27/07/2026 | Yazar: Selin Güven

“Kürliçe, özümden kendini dışarıya atmış ve bu sebeple performanslarında politik kırıntılarla izleyicisini beslemeye çalışan bir karakter olarak var olmuş ve olmaya devam edecektir.”

Kürliçe: Yalanların kraliçesi ile drag, politika ve var olma üzerine bir söyleşi Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Kuir bir sanat metodu olarak drag, lubunyalar için her zaman özel bir yerde durdu. Hepimizin sevdiği, gecelerine renk katan bu performans sanatının perde arkasını aralamak için Kürliçe ile üretim süreçlerini, ilham kaynaklarını ve Türkiye’de drag yapmanın gerçekliğini konuştuk.

Drag ile ilk temasın nasıl oldu?

Drag ile ilk temasım, anımsayamadığım bir döneme denk geliyor. Huysuz Virjin gibi büyüklerimizin gençliklerinden aşina olduğu bir queen’i benim keşfedişim ilkokula dayanıyor olabilir; fakat kafamda tam olarak ne olduğunu tanımlayamamıştım. Sonrasında lise yıllarımda Seyhan Arman’ı takip ederken kendisinin bir drag queen olduğunu keşfetmem üzerine meraklanarak daha fazla araştırmaya başladım. RuPaul’s Drag Race’i keşfettim ve drag hakkında çok fazla şey öğrenerek bunun nasıl bir sanat formu olduğuna dair kafamda her şey netleşti. 2018–2019 olması gerekiyor. Henüz Diyarbakır’da yaşayan, 18–19 yaşlarında, dış dünyadan yalnızca internet aracılığıyla haberdar olan ben, nam-ı diğer Kürliçe, Kuirfest’in Diyarbakır’a gelmesiyle hayatında ilk defa bir drag queenle karşılaşıp bir drag queen performansı izlemişti. Ve bir gün kendisinin de drag queen olacağına daha o zamanlardan karar vermişti.

Drag gibi tarihi güçlü bir performans sanatının içinde olmak senin için ne ifade ediyor?

Ankara’da queenler arasında politik bir queen olduğum konusunda, ben dışında herkes mutabık. Elbette drag politik bir art formudur ve tarihi de buna dayanır. Rohat olarak oldukça politik bir insan oldum, kendimi bildim bileli. Bunun Kürliçe’ye de yansımış olması beklediğim bir şey olmasa da beni şaşırttı. Günümüzde ve Ankara’da “politik” bir queen olarak bilinmemin sebebi, benim açımdan dayanışma partilerinde çok ucuza, belki de hiç para kazanmadan sahne alıyor olmam olsa da community için başka bir anlam taşıyor olsa gerek, ki bu başka bir konunun meselesi. Günün sonunda bu alanda emek verip drag üzerine bir kariyer inşa etmek bana hep doğru hissettiren ve sevdiğim bir şey oldu. Bir performansı kurgularken ister istemez kendimi “buraya bir ses eklemeliyim” ya da “burada bir şey göstermeliyim” derken buluyorum. Dolayısıyla bunun besleyici olduğu kanaatindeyim. Drag kimliğimi oluştururken çok fazla düşünmedim; kendisi zaten akıp gitti. Drag’e başlamadan önce bana sorsaydınız, çok daha farklı bir Kürliçe tahayyül ediyordum. Fakat günümüzde yaşattığım Kürliçe, özümden kendini dışarıya atmış ve bu sebeple performanslarında politik kırıntılarla izleyicisini beslemeye çalışan bir karakter olarak var olmuş ve olmaya devam edecektir.

Performansında sana ilham veren kişiler, sanatçılar var mı? Kısaca anlatabilir misin?

Bana ilham veren kişilerin en başında galiba annem geliyor; kendisi bundan ya da drag queen olduğumdan bihaber olsa da. Drag yaparken peruk kullanmıyorum. Anneme çok bağlıyım ve Kürliçe’yi annemin gençlik yıllarındaki hâline benzetiyorum. Bunun yanı sıra “ilham aldığım sanatçılar var mı?” dersen, hiç üstenci olmayan bir yerden sanırım yok. Daha önce de bahsettiğim gibi, Kürliçe benim için Rohat’ın içinden kendini var eden bir karakter. Zihin dünyam çok akışkan ve sürekli aktif olduğu için genelde daha özgün ve kendimden bir şeyler ortaya koymaya çalışıyorum. İlham almaktan ziyade bu işi yapan herkese hayranlık duyuyorum diyebilirim.

