilen engellenmesine kadar ilerledi. Biz translar için hormon destek süreci keyfi bir tercih değil; fiziksel, ruhsal ve sosyal iyilik halimizin temel bir parçasıdır. Hormona erişimin engellenmesi sadece sağlık hakkına erişimin engellenmesi değildir aynı zamanda; bedenlerimiz, yaşamlarımız ve geleceğimiz üzerinde kurulan politik bir denetimdir. Sağlık hizmetleri bilimsel ilkeler, tıbbi etik ve insan hakları temelinde yürütülmesi gereken kamusal hizmetlerdir. Ancak bugün sağlık politikaları, iktidar tarafından transların yaşamlarını, hayatta kalma koşullarını tehdit eden ideolojik müdahalelerin aracı haline getirilmiştir. Bizler bu açıklamayı; son bir yılda adım adım hayata geçirilen bu kısıtlama sürecini görünür kılmak, sorumlulara açıkça seslenmek ve hormon hakkımızdan vazgeçmeyeceğimizi ilan etmek için yapıyoruz.”

“Doğrudan sağlık riskini büyüten müdahaleler”

Hormona erişimin adım adım kısıtlandığını belirten açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:

“20 Kasım 2024’te, Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü’nde Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) hormon ilaçlarına e-reçete zorunluluğu ve kota uygulaması getirdi. Hormon reçeteleri belirli kanallara sıkıştırıldı; ilacın temini “takip” gerekçesiyle sınırlandırıldı. Bu adım, zaten kırılgan olan erişimi daha da belirsiz hale getirdi ve transların sağlık hakkını bir gecede idari onaya, teknik altyapıya ve keyfi uygulamalara bağımlı hale getirdi. Bu düzenleme “toplum sağlığını koruma” iddiasıyla sunulsa da gerçekte transların sağlık hakkını sınırlayan ve denetim altına alan bir mekanizmadır. Sağlık politikalarının amacı sağlık hizmetine erişimi güvence altına almakken, burada “koruma” söylemi; erişimi kontrol etmenin, fişlemenin ve gerektiğinde kesmenin aracı haline getirildi. Oysa hormon destek süreci düzenli takip ve süreklilik gerektiren bir sağlık hizmetidir. Erişimi kota, sistem engelleri ve teknik bariyerlerle parçalamak yalnızca bir bürokratik düzenleme değildir; doğrudan sağlık riskini büyüten bir müdahaledir.”

“Hormona erişimi zorlaştırmak hak gaspıdır”

“Bizim sağlığımız sizin “toplum” tanımınızın dışında bırakılacak bir ayrıntı değildir. Hormona erişimi zorlaştırmak koruma değil, hak gaspıdır” denilen açıklamada “Bu nedenle soruyoruz: Hangi bilimsel gerekçeyle hayati bir sağlık gereksinimi olan hormona erişimi kota ve teknik kısıtlarla kesintiye uğratıyorsunuz? “Toplum sağlığı” diyorsanız, hangi toplumdan bahsediyorsunuz; translar bu toplumun neresinde? Hormona erişimi zorlaştırmanın yaratacağı fiziksel ve ruhsal sağlık risklerinin sorumluluğunu kim üstlenecek? Hekim-hasta ilişkisinde tıbbi kararı belirlemesi gereken şey klinik ihtiyaçken, neden karar mekanizmasını idari ve teknik filtrelere devrediyorsunuz? Düzenli takip gerektiren bir sağlık hizmetini erişilemez hale getirerek transları denetimsiz ve güvencesiz yollara itmenin sonuçlarını göze mi alıyorsunuz? Eğer amaç gerçekten suistimali önlemekse, neden bunun bedelini translar ödüyor?” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamanın tamamı şöyle:

Hormon Haktır: Transların Sağlık Hakkının Gaspına İzin Vermiyoruz!

20 Kasım 2024’ten bu yana Türkiye’de transların hormona erişimini hedef alan sistematik bir kısıtlama sürecine tanıklık ediyoruz. Önce erişimi zorlaştıran idari düzenlemelerle başlayan bu süreç, bugün geldiğimiz noktada hormon ilaçlarına erişimin fiilen engellenmesine kadar ilerledi.

