13/05/2026 | Yazar: Kaos GL

Feminist araştırmacı Yasemin Dildar ve Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, “Aile ve Nüfus On Yılı Genelgesi”nin emek boyutuna ilişkin Kadın İşçi’den Rahime Karvar’a konuştu.

“Aile ve Nüfus On Yılı Genelgesi, nefret söylemini doğrudan bir devlet politikası haline getiriyor” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Resmi Gazete’de yayımlanan genelgeyle 2026-2035 yıllarını “Aile ve Nüfus On Yılı” ilan etmesinin ardından, feminist araştırmacı Yasemin Dildar ve Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, genelgenin emek boyutuna ilişkin Kadın İşçi’den Rahime Karvar’a konuştu.

Dildar, “Aile ve Nüfus On Yılı” olarak belirtilen programın uzun zamandır hazırlandığını söyledi, şu ifadeleri kullandı:

“Aslında bu ailenin ve nüfusun on yılı diye deklare ettikleri programı çok uzun zamandır hazırlıyorlardı. Bunun öncesi var. 2008’de en az üç çocuk söylemi başladı. 2015’te ailenin ve nüfusun yapısını koruma programı başladı. Çok küçük yardımlar öngörüldü. Hiçbir işe yaramayacaktı zaten. Yine 2015’te mecliste boşanmaları araştırma komisyonu kuruldu. Bunlar şunun göstergesi: “Aileye bir şey oluyor, bir şey yapmamız lazım.” Ve 2024-2028 ailenin korunması, güçlendirmesi, vizyon belgesi eylem planı. Sonra aile yılı. Ama aile ve nüfusun on yılı diye şu anda yaptıkları çıkış bunların hepsinin birikimi. Ne niceliksel ne niteliksel bir yok kopma yok. Sadece daha fütursuzca ve saldırgan bir şekilde. Bununla artık savaşacağız, diye, neyse o. Gölgelerle savaşıyorlar.”

“Genelgeye baktığımızda her şey çelişkili”

Genelgede yer alan politika başlıklarının çelişkili olduğunu vurgulayan Dildar, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu genelgeye baktığımızda her şey çelişkili. Neden? Diyorlar ki “aile çok büyük tehlikede, doğum oranlarını arttırmamız gerekiyor.” Her politika başlığı kendi ideolojik eğilimlerinden dolayı çelişkili sonuçlar üretmeye teşne. Doğum iznini arttıralım diyorlar. İyi gibi görünüyor. İlk planda insanlar bundan tabii ki faydalanacak ama bunun uzun bir dönem sonucu ne? İşverenler genç, evli, hamile olma potansiyeli taşıyan kadınların istihdamına isteksiz yaklaşacak. Orada bir ikinci ayrımcılık olacak. Eğer kadın bunu yaşarsa ikinci çocuğa nasıl ikna edeceksin?”

“LGBTİ+ çalışanlara yönelik tacizi ’devlet politikasına uyum’ kılıfı altında meşrulaştırıyor”

Tar, genelgedeki “cinsiyetsizleştirme akımıyla mücadele” maddesinin, iş hayatında LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılığı meşrulaştıracağını ifade etti; 10 yıllık planın nefret söylemini doğrudan bir nefret politikası haline getirdiğini belirterek şunları kaydetti:

“Devletin resmî ideolojisi ve uygulamaları; şirketler ve sermayeden bağımsız düşünülemez. Bu genelge ve iktidarın LGBTİ+ düşmanı politikaları, sermaye ve devlet iş birliğinin görünür olduğu alanlar arasında yer alıyor. LGBTİ+ düşmanlığı, iş bulabildikleri durumda LGBTİ+’ları ucuz işgücü haline getiriyor. Kamusal alandan silinmek demek, en temelde yaşamı idame ettirecek maddi koşullardan, yani çalışma hakkından mahrum bırakılmak demektir. Bu 10 yıllık plan, nefret söylemini münferit veya dönemsel bir politik söylem olmaktan çıkarıp; doğrudan bir devlet politikası, resmi bir insan kaynakları filtresi haline getiriyor. Sonucu çok net ve yıkıcı olacaktır: LGBTİ+’lar için derinleşen bir yoksulluk, sistematik güvencesizleştirme ve kayıt dışı çalışmaya mecbur bırakılma. Bu, en temel insan hakkı olan yaşama ve barınma hakkının, ekonomik şiddet yoluyla fiilen gasp edilmesidir. Bu madde, sermayeye ve homofobik/transfobik işverenlere devlet eliyle verilmiş açık bir “ayrımcılık yapabilirsiniz, arkanızdayız” güvencesidir. İktidar, işyerlerinde trans ve diğer LGBTİ+ çalışanlara yönelik her türlü tacizi, mobbingi ve haksız işten çıkarmayı “devlet politikasına uyum” kılıfı altında meşrulaştırıyor.”

“LGBTİ+’ları sosyal ve ekonomik bir ölüme terk etme girişimi”

Genelgenin dayattığı makbul aile tanımının, LGBTİ+’ların hayatta kalmak ve dayanışma ağları yaratmak için ördükleri “seçilmiş aileleri” yok hükmünde saydığını söyleyen Tar, sözlerini sürdürdü:

“’Aile Yılı’ uygulaması, aslında iktidarın toplumsal alanda kurmaya çalıştığı hegemonik “makbul aile” projesinin bir test sürüşüydü. Ancak bu bir yıllık süreç, iktidara şunu gösterdi: Toplumsal gerçeklik ve var olan direniş, bir yılda tepeden inme politikalarla, vitrin kampanyalarıyla dönüştürülemeyecek kadar köklü. İstedikleri ideolojik biati ve homojenleşmeyi sağlayamadılar. Kadınlar evlere dönmedi, LGBTİ+’lar görünmez olmayı reddetti. Bu yüzden strateji değiştirerek bu kuşatmayı on yıllık, devletin tüm kılcal damarlarına ve kurumlarına nüfuz edecek uzun erimli bir plana dönüştürme ihtiyacı duydular. Devletin sosyal güvenlik ve hukuk sistemi halihazırda heteronormatif, kan bağına ve evliliğe dayalı bir model üzerine inşa edilmiş durumda. Genelgenin dayattığı katı “makbul aile” tanımı, LGBTİ+’ların hayatta kalmak, birbirlerine bakım vermek ve ekonomik dayanışma kurmak için on yıllardır ördükleri “seçilmiş aileleri” yasa dışı ya da yok hükmünde sayıyor. Bir hastane odasında refakatçi olamamaktan, kriz anlarında kurumsal bir destek mekanizması bulamamaya, barınma krizinde ortak ev tutarken karşılaşılan ayrımcılığa kadar hayatın her alanında bu kırılganlığı yaşıyoruz. Resmi sosyal güvencenin kasıtlı olarak reddedildiği bir düzende, kendi kurduğumuz emek ve bakım ağlarının da bu tür genelgelerle marjinalize edilmesi, LGBTİ+’ları sosyal ve ekonomik bir ölüme terk etme girişimidir.”

Tamamına ulaşmak için tıklayın.


Etiketler: insan hakları, kadın, medya, nefret suçları, aile, siyaset, anayasa, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, ifade özgürlüğü, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
Kaos