21/05/2026 | Yazar: Kaos GL

Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, “Barışa için ısrar ediyoruz” çağrısıyla bugün birçok şehirde basın açıklaması yaptı.

Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi: “Süreç boyunca gerekli demokratik adımlar atılmadı; kadınlar ve LGBTİ+'lar baskılara maruz bırakıldı” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, “Barışa için ısrar ediyoruz” çağrısıyla bugün (21 Mayıs) birçok şehirde basın açıklaması yaptı; açıklamada TMK’nin kaldırılması, siyasi tutsakların serbest bırakılması, anadilde eğitim ve müzakerelerin eşit koşullarda yürütülmesi talep edildi.

İstanbul Beyoğlu’nda yapılan basın açıklamasına, çok sayıda kadın katıldı; metnin Türkçesini Nimet Tanrıkulu, Kürtçesini ise Newroz Ünverdi okudu.

Barışın toplumsallaşmasının acil bir ihtiyaç olduğu belirtilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:

“TBMM’nin ve ilgili tüm kurumların yerine getirmesi gereken taleplerimizi genişleterek Meclis komisyonunun dikkatine sunduğumuz raporumuzun başlıklarını bir kez daha hatırlatmak istiyor ve neden barışta ısrar ettiğimizi somut güncel örneklerle yeniden ifade etmek istiyoruz.” 

Açıklamada, Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nin Meclis Komisyonu’na 5 acil talep ilettiği vurgulandı; komisyon raporunda kadınların taleplerine yer verilmediği söylendi:

“Ancak Komisyon raporunda kadınların taleplerine yer verilmedi. Raporun dili ve bağlamı kadınların barış beklentisini karşılamaktan bir hayli uzaktı. Yine de bizzat TBMM’nin barış sürecinin siyasi sorumluluğunu üstlenmesinin önemini görerek, raporun sonuçlarının barışın inşasının yolunu çizmek açısından taşıdığı önemin de altını çiziyoruz. Ancak raporun açıklamasının (18 Şubat 2026) ardından üç aydan fazla zaman geçmesine rağmen ne raporun öngördüğü yasal değişiklikler/düzenlemeler ne de hali hazırda var olan yasaların ve hukuki çerçevenin etkin biçimde uygulanması yönünde herhangi bir adım atıldı.”

“Siyaset suç olmaktan çıksın”

Taleplerden ilkinin siyasetin suç olmaktan çıkarılması olduğu ifade edilen açıklamada, süreç boyunca gerekli demokratik adımların atılmadığı ve cezaların artarak sürdüğü kaydedildi; işçiler, kadınlar ve LGBTİ+’ların baskı ve gözaltılara maruz bırakıldığı vurgulandı:

“Siyasetin suç olmaktan çıkarılması, Terörle Mücadele Kanunu başta olmak üzere ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemelerin kaldırılması ve hasta mahpuslar başta olmak üzere tüm siyasi tutsakların serbest bırakılması gerektiğini ifade etmiştik. Ancak süreç boyunca gerekli demokratik adımlar atılmadığı gibi, gözaltılar, tutuklamalar ve cezalar artarak sürdü. ‘Örgüt üyeliği’, ‘örgüt propagandası’, ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’, ‘yanıltıcı bilgiyi yayma’ gibi suçlamalarla halkın, basının ve muhalif kesimlerin susturulması hedeflendi. Şırnak’ta barış talebini dile getiren sendika emekçileri soruşturmalarla ve görevden uzaklaştırmalarla karşı karşıya kaldı. Hak mücadelesi veren işçiler, kadınlar, ekoloji mücadelesi verip toprağını, zeytinini, havasını, suyunu savunan kadınlar ve LGBTİ+’lar baskı ve gözaltılara maruz bırakıldı. Kadın hareketine yönelik davalarda ağır cezalar verilirken, jineoloji çalışmaları ve kadın örgütlenmeleri dahi suçlama konusu yapıldı, feminist gece yürüyüşlerinin engellenmesine devam edildi. Gazeteciler, avukatlar ve insan hakları savunucuları yargı baskısıyla karşı karşıya bırakıldı. Demokratik hakların kullanıldığı protestolarda yoğun gözaltılar, kötü muamele ve soruşturmalar yaşandı. Newroz ve barış talebinin dile getirildiği etkinlikler dahi baskıyla engellenmeye çalışıldı.