Biz translar için hormon destek süreci keyfi bir tercih değil; fiziksel, ruhsal ve sosyal iyilik halimizin temel bir parçasıdır. Hormona erişimin engellenmesi sadece sağlık hakkına erişimin engellenmesi değildir aynı zamanda; bedenlerimiz, yaşamlarımız ve geleceğimiz üzerinde kurulan politik bir denetimdir.

Sağlık hizmetleri bilimsel ilkeler, tıbbi etik ve insan hakları temelinde yürütülmesi gereken kamusal hizmetlerdir. Ancak bugün sağlık politikaları, iktidar tarafından transların yaşamlarını, hayatta kalma koşullarını tehdit eden ideolojik müdahalelerin aracı haline getirilmiştir.

Bizler bu açıklamayı; son bir yılda adım adım hayata geçirilen bu kısıtlama sürecini görünür kılmak, sorumlulara açıkça seslenmek ve hormon hakkımızdan vazgeçmeyeceğimizi ilan etmek için yapıyoruz.

Erişim adım adım kısıtlandı

20 Kasım 2024’te, Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü’nde Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) hormon ilaçlarına e-reçete zorunluluğu ve kota uygulaması getirdi. Hormon reçeteleri belirli kanallara sıkıştırıldı; ilacın temini “takip” gerekçesiyle sınırlandırıldı. Bu adım, zaten kırılgan olan erişimi daha da belirsiz hale getirdi ve transların sağlık hakkını bir gecede idari onaya, teknik altyapıya ve keyfi uygulamalara bağımlı hale getirdi.

Bu düzenleme “toplum sağlığını koruma” iddiasıyla sunulsa da gerçekte transların sağlık hakkını sınırlayan ve denetim altına alan bir mekanizmadır. Sağlık politikalarının amacı sağlık hizmetine erişimi güvence altına almakken, burada “koruma” söylemi; erişimi kontrol etmenin, fişlemenin ve gerektiğinde kesmenin aracı haline getirildi.

Oysa hormon destek süreci düzenli takip ve süreklilik gerektiren bir sağlık hizmetidir. Erişimi kota, sistem engelleri ve teknik bariyerlerle parçalamak yalnızca bir bürokratik düzenleme değildir; doğrudan sağlık riskini büyüten bir müdahaledir.

Bu nedenle soruyoruz:

  • Hangi bilimsel gerekçeyle hayati bir sağlık gereksinimi olan hormona erişimi kota ve teknik kısıtlarla kesintiye uğratıyorsunuz?

  • “Toplum sağlığı” diyorsanız, hangi toplumdan bahsediyorsunuz; translar bu toplumun neresinde?

  • Hormona erişimi zorlaştırmanın yaratacağı fiziksel ve ruhsal sağlık risklerinin sorumluluğunu kim üstlenecek?

  • Hekim-hasta ilişkisinde tıbbi kararı belirlemesi gereken şey klinik ihtiyaçken, neden karar mekanizmasını idari ve teknik filtrelere devrediyorsunuz?

  • Düzenli takip gerektiren bir sağlık hizmetini erişilemez hale getirerek transları denetimsiz ve güvencesiz yollara itmenin sonuçlarını göze mi alıyorsunuz?

  • Eğer amaç gerçekten suistimali önlemekse, neden bunun bedelini translar ödüyor?

Bizim sağlığımız sizin “toplum” tanımınızın dışında bırakılacak bir ayrıntı değildir. Hormona erişimi zorlaştırmak koruma değil, hak gaspıdır.

Transların sağlık hizmetine erişimi politik müdahalelerin hedefi haline getiriliyor:

Hormon erişiminin zorlaştırılmasının ardından, 30 Ocak 2025’te Sağlık Bakanlığı bu kez yeni bir mekanizma duyurdu: “Cinsiyet Değişikliği Denetim ve Değerlendirme Bilimsel Komisyonu.”

Bu kapsamda bazı illerde müfettişler görevlendirildi ve transların sürecini yürüten hastanelerin uygulamaları incelemeye alındı.

Bu değişiklik tesadüfi değildir.

