08/04/2026 | Yazar: Kaos GL
Genç LGBTİ+ Derneği'nin önceki dönem yönetim ve denetim kurulu üyelerine açılan davanın ilk duruşması bugün görüldü. Dava, 14 Ekim’e ertelendi.
Genç LGBTİ+ Derneği’nin önceki dönem yönetim ve denetim kurullarında yer alan 11 hak savunucusunun derneğin sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlar üzerinden “müstehcenlik” iddiasıyla yargılandığı davanın ilk duruşması bugün İzmir 47. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Dava, 14 Ekim’e ertelendi.
Duruşmayı; DEM Parti ve TİP temsilcileri, 17 Mayıs Derneği, 20 Kasım Nefret Suçlarıyla Mücadele Derneği, Adalet İçin Hukukçular, Af Örgütü, Barış İçin LGBTİ+, Çağdaş Avukatlar Grubu, ÇHD, Demos, GoFor, Halkların Köprüsü, İHD, İzmir Avukat Hareketi, Kaos GL, Mülteci-Der, ÖHD, TİHV, ÜniKuir, Yaşamak ve Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu temsilcileri de takip etti.
Ayrıca duruşma salonunda İzmir Barosu Başkan Yardımcısı, LGBTİ+ Hakları Komisyonu’ndan sorumlu yönetim kurulu üyeleri, İnsan Hakları Merkezi üyeleri ve ilgili yönetim kurulu üyeleri de hazır bulundu.
Kerem Dikmen: “Yargılanmamız anayasaya ve hukuka aykırı”
İlk savunmayı Av. Kerem Dikmen yaptı. Dikmen, “İnsan hakları savunucusuyuz. Türkiye’de insan haklarını ve LGBTİ+ haklarını savunan insanlar olarak Anayasa’ya ve uluslararası sözleşmelere uygun hareket ediyoruz” diyerek şunları söyledi:
“Ben bu dernekte denetim kurulu üyeliği yaptım. Aslında denetim kurulu üyesi olarak yargılanmamam gerekir. Ancak Genç LGBTİ+’nın yaptığı bütün basın açıklamalarını, eylemlerini, faaliyetlerini ve sosyal medya paylaşımlarını sahipleniyorum. Eğer bu yüzden cezalandırılacaksak da biz bunları yapmaya devam edeceğiz. Hareket olmadan suç oluşmaz. Delil olarak gösterilen eylem ve içerikler hakkında sanıklara açık biçimde bilgi verilmesi gerekir. İddianame başlığı taşısa da CMK anlamında isnat edilen fiili gerekli açıklıkla ortaya koymuyor. Bu durum, bir sanık olarak neyle suçlandığımızı öğrenmenin önünde engel oluşturuyor. Dosyada beş ayrı sosyal medya paylaşımı yer alıyor. Bunların kanuna aykırı olduğu iddiası üzerinden bir eylem tarif edildiği anlaşılıyor. Oysa bu paylaşımlar ifade özgürlüğümüzün ve örgütlenme özgürlüğümüzün bir parçasıdır. Bizim ya da derneğin Anayasa’ya aykırı herhangi bir faaliyeti yok. Dernek, pandemi döneminde fiziksel sergi yapamadığı için sanatsal üretimlerini internet üzerinden paylaştı. Bu paylaşımlar da örgütlenme özgürlüğümüzün bir parçasıdır. İnsan hakları savunucuları olarak burada yargılanıyor olmamızın kendisi Anayasa’ya ve hukuka aykırıdır. Biz LGBTİ+’lar bu toplumda yaşıyoruz. Ne başkalarından daha az hakkımız var ne de daha fazla. Örgütlenmek, kendimizi ifade etmek ve LGBTİ+ hak savunuculuğu yapmak bir haktır. İki erkeğin el ele tutuşması, iki kadının öpüşmesi suç olarak kabul edilemez. Henüz bunu yasaklayan bir düzenleme yok.”
“Bu paylaşımlar suç değildir”
Duruşma, Emirhan Şaşmaz’ın savunmasıyla devam etti. Şaşmaz, savunmasında “Ekim 2021 ile 2023 arasındaki dönemde, insan hakları ve LGBTİ+ haklarının gündemleştirilmesi için çalışıyor; ayrımcılığa uğrayan gençlerin haklarını savunuyorduk. Paylaşılan görsellerin suç teşkil ettiğini düşünmüyorum. Bunlar ifade özgürlüğü kapsamındaki paylaşımlardır. Bu içerikler benim dönemimde paylaşılmış olsun ya da olmasın, suç değildir” dedi.
