14/10/2025 | Yazar: Seçin Tuncel
Queer Akademi Ağı’nın Kuramsal Sohbetler serisi, “Yine Yeni Yeniden 90’lar” kitabı üzerinden pop müziğin kuir ve feminist hafızasını tartıştı.
Kaos GL Queer Akademi Ağı’nın “Kuramsal Sohbetler” serisinin dokuzuncusu, 9 Ekim Perşembe akşamı çevrimiçi olarak gerçekleşti. Yıldız Tar’ın moderasyonunda yapılan buluşmanın konukları, Yine Yeni Yeniden 90’lar kitabının yazarlarından İlker Hepkaner ve Sezgin İnceel’di. Katılımcılar, 90’ların Türkçe pop müziği üzerinden kuir ve feminist tarih yazımını, medya temsillerini ve nostaljiyle kurduğumuz ilişkiyi tartıştı.
“90’lar başka bir Türkiye’nin hafızası mıydı?”
Yıldız Tar, açılışta “90’ları hatırlayan bir işle karşılaştık, aylarca dinledik ve okuduk” diyerek, bu dönemin yalnızca müzik değil, aynı zamanda toplumsal