Bu adım; televizyon programlarında, köşe yazılarında ve sosyal medyada yürütülen yoğun bir hedef gösterme kampanyasının hemen ardından gelmiştir. Günler boyunca aynı söylem dolaşıma sokulmuştur: transların sağlık hizmetlerine erişimi “denetimsiz”, “kolay” ve “tehlikeli” olarak sunulmuştur. Bu söylem bilimsel gerçeklerle değil, politik korku üretimiyle ilgilidir. Gerçek ise çok açıktır:

Türkiye’de transların süreci zaten Türk Medeni Kanunu’nun 40. maddesi ile düzenlenen, son derece ağır ve bürokratik bir süreçtir. Translar yıllarca psikiyatrik değerlendirmelerden geçmekte, kurul raporları almakta, mahkeme kararları beklemekte ve hastane süreçleri arasında defalarca gidip gelmek zorunda bırakılmaktadır.

Başka bir ifadeyle; “denetimsizlik” iddiasıyla hedef gösterilen süreç gerçekte zaten devletin yoğun kontrol mekanizmaları altında yürütülmektedir. 

Dolayısıyla burada denetlenen şey sağlık hizmeti değildir. Denetlenen şey transların varlığıdır.

Bu noktada soruyoruz:

  • Hangi bilimsel veri bu süreçlerin “denetimsiz” olduğunu göstermektedir?

  • Hangi gerekçeyle hastaneler ve hekimler hedef gösterilmektedir?

  • Hangi sağlık politikasında bir grubunun aldığı sağlık hizmeti medya kampanyalarıyla tartışmaya açılmaktadır?

  • Toplumdan sır gibi saklanan “Cinsiyet Değişikliği Denetim ve Değerlendirme Bilimsel Komisyonu” kimlerden oluşmaktadır ve bu komisyon üyelerinin cinsiyet uyum süreci alanındaki bilimsel uzmanlıkları nelerdir? 

  • “Cinsiyet Değişikliği Denetim ve Değerlendirme Bilimsel Komisyonu.” hormon düzenlemelerine ilişkin yapılan ihlallerdeki rolü nedir? 

  • “Cinsiyet Değişikliği Denetim ve Değerlendirme Bilimsel Komisyonu doğrudan bu alanda çalışan sivil toplum örgütleri ve meslek odalarıyla neden iletişime geçmedi? 

Soruyoruz:

  • Bu denetim mekanizmaları, transların hastanelerde maruz bırakıldığı ayrımcılığı ve transfobiyi de denetleyecek midir?

  • Transların sağlık hizmetine erişemediği, hastanelerden geri çevrildiği veya kötü muameleye maruz kaldığı vakalar da bu komisyonun gündeminde midir?

İdari kararlarla haklarımız gasp ediliyor

Haziran 2025’te Sağlık Bakanlığı, 81 il valiliğine gönderdiği bir yazıyla hormon ilaçlarına 21 yaş altı için fiili yasak getirdi. Oysa Türk Medeni Kanunu’na göre transların sürecine başlama yaşı 18’dir. 

Kanunda açıkça tanınmış bir hak, tek bir idari yazıyla fiilen ortadan kaldırıldı. Hukuki güvenliğin ve temel hakların korunması gereken bir alanda idari düzenlemeler aracılığıyla transların sağlık hakkı doğrudan hedef alındı. Bu kararın gerekçesi ise açıktır: “2025 Aile Yılı” ve “kültürel değerler.”

2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesiyle birlikte yürütülen politik söylem, LGBTİ+’ların varlığını aile kurumuna yönelik bir tehdit olarak sunmaya başladı. Transların sağlık hizmetlerine erişimi de bu ideolojik söylemin hedeflerinden biri haline getirildi.

Açıkça ifade ediyoruz: Transların bedeni aile politikalarının nesnesi değildir.

