26/02/2026 | Yazar: Kaos GL

Yrd. Doç. Evren Savcı, LGBTİ+ düşmanı düzenlemelerin yeniden gündeme getirilmesine ve dünyadaki LGBTİ+ karşıtı yasalara ilişkin Medyascope’tan Ruşen Çakır’a konuştu.

Evren Savcı, Medyascope’a konuştu: “Hedef aslında geleneksel ataerkil aile düzenini korumak” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Fotoğraf: Medyascope

Yrd. Doç. Evren Savcı, daha önce yargı paketlerinden çıkarılan LGBTİ+ düşmanı düzenlemelerin yeniden gündeme getirilmesi üzerine Medyascope’tan Ruşen Çakır’a konuştu. Savcı, dünyadaki LGBTİ+ karşıtı yasaları, propaganda düzenlemelerini ve kamusal alan tartışmasını da analiz ederek “Dünyada böyle tek yönde bir gelişme var diyemeyiz, değişik yönlerde bu konuda gelişmeler oldu” dedi.

Geçmişte cinsellik ve cinsel aktiviteler yasaklanırken bugün yasakların kamusal varoluş ve görünürlük üzerinden ilerlediğini belirten Savcı, şu ifadeleri kullandı:

“Bu gelişmeler biraz lokasyona bağlı. Mesela Doğu Avrupa'da ve Rusya'da son 10 senede diyebileceğimiz LGBTİ+ karşıtı birtakım gelişmeler var. Fakat bunlar genellikle kamusal görünürlük, yürüyüş yapma, toplanma gibi kamusal varoluşa dair yasaklar. Yani geçmişte cinsellik ve cinsel aktiviteler yasaklanmışken, bugün yasaklar daha çok kamusal varoluş ve görünürlük üzerinden ilerliyor.”

Savcı, “Bugün demokrasi ve otoriterlik arasında ip cambazı gibi yürümeye çalışan bir sürü yönetim var” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Seçimler yapılıyor ama ne kadar adil bilmiyoruz. Yasaklar sadece kamusal alana dairmiş gibi gösteriliyor fakat sosyal medya gibi alanlar bu çizgiyi bulanıklaştırıyor. Mesela Rusya'da "anti-propaganda" yasası var. Propaganda sadece kamusal alanda yapılan bir şey. Mesela ben evimde 10-15 kişi toplayıp bu meseleyi konuşsam bu propagandaya girebilir. Yani kamusal alana dairmiş gibi gözükse de bu yasakların öyle bir limiti olduğunu düşünmüyorum, yani bir sınırı olduğunu düşünmüyorum. Sınır teknik olarak öyle çiziliyor.”

“Bugün translık üzerinden verilen savaş, aslında çok feminist bir savaş”

LGBTİ+ varoluşunun Batı fonlamalarıyla üretilmiş ve dünyaya salınmış bir akım olarak gösterildiğini vurgulayan Savcı, şunları kaydetti:

“Bizde "genel ahlak ve toplum düzeni" gibi bir kavramı kullanılıyor. Rusya'da ise "milli ve yerel değerler" çerçevesi çiziliyor. Bu, meseleyi "Doğu-Batı" eksenine oturtma argümanı. Sanki LGBTİ+ batıdan gelen bir emperyalizmmiş, bir takım Batı fonlamalarıyla sanki üretilmiş, geliştirilmiş, dünyaya salınmış bir akım ya da bir politik ve sosyal hareketmiş gibi bir çerçeve çiziliyor.”

Savcı, Türkiye’de kimlikten ve cinsel yönelimden bağımsız olarak birtakım sembollere müdahale edildiğini hatırlattı, gökkuşağı bayraklarının sanki birer silahmış gibi ele geçirildiğini söyledi:

“Türkiye özelinde 2015'ten beri Onur Haftası yürüyüşleri yaptırılmıyor, bir kamusal alana çıkamama durumu var LGBTİ+’ların. 2021'de Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ+ Kulübü'ne baskın yapıldı ve gökkuşağı bayrakları sanki birer "silahmış" gibi ele geçirildi. Aslında kimlikten ve cinsel yönelimden bağımsız olarak tamamen birtakım sembollere müdahale edildiğini görüyoruz çok açık bir şekilde. Bugün kimse elinde gökkuşağı bayrağıyla polis müdahalesine uğramadan sokakta yürüyemez. Bunlara da kitlesel olarak göz yumuldu ve izin verildi, çok güçlü bir direniş de var. Ünlü isimler bu muameleye maruz kaldığında daha çok dikkat çekiyor yoksa gözaltına alınan çok insan oldu yani özellikle aktivistlerden kaç yıldır.”  

“Bugün translık üzerinden verilen savaş, aslında bence çok feminist bir savaş” diyen Savcı, şu ifadeleri kullandı:

“Çünkü argümanlar kadınlık ve erkekliğin ne olduğuna dayanıyor. "Kadın kadındır, erkek erkektir" gibi çok özcü bir yerden bakılıyor. Hedef aslında geleneksel ataerkil aile düzenini korumak: "Kadınlar kadın gibi olsun, erkekler erkek gibi olsun, herkes haddini bilsin.” Bu sadece translara değil, "ikili cinsiyet düzenine" sığmayan herkese yönelik bir baskı. Muhafazakar politikacılar bu gidişatı görüyor. Geçmeyen ve yeniden ısıtılan yasa tasarısında öyle şeyler öneriliyor ki bir sürü LGBTİ+ örgüt bununla ilgili ses duymaya çalıştı. Eğer "biyolojik cinsiyete uyumlu davranmak" zorunlu hale gelirse, bu herkesin özgürlüğünü kısıtlar; erkeklerin küpe takmasından kadınların saç kesimine kadar her şeye müdahale edilebilir. Biyolojik cinsiyete uygun davranmak ne demek? Bu herkesin özgürlüğünü kısıtlayan bir şey. Trans hakları üzerinden verilen savaşın bütün feministlerin, bütün kadınların ve bütün erkeklerin endişe verici bulması gereken bir gelişme olduğunu düşünüyorum.”

Savcı, gündeme gelen yasal düzenlemelerin yapılıp yapılamayacağına dair şunları söyledi:

“Bence yapılabilir çünkü Türkiye’de kimlerin iddianameye elle tutulur bir şey konmadan yıllardır hapiste olduğunu görüyoruz. Yani neden olmasın? Her şey oluyor ülkemizde açıkçası. 2015’ten beri, zaten LGBT+ bireyler ve örgütlenmeler üzerine çok büyük bir baskı var. Çok yalnızlaştığımız, örgütlenmenin çok zorlaştığı, bir sürü şeyin gizli kapaklı yapılmak zorunda kaldığı, işte onur haftalarının örgütlenemediği bir dönem.”

Yayının tamamına ulaşmak için tıklayın.


Etiketler: insan hakları, kadın, medya, kültür sanat, yaşam, nefret suçları, aile, siyaset, anayasa, trans, lgbti, yargı paketi
GDTM