“Burada yargılanan varoluşumuz”
Şaşmaz’ın ardından Barış Azar savunmasını yaptı. Azar, “Yaklaşık 13 yıldır insan hakları alanında, özellikle LGBTİ+ ve gençlik hakları alanında çalışan biriyim. 2016 yılında derneğin kurucuları arasında yer aldım; o yıldan bu yana gerek yönetim kurulu üyesi gerek profesyonel çalışan olarak dernekte bulunduğum dönemler oldu. Bugün burada, herhangi bir suç işlemeden mücadelesine devam eden LGBTİ+ hareketinin bir parçası olmanın gururuyla bulunuyorum. Bunun LGBTİ+ hareketine yönelik sembolik bir yargılama olduğunu düşünüyorum. Burada yargılananın eylemlerden ziyade varoluşumuz olduğunu söylemek isterim” diye konuştu.
Mahkeme, dernekte kararların nasıl alındığını ve dosyaya konu edilen sosyal medya paylaşımlarının nasıl hazırlandığını sordu. Barış Azar, kararların üyeler ve gönüllülerin ortak iradesiyle alındığını anlattı. Derneğin üç kez denetlendiği, ancak denetim raporlarının kendilerine sunulmadığı da ifade edildi.
“Bütün bunlar, LGBTİ+ derneklerine yönelik idari ve bürokratik taciz boyutuna varan denetimlerle başladı”
Ardından Av. İrem Revşen Yıldız konuştu. Yıldız, “Bu sürecin buraya nasıl geldiğinden de bahsetmek gerekir” diyerek şu ifadeleri kullandı:
“Bütün bunlar, LGBTİ+ derneklerine yönelik idari ve bürokratik taciz boyutuna varan denetimlerle başladı. Bahsi geçen denetim, İçişleri Bakanlığı tarafından LGBTİ+ derneklerine aynı anda başlatılan bir denetimdi. Denetim sürecinde dernekten talep edilen bilgi ve belgelerin kapsamı ve yoğunluğu da bu tablonun bir parçasıydı. 2022-2024 yılları arasını kapsaması gereken denetimde, 2022 yılı öncesindeki faaliyetlere bakılarak yetki alanı aşıldı ve kriminalize edici biçimde suç isnadında bulunuldu. Özellikle denetim raporunun sekizinci maddesinde, bir hukukçu gibi davranılarak derneğin tüm faaliyetlerinin incelendiğini ve neyin kriminalize edilebileceğinin arandığını görüyoruz. Oysa bu, derneğin ilk denetimi değil. Müstehcenlik iddiasına konu edilen paylaşımlar 2022 öncesine ait ve bu döneme ilişkin faaliyetler zaten daha önce denetlenmiş durumda. LGBTİ+ gençlerin varoluşlarını gerçekleştirmelerini ve kültürel etkinliklere katılımlarını sağlamak da dernek tüzüğümüzde açıkça yer alıyor. Dernek tüzüğünde yapılan son değişiklik 19 Aralık 2023 tarihinde İzmir Valiliği tarafından onaylandı. Aradan yalnızca 9-10 ay geçmişken derneğin Anayasa’ya aykırı hale geldiğinden söz etmek mantıksızdır.”
“Dosyadaki görseller heteroseksüellere ilişkin olsaydı suç sayılmayacaktı”
Yıldız’ın ardından Av. Mehmet Baran Selanik söz aldı. Selanik, şunları söyledi:
“Bu dosyada, hukuki bir değerlendirmeden çok, genele uymayanı cezalandırma anlayışı görüyoruz. Mahkemeden daha fazla araştırma yapması ve delil toplaması bekleniyor gibi; bu da yargılamanın tarafsızlığı açısından sorunlu. Dernek, toplumsal olarak dışlanan LGBTİ+’ların onurlu bir yaşam hakkını savunan insanların bir araya gelmesiyle oluşuyor. Dosyadaki görseller heteroseksüellere ilişkin olsaydı suç sayılmayacaktı. Burada asıl mesele, iki kadın ve iki erkeğe ilişkin imgelerin ‘genel ahlak’ adı altında hedef alınmasıdır. İddianamede beş fotoğraf üzerinden derneğin amacının dışına çıktığı varsayılıyor. Bunun inanılabilir bir tarafı yok.”
“Buradan çıkan karar yalnızca 11 kişiyi etkilemeyecek”
Selanik’in ardından Av. Sena Yazıbağlı söz aldı. Yazıbağlı, duruşmada LGBTİ+ bayrağı açtı ve şu ifadeleri kullandı:
“Bu ülkede bunun örneklerini daha önce de gördük. 2019 yılında Siyah Pembe Üçgen hakkında bir kapatma davası açılmıştı; neyse ki dernek ifade özgürlüğü gerekçesiyle kapatılmadı. Her yıl Onur Yürüyüşleri valilik kararlarıyla yasaklanıyor. Her yıl bu yasak kararları iptal ediliyor ama müdahaleler çoktan gerçekleşmiş oluyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, Onur Yürüyüşü ile Ramazan aynı güne denk geliyor diye açıklama yaptı. Barolar, ‘Nefrete inat yaşasın hayat’ dedikleri için hedef haline getirildi. Açıklamaları nedeniyle ‘terörist barolar’ denilerek gösterildiler. ‘Aile yılı’ ilan edildi, aktivistler hedef gösterildi. Bugün buradan çıkacak karar yalnızca 11 kişiyi etkilemeyecek. Burada, doğayı, kadını, hayvanı katleden sisteme karşı mücadele eden insanların da nasıl bir hukuk düzeniyle karşı karşıya kalacağına dair bir şey söyleyecek. Bu bayrak, LGBTİ+ toplamını gösteren bir sembol. Dernek ağzına kadar bayrak dolu. Birazdan dışarıda basın açıklaması yapacağız ve muhtemelen bu bayrak nedeniyle yine müdahale riskiyle karşı karşıya kalacağız.”