Bedenlerimiz, kimliklerimiz ve sağlık süreçlerimiz; ideolojik kampanyaların, kültürel tartışmaların veya siyasi gündemlerin aracı haline getirilemez. Sağlık hakkı evrensel bir haktır ve hiçbir politik hedef bu hakkın gasp edilmesini meşrulaştıramaz. Bu karar özellikle 18–21 yaş arası trans gençleri doğrudan hedef alıyor. Hormon destek sürecine başlamış veya bu süreçte olan birçok genç, hormon destek sürecini bir anda kesmek zorunda bırakıldı. Bu yalnızca bir idari düzenleme değildir. Bu karar genç transların yaşamlarını doğrudan etkileyen; fiziksel sağlıklarını, ruhsal dengelerini ve gelecek kurma imkanlarını tehdit eden bir uygulamadır.

Bu noktada soruyoruz:

  • Kanunda 18 yaş olarak tanınmış bir hak hangi yetkiyle 21 yaşa çıkarılmaktadır?

  • Bir idari yazı nasıl olur da anayasa tarafından güvence altına alınmış olan reşit olma halini fililen kaldırabilir?

  • Sağlık politikaları hangi bilimsel gerekçeyle genç transların aldığı sağlık hizmetini kesintiye uğratmaktadır?

  • “Aileyi koruma” iddiasıyla genç transların sağlık hakkını engellemek nasıl bir kamu yararı yaratmaktadır?

  • Genç transların hormon destek sürecini kesmenin yaratacağı sağlık risklerinin sorumluluğunu kim üstlenecektir?

  • Bu politikaların gençleri sağlık sisteminin dışına itmesinin sonuçlarını kim hesaplamaktadır?

Bugün fiili bir hormon yasağı uygulanıyor

Bugün geldiğimiz noktada ise yasak yeni bir biçim almıştır. Hastane sistemlerinde F64 tanı kodu kullanılarak hormon reçetesi yazılamadığı ortaya çıkmıştır. Doktorlar sistemde takip ettikleri translara hormon reçete edememektedir.

Bu duruma dair herhangi bir hastaneye, doktora veya kuruma bir açıklama, karar ya da yazı gönderilmemiştir. Herhangi bir yasak veya kısıtlama kamuoyuna duyurulmamıştır.

Hiçbir bilgi vermeden, gerekçe göstermeden fiili olarak hormona yasak getirilmiştir. Şu an hiçbir trans, yaş fark etmeksizin hormon reçete ettirememektedir. Yıllardır hormon kullanan transların hormona erişimi bir günde ortadan kaldırılmıştır.

Bu açık bir gerçektir: transların fiziksel ve mental sağlığını korumak için kullandıkları hormonların yasaklanması translara uygulanan açık bir şiddettir.

Bu durum; hormonların bir süre kullanılmadığında etkisinin kaybolması ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmesi göz önüne alındığında, devletin kendi sağlık sisteminde yürüttüğü bir süreci engelleyerek transları, hormon destek sürecindeki kazanımlarını kaybetmeye sürüklediğini göstermektedir

20 Kasım 2024’ten bu yana yaşananlara baktığımızda tablo nettir:  önce erişim zorlaştırıldı, ardından yaş sınırı getirildi, son olarak ise sistem üzerinden tamamen erişilemez hale getirildi.

Başka bir ifadeyle: transların hormona erişimi fiilen yasaklandı.

Hormon destek süreci translar için hayati bir sağlık hizmetidir!

Hormon destek süreci translar için “isteğe bağlı bir uygulama” değildir. Bu destek, fiziksel, ruhsal ve sosyal iyilik halinin temel bir parçasıdır. Devletin uyguladığı nefret politikası, yasaklar ve kısıtlamalar yalnızca hormona erişimi değil; bizzat transların yaşamlarını hedef almaktadır. Bu politikalar transları mental çöküşe, hormon alamadığı için fiziksel sağlık sorunlarına ve bunların ardından gelebilecek intihara sürüklemektedir.

Geçtiğimiz haftalarda yaş kısıtlamasıyla bir süredir kullandığı hormona artık erişemeyen, hastanedeki sürecin durdurulmasıyla sağlık hizmetinden yoksun bırakılan genç trans kadın arkadaşımız Zeynep’in yaşamını yitirmesi, bu nefret politikalarının gerçek sonuçlarından biridir.