“Cumhurbaşkanı Kararnamesi iptal edilsin”

Tüm kayyımların geri çekilmesi ve Cumhurbaşkanı Kararnamesi’nin iptal edilmesi talep edilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi: 

“TBMM için hazırladığımız raporda çok detaylı haliyle paylaştığımız kayyım atamalarının bugün itibariyle hala devam ediyor olması süreç içerisinde atılmayan somut adımlardan bir tanesidir. DEM Parti’li Hakkari, Mardin, Batman, Halfeti, Siirt, Dersim, Bahçesaray, Akdeniz, Van, Kağızman Belediyeleri hala kayyımlarla yönetiliyor. Seçilmiş belediye eşbaşkanları görevlerine dönemedikleri gibi hukuksuzca açılan davalarla mücadele etmek zorunda kaldılar. 2016 yılında yaşanan kayyım dönemlerinde olduğu gibi bu süreçte de kayyımla yönetilen belediyelerin ilk icraatları kadın kazanımlarını yok saymak oldu. Kayyım atamalarının olduğu belediyelerde kadınlar için hizmet veren danışma merkezleri, yaşam evleri ya kapatıldı ya da işlevsiz hale getirildi. Bir örnek vermek gerekirse; Batman’da çok dilli kreş müftülüğe devredilerek Kur’an kursuna dönüştüldü, 34 kadın çalışan işten çıkarıldı. 8 Mart, 25 Kasım gibi günlerdeki idari izinler, HPV aşısı, doğum izni gibi mücadeleyle kazanılmış haklar kayyım tarafından iptal edildi.”

“Tüm kimlik ve aidiyetler için eşitlik ve kapsayıcılık temel alınsın”

 “Sürecin altyapısı oluşturulurken tüm kimlik ve aidiyetler için eşitlik ve kapsayıcılık temel alınsın. Bu kapsamda anadilde eğitim alma ve hizmetlere ulaşma önündeki engeller kaldırılsın” denilen açıklama, şöyle devam etti:

 “En temel insani haklar olan eğitim ve sağlık hakkı, özellikle Kürt illerinde ortaya çıkan somut eşitsizlik nedeniyle birçok hak kaybına neden oluyor. Örneğin birçok Kürt ilinde kadınlar, jinekolojik muayeneden doğuma kadar en tepmel sağlık hizmetlerine dahi ulaşamıyor. Dil bariyeri sadece sağlık değil, tüm kamusal alanlarda kadınların haklarına erişmesini engelliyor. Batman Belediyesi örneğinde çok dilli çalışmalar kayyım tarafından yok sayıldı ve engellendi. Çok dilli, kapsayıcı çalışmaların yok sayılması kabul edilemez. Aynı şekilde kadınları şiddetten koruma amacıyla uygulamaya konulan KADES iletişim başvuru sisteminde de Kürtçe seçeneğinin yer almayışı kadınların erkek şiddetinden korunmasında önemli bir engel olarak durmaya devam ediyor.”

“Kadınların, sürecin tüm tarafları ile görüşmesinin yolu açılsın”

 Kadınların, komisyon üyelerinin ve sivil toplumun sürecin tüm tarafları ile görüşmesi gerektiği vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:

 “Son aylarda önce Suriye’de cihatçı HTŞ rejiminin Rojava’ya saldırısı, ardından İran’a yönelik emperyalist işgal hedefli ABD- İsrail saldırıları başladığında Abdullah Öcalan ile görüşmelerin ve hatta barış söyleminin dahi askıya alınması, gerekli yasal ve siyasal düzenlemeler yapılmadığında barış sürecinin dar siyasi çıkarlara kolayca heba edilebileceği tehlikesini gösterdi. Bu nedenle barışın gerçek anlamda kurulabilmesi, çatışmanın taraflarının birbirini yok saymadığı; toplumun ise sürecin dışında tutulmadığı bir siyasal zemini zorunlu kılar. Bu açıdan müzakerelerin eşit koşullarda yürütülmesinin sağlanmasını talep ediyoruz. Abdullah Öcalan’ın yürütülen müzakerelerin eşit müzakereci olarak tanınmasını sağlayacak gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerekiyor.”

“Sürecin gerektirdiği tüm alt komisyonlar gündeme alınsın”

 Açıklamada, sürecin gerektirdiği tüm alt komisyonların gündeme alınması gerektiği belirtildi; Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu’nun kurularak savaş suçlarının incelenmesi talep edildi:

 “Yıllardır kadın mücadelesi, barış mücadelesi veren kadınlar olarak bu süreçte eşit temsil edilmiyoruz. Oysa savaştan doğrudan etkilenen kadınlar yakınlarını kaybetmiş, zorla göç ettirilmiş, gözaltında taciz ve tecavüze uğramışlarken bizzat bu mücadele içinde yer alan kadın hareketi bileşenlerinin, barışın toplumsallaşması ve inşası sürecinin aktif /etkin bileşeni olarak kabul edilmesi gerekiyor. Savaş süreçlerinin tüm sonuçlarıyla yüzleşilmesi, kadınlara karşı işlenen tüm suçların açığa çıkarılması, üniformalı şiddeti dahil kamu personelinin ve kolluk güçlerinin tüm cinsiyetçi uygulamalarının açığa çıkarılması ve cezalandırılması amacıyla yasal çerçevesi oluşturulmuş tam yetkili kadın hakikat komisyonlarının kurulması öncelikli talebimizdir.”

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi 


Etiketler: insan hakları, kadın, medya, yaşam, siyaset, anayasa, trans, lgbti, ifade özgürlüğü, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks, barış, örgütlenme özgürlüğü
İstihdam