“Müstehcenlik iddiası yerinde değildir”
Yazıbağlı’dan sonra Av. Mahmut Şeren konuştu. Şeren, “Dosyadaki içerikler bakımından müstehcenlik iddiası yerinde değildir. Cinsellik hakkında konuşmak, bedene yer veren sanatsal anlatım kurmak ya da LGBTİ+ görünürlüğünü artıran içerikler üretmek tek başına müstehcenlik sayılamaz. Müstehcenlik değerlendirmesinde içeriğin cinsel dürtüleri tahrik etmeye yönelip yönelmediğine, insanı özne olmaktan çıkarıp nesneleştirip nesneleştirmediğine ve eserin bağlamına, amacına, bütünlüğüne ve ifade değerine bakılması gerekir. Bu dosyada ise çocuk istismarı, sömürü, şiddet ya da rızaya aykırı bir içerik iddiası dahi bulunmamaktadır” dedi.
“LGBTİ+’lar ve LGBTİ+ örgütleri nefretin hedefi haline getirildi”
Şeren’in ardından İzmir Barosu Yönetim Kurulu Üyesi ve LGBTİ+ hakları alanından sorumlu Av. Dinçer Dikmen söz aldı:
“Uzun bir süredir LGBTİ+’lara yönelik ayrımcı bir politika yürütülüyor. LGBTİ+’lar ve LGBTİ+ örgütleri nefretin hedefi hâline getirildi. Ben yönetim kurulu üyeliği yaptığım süre boyunca birçok hak ihlali tespit ettik; ancak özellikle son yıllarda bu kadar organize, bu kadar doğrudan hak ihlalleriyle daha önce karşılaşmamıştık. Örgütlenme özgürlüğü LGBTİ+’lar için son derece önemli, hatta hayati bir hak. Çünkü LGBTİ+’ların dayanışmak dışında çoğu zaman ellerinde başka bir imkân kalmıyor. Bir yandan idarenin kuşatması, bir yandan toplumdaki nefret söylemi ve ayrımcılık içinde yaşamaya zorlanıyorlar. Biz de Avukatlık Kanunu’nun bize yüklediği görevler doğrultusunda, baro olarak inandığımız değerler çerçevesinde bu desteği veriyoruz. Örgütlenme özgürlüğü aynı zamanda ifade özgürlüğüyle de doğrudan bağlantılı. Bu dernek yalnızca ifade ve örgütlenme özgürlüğü bakımından değil; az önce de belirtildiği gibi eğitim, barınma ve benzeri alanlarda da insanlara destek olmaya çalışan bir yapı.”
“Bu dava kötücül bir dava”
Dikmen’den sonra Av. Emir Okul konuştu:
“Burada yalnızca bir derneğin kapatılması ya da yöneticilerinin yargılanması meselesi yok. Aslında söz konusu olan, insan haklarına yönelen bir saldırıya karşı savunuculuk yapma meselesidir. Biz bugün burada özgürlüklerimizi savunmak için bulunuyoruz. Ben bu sürecin tesadüfi olmayışına ilişkin bir şey söylemek istiyorum. Bugün burada çok tesadüfi bir biçimde bu tarafta oturuyorum; orada da oturuyor olabilirdim. Şans eseri hakkında dava açılan kişiler arasında değil, avukat olarak buradayım.”
Okul’dan sonra önceki İzmir Baro Başkanı Av. Özkan Yücel söz aldı:
“Bu dava kötücül bir dava. Kendi değer yargıları üzerinden bir şeyi ahlaksız olarak görmenin yargı eliyle sürdürülmesidir. İçişleri Bakanlığı’nın denetim raporuna baktığımızda da bunu görüyoruz. İki kişi bakanlığa bir rapor sunmuş; üstelik denetimin kapsadığı dönemden iki yıl öncesine giderek, kendilerine sorulmamış bir konuda yorum yapmışlar ve niyetlerini en baştan ortaya koymuşlar. Sanki bir şey bulmak zorundalarmış gibi davranıp, sonunda savcılığa bildirecekleri beş paylaşım bulmuşlar.”
Sonraki duruşma 14 Ekim’de!
Savunmaların ardından mahkeme, dosyadaki eksiklerin tamamlanması amacıyla çeşitli kurumlardan bilgi ve belge istenmesine karar verdi. Bir sonraki duruşma 14 Ekim 2026’da görülecek.
Etiketler: insan hakları, nefret suçları, dava, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