Zeynep’i intihara sürükleyen yasakları ve kısıtlamaları tekrar tekrar teşhir ediyor ve açıkça soruyoruz

  • Hangi hukuki dayanakla anayasal güvence altında olan hormona başlama yaşını 18'den 21'e çıkartabilir?

  • Hangi yetkiyle hormona fiili yasak uygulanmaktadır?

  • -“Toplum sağlığı” söylemiyle hangi ayrımcılık meşrulaştırılmaktadır?

  • Zeynep’in intiharının hesabını kim verecek? 


"Sağlık Hakkımız Gasp Edilemez, hormon Haktır!"


Ve tekrar söylüyoruz; 


Transların sağlık ve yaşam hakkının nefret politikalarıyla gasp edilmesine izin vermeyeceğiz. Hormon haktır. Ve biz bu hakkımızı geri alana kadar mücadeleye devam edeceğiz.


Bu kararların geri çekilmesini talep ediyoruz. Ulusal ve uluslararası insan hakları mekanizmalarını, Sağlık meslek örgütlerini, kadın örgütlerini, feministleri ve insan hakları savunucularını süreci savunmaya, dayanışmaya davet ediyoruz. Yaşamlarımızı kısıtlamanıza, bedenlerimizi denetim altına almanıza ve haklarımızı gasp etmenize izin vermeyeceğiz. 


Çünkü biz buradayız ve hormon hakkımızdan vazgeçmiyoruz!

