02/02/2026 | Yazar: Kaos GL
DEM Parti’nin Meclis’e sunduğu kanun teklifinde, Türk Ceza Kanunu’na "cinsel yönelim" ve "cinsiyet kimliği" ifadelerinin açık biçimde eklenmesi istendi.
DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, nefret saikiyle işlenen suçların nitelikli halinin tanımlanması ve nefret suçlarının yeniden düzenlenmesi amacıyla Türk Ceza Kanunu’nda değişiklik öngören kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu.
Kanun teklifiyle, Türk Ceza Kanunu’nda cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin açıkça tanımlanması ve koruma kapsamına alınması önerildi.
Nefret suçları toplumsal barışı tehdit ediyor
Kanun teklifinin gerekçesinde, nefret suçlarının, mağdurun bireysel özelliklerinden bağımsız olarak, gerçek ya da algılanan ırkı, etnik kökeni, dili, dini, cinsiyeti, cinsel yönelimi, cinsiyet kimliği, engellilik durumu, yaşı ya da benzeri ortak bir özelliğe sahip olduğu varsayılan bir gruba aidiyeti nedeniyle işlendiği vurgulandı. Bu tür suçlarda hedefin bireyin mensubu olduğu toplumsal grup olduğu belirtilirken, failin suç işleme motivasyonunun ise önyargı ve nefret olduğu ifade edildi.
Gerekçede, nefret suçlarının bireysel zararlarla sınırlı kalmadığı; toplumsal barışı, eşit yurttaşlık ilkesini ve demokratik düzeni doğrudan tehdit ettiği kaydedildi.
TCK, nefret suçunun temel unsurlarını karşılamaktan uzak
Öte yandan, Türkiye’de nefret suçları ve nefret söylemine ilişkin kapsamlı, açık ve etkili bir ceza hukuku düzenlemesinin bulunmadığına dikkat çekildi. Türk Ceza Kanunu’nun 122. maddesinin “Nefret ve Ayrımcılık” başlığını taşımasına rağmen nefret suçunun temel unsurlarını karşılamaktan uzak olduğu belirtilerek, maddede nefret saikiyle işlenen temel suçların düzenlenmediği, sınırlı sayıda ayrımcı fiilin suç olarak tanımlandığı ifade edildi.
Ayrıca, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve etnik köken gibi uluslararası hukukta açıkça koruma altında bulunan ayrımcılık temellerinin madde metninde yer almamasının, mevcut düzenlemeyi işlevsiz hale getirdiği vurgulandı.
Birçok grup sistematik biçimde hedef alınıyor
Kanun teklifinin gerekçesinde, Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu’nun (ECRI) üye devletlere, nefret saikiyle işlenen suçların ceza mevzuatında açık biçimde tanımlanmasını ve bu saikin cezayı ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmesini önerdiği hatırlatıldı. ECRI’nin Türkiye’ye ilişkin Altıncı İzleme Raporu’nda, nefret söylemi ve nefret suçlarının özellikle medya ve siyasal söylem alanında artış gösterdiği; Kürtler, Aleviler, Romanlar, LGBTİ+’lar, göçmenler ve mülteciler başta olmak üzere birçok grubun sistematik biçimde hedef alındığına dikkat çekildi.
Gerekçede ayrıca, Hrant Dink cinayeti, Madımak Katliamı ile Kürtlere, Alevilere, gayrimüslimlere, Romanlara, göçmenlere, LGBTİ+’lara ve kadınlara yönelik çok sayıda fiziksel ve sözlü saldırının, nefret suçlarının münferit değil yapısal bir sorun olduğunu ortaya koyduğu belirtildi.
Hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı nefret suçlarıyla mücadelede zorunlu
Son olarak, Bursaspor maçında Kürt siyasetçi Leyla Zana’ya yönelik cinsiyetçi, ırkçı ve nefret içerikli tezahüratlar karşısında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesinin, mevcut yasal çerçevenin yetersizliğini bir kez daha gösterdiği ifade edildi. Gerekçede, nefret suçlarıyla etkin biçimde mücadele edilebilmesi için insan haklarına dayalı demokratik bir hukuk devletinin ve yargı bağımsızlığının da zorunlu olduğu vurgulandı.
Etiketler: insan hakları, kadın, nefret suçları, siyaset, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks, barış