Bir performans oluştururken nasıl bir süreç izliyorsun? Hazırlık aşaması nasıl gerçekleşiyor?

Partilerde performans sergilemenin yanı sıra stand-up ve ufak teaser çekimlerinde de Kürliçe’yi görebiliyoruz; bu sebeple süreçler oldukça çeşitli olabiliyor. Parti ayağında genelde bir konsept varsa önce konsepti düşünüp Kürliçe’ye en uygun parçayı seçiyorum. Ardından her şeyi kafamda kurguluyorum; tüm süreci planladıktan sonra gerisi bir şekilde akıyor ve yolunu buluyor. Stand-up ayağı benim için çok daha yeni; fakat Kürliçe’nin dünyasına yepyeni ve farklı bir bakış açısı getirdiği için oldukça heyecan verici bir yerde duruyor. Burada stand-up için aldığım eğitime değinmeden geçemeyeceğim. Kürliçe’nin izleyenleri stand-up üzerinden güldürmeye çalışması, booklanamaması üzerine gelişiyor ve en sevdiğim, en bilinen performanslarımdan biri olan “Naciye” performansını da içeriyor. Geçen sene Ankara’da küçük bir barda yaptığımız, kadın+lar için olan jam’de üç kuruşa çalıştığım zamanlarda; küçük bir taşrada yaşayıp, sanatçı olma hayaliyle gazetede gördüğü bir ilanla büyükşehre kaçıp sahnelerde olmak isteyen bir kadını anlatan Seyyal Taner’in “Naciye” şarkısına performans yapmıştım. Bunu stand-up sahnemde de giriş olarak kullandım ve bunun Kürliçe’yi çok iyi anlattığını düşünüyorum. Teaser çekimleri içinse söylenecek pek bir şey yok: “Oyna abla” diyorlar, oynuyorum.

Türkiye’de drag yapmak ne gibi zorluklar ve sorumluluklar getiriyor? Ankara’da durum nasıl?

Türkiye’de drag yapmanın en büyük zorluğu sanırım maddi getirisinin, en azından benim için, çok az olması. Bu noktada drag kimliğini geliştirmek için istediğin ya da ihtiyacın olan itemlere ulaşmak oldukça güç bir hâl alıyor. İstanbul yereli hakkında çok bilgim olmasa da Ankara’da işler oldukça zor. Zaten kısıtlı olan alanların tekelleşmesi ve iki yıldır drag olarak kendimi pek çok alanda göstermeme rağmen, Ankara’da yaşayan hemen her drag’in sahne aldığı ya da İstanbul’dan queenlerin booklandığı hiçbir etkinlikte bana alan açılmadı. Bu tekelleşmenin nedenini tam olarak anlamlandıramıyor olsam da, yeni kapılar aralamak için çabalarken zaman zaman motivasyonumu kaybediyor gibi olsam da bir şekilde var olmaya devam ediyorum. Bir gün bu tekelleşme hâlinin son bulması ve alanlarımızda hep birlikte var olup Türkiye’de drag sektörünü güçlendirdiğimiz günlerde buluşmak dileğiyle…[1] 

Medyanın drag sanatının görünürlüğünü artırdığını düşünüyor musun?

Kesinlikle evet. Fakat özellikle 2025’te pek çok kez karşılaştığımız yasa tasarısı sebebiyle medyada görünür olmak başlı başına bir risk anlamına geliyor. Bu yüzden medyanın çok yardımı olsa da görünürlük ve sahneleri daha geniş kitlelere açma konusunda ciddi güvenlik kaygıları yaşıyoruz. Bu noktada bir çıkmaza giriliyor.

“Kürliçe” ayrı bir kimlik mi, yoksa senin bir uzantın mı?

Ayrı bir kimlik olarak almak için zaman zaman çabalasam da sanırım Kürliçe’nin Rohat’ın bir uzantısı olduğunu kabul ettim. Trans bir kadın olarak drag queen olmak, benim için aynı zamanda bir cinsiyet ifadesi. Rohat dans etmeyi çok seviyor ve dans etmeye çıktığı akşamlarda, iddialı bir cümle kuracak olursam, pek çok gözü üzerine çekmeyi başarıyor. Kürliçe ise tam olarak bunun için orada oluyor. Performans sırasında herkesin beni izlemesi Kürliçe’nin amacını karşılıyor; ama Rohat için bu, paha biçilemez duygular demek. Elbette Kürliçe ve Rohat’ın farklılaştığı noktalar da var. Kürliçe daha bossy bir enerjiye sahipken, Rohat daha silly bir enerjiyle karşınıza çıkıyor. Tiyatro geçmişim var ve bundan yararlanıyorum; fakat Kürliçe’nin karakterine, insanlara tavrına ya da mimiklerine çalışarak kattığım özel bir şey yok. Rohat’tan farklı bir karakteri canlandırıyor olsam da Kürliçe olduğum anlarda hissettiğim şey yine tarif edilmesi zor duygular. Genelde bunu söze dökmek yerine yaşamayı tercih ediyorum.

Kürliçe ismi nereden geliyor?

Artık görüşmediğim, Ankara’ya ilk taşındığım dönemlerde hayatımda olan ve drag’e başlamadığım hâlde bir gün drag queen olmak istediğimi bilen; bana yol gösteren, samimiyetle tanıyıp çok şey paylaştığım bacım bir gece “Senin adın Kürliçe olsun, sen çok kürcü bir lubunyasın” demişti. İsmi çok beğendim ve direkt üzerime giydim. Kür, Lubunca’da “yalan” demek. Arkadaşım bana yalancı demek istemiyordu; bu daha çok lubunyaların kendi arasında kelimeyi kullanma biçimiyle ilgiliydi. Daha hınzır, gözü açık bir anlamı vardı benim için. Kürliçe’yi “Yalanların Kraliçesi” olarak çeviriyorum. Bana sorarsanız, çok daha önceleri drag yaparsam Ophelia Simpson ismiyle çıkış yapmayı hayal ederdim; Shakespeare’i seviyordum. Ama günün sonunda, bacımla yaptığımız bir gece sohbetinde Kürliçe oluvermiştim.

Performans esnasında unutamadığın bir anın var mı?

Bir keresinde ses sistemine çok yakın bir alanda dans ediyordum ve öncesinde prova alma fırsatım olmamıştı. Performans sırasında yanlışlıkla DJ setinde müziği çalan kablolardan birini çıkardım ve müzik bir anda kesildi. Bunun benim hatam olduğunu DJ arkadaşım ve ben dışında kimse fark etmedi; izleyiciler teknik bir sorun olduğunu sandı. O an ne yapacağımı bilemez hâle gelmişken, kalabalık bir anda “Kürliçe” diye alkışlamaya başladı ve bu motivasyonumu inanılmaz yükseltti. Saniyeler içinde şarkıyı yeniden açtık ve performansa devam ettim. Bu aksaklığa rağmen gördüğüm ilgi ve destek benim için eşsiz bir deneyimdi. Seviyorum lubunyaları.

Son olarak, izleyicilerine ya da bu alana girmek isteyen lubunyalara ne söylemek istersin?

İzleyicilerime, imkânları varsa queenleri tiplemelerini önerebilirim. İmkânı olmayanların ise varlığı, ismini haykırması ya da sadece izliyor olması bile fazlasıyla yeterli. Ayrıca sahne dışında bir drag queenle dans etmek isterken temas etmemeye özen göstermek önemli olabilir, bunlar zaten sıkça hatırlattığımız şeyler. Bu alana girmek isteyen lubunyalara ise olabildiğince her alanı zorlamalarını ve pes etmemelerini öneririm. Alan bulamamak ya da var olan alanlarda size yer açılmaması, yetersiz ya da kötü bir queen olduğunuz anlamına gelmiyor. Üretmeye devam et, alanları zorla, zincirleri kır. İllaki sana inanan biri olacaktır, belki de aynada karşında duruyordur.[2] 

Sevgilerle. Kürliçe…

Kaos GL dergisine abone olun

Bu söyleşi ilk olarak Kaos GL Dergisinin Yeni Bir Yer dosya konulu 207. sayısında yayınlanmıştır.

Abone olmak veya tek sayı satın almak için tıklayın.


Etiketler: insan hakları, medya, kültür sanat, yaşam, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
İstihdam