İmzacı kurumlar: 10 Ekim Barış Derneği, 17 Mayıs Derneği, 20 Kasım Nefret Suçlarıyla Mücadele Derneği, 40+ Lubunya, AEGEE-Ankara, Alaca Medeniyet - Medeniyet Üniversitesi Kuir-Feminist Topluluğu, Anka Üreten Kadın Derneği, Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği (GALADER), Ankara Kadın Platformu, Ankara Pride, Antakya Kadınlar Birlikte Güçlü, Antalya BİZ LGBTİQ+ İnisiyatifi, Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Merkezi, Antikapitalist Kadınlar, Aralık Feminist Kolektif, Aramızda Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Derneği, Aydın LGBTİ+ Dayanışması, Ayvalık Kadın İnisiyatifi, Atölye Deneme Sanat ve Ekoloji Derneği, Barış İçin LGBTİ+ İnisiyatifi (BİL+), Barış için Toplumsal Çalışmalar (BATOÇA), Bilkent Kadın Çalışmaları Topluluğu, Bodrum Kadın Dayanışma Derneği, Bodrum Kadın Platformu, Boğaziçi Üniversitesi LGBTİA+ Çalışmaları Kulübü, BurHak - Burak Özgüner Hayvan Hakları Çalışma Merkezi, Bursa Kadın Platformu, Büro Emekçileri Sendikası Antalya Şubesi, Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği (CŞMD), CİSST (Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği), Çağdaş Hukukçular Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği Antalya Şube, Çanakkale 8 Mart Kadın Platformu, Çanakkale Anarşist Kolektif, Çanakkale El Emeğini Değerlendirme Derneği Kadın Danışma Merkezi, Çanakkale Feminist Forum, Çanakkale Pride, ÇHD Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Komisyonu, Datça Kadın Platformu, Dem Parti Ankara Kadın Meclisi, Dem Parti İzmir Kadın Meclisi, Demir Leblebi, Demokrasi İçin Birlik, Demos Araştırma Kolektifi, Denizli Radyan Kuir Feminist Kolektif, Dil Tarih Kadın ve LGBTİ+ Dayanışması, Direnişin Renkleri, DSİP, Ege Öğrenci Forumu, Eğitim Sen İstanbul 6 No'lu Üniversiteler Şubesi Toplumsal Cinsiyet ve Akademik Özgürlük Komisyonu, Emek Partisi, Emekçi Hareket Partili LGBTİQ+’lar, Engelli Hayvanları Koruma ve Hayvan Hakları Derneği, Eskişehir Onur Haftası Komitesi, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Eşit Yaşam Derneği, Eşitlik İçin Sosyal Hizmet Çalışma Grubu, Eşliksiz Dergi, Evrensel Normlara Uyum Gözlemcileri Platformu, Feminist Bellek, Galatasaray Üniversitesi Kuir Çalışmalar Kulübü (Lion Queer), Genç LGBTİ+ Derneği, Günebakan Kadın Derneği, Halkevci Kadınlar, Halkların Demokratik Kongresi Kadın Meclisleri, Havle Kadın Derneği, Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi, HEVİ LGBTİ+ Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Derneği Ankara Şube LGBTİ+ Komisyonu, İnsan Hakları Derneği İstanbul LGBTİ+ Komisyonu, İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi, İnsan Hakları Derneği Merkezi LGBTİ+ Komisyonu, İnsan Hakları Derneği Mersin Şubesi LGBTİ+ Komisyonu, İnter Dayanışma, İstanbul Onur Haftası, İstanbul Trans Onur Haftası, İzmir Feminist Kolektif, İzmir Halkevci Kadınlar, İzmir Kadın Dayanışma Derneği, İzmir Müzisyenler Derneği, İzmir Pride Komitesi, İzmir Vegan Platformu, İzmir Yaşam Hakkı Savunucuları, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Kadın Dayanışması, Kadın Dayanışma Vakfı, Kadın Savunma Ağı, Kadın Zamanı Derneği, Kadının İnsan Hakları Derneği, Kadınlar Birlikte Güçlü, Kadınların Kurtuluşu, Kaos GL Derneği, Kapsama Alanı, Kepez Özgür Dayanışma, Keskesor Amed LGBTİ+ Oluşumu, Keskesor Wan LGBTİ+ Oluşumu, Kırkyama Kadın Dayanışması, Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği, Kızıl Partili Kadınlar, Kızıl Parti LGBTİ+ Komisyonu, Kocaeli Üniversitesi Kuir Topluluğu - Kuir Kozgun, KuirGaming, Kuireski, Kuir Mahzen, Kuir Tıp Ağı, Kuşadası Feminist Kolektif, Kuşadası Kadın Platformu, Kuşadası Kent Dayanışması, Kuşadası Renkli Güvercin LGBTİ+ İnisiyatifi, Lambdaistanbul LGBTİ+ Dayanışma Derneği, Lavender LGBTİQ+, LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği (LİSTAG), Lider Kadın Derneği, Lotus Kadın Derneği, Manavgat Kadın Platformu, Mersin 7 Renk LGBTİ+ Derneği, Mersin Kadın Platformu, Mimoza Kadın Derneği, Minçoster TK, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, MSGSÜ LGBTİ+ Topluluğu Kuir Baykuş, Muamma LGBTİ+ Eğitim Araştırma ve Dayanışma Derneği, Murat Çekiç Derneği, Özgür Renkler Derneği, Özgür Üniversite Hareketi, Özgürlük için Hukukçular Derneği, Özgürlük için Hukukçular Derneği Kadın Komisyonu, Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği, Pembe Yaka İnisiyatifi, Pozitif Alan, Rosa Kadın Derneği, SAKKAD-Sağlamcılığa Karşı Kadın Hareketi Derneği, Sara Kolektif, SOLDEP LGBTİ+, SOLDEP-KADIN (Sosyalist Kadınlar), Sol Feminist Hareket, Sol Parti, Sosyal Politika, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD), Sosyalist Kadın Hareketi, Sosyalist Kadın Hareketi İzmir, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Star Kadın Derneği, Şanlıurfa Yaşamevi Kadın Dayanışma Derneği, TİP’li Kadınlar, TJA İzmir, Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği (TODAP), TÖK-Kadın (Türk Tabipler Birliği Tıp Öğrencileri Kolu Kadın Çalışma Grubu), Trans İstanbul İnisiyatifi, Türk Alman Üniversitesi Kuir Topluluğu, Türkiye İşçi Partisi LGBTİ+ Bürosu, ÜniKuir Derneği, TTB-Tıp Öğrencileri Kolu (TÖK), Velvele, YDG’li Kadınlar, Yeni Demokrat Kadın, Yeşil Sol Parti, Yoğurtçu Kadın Forumu.


 

 


Etiketler: insan hakları, kadın, yaşam, nefret suçları, aile, sağlık, siyaset, sağlık hakkı, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
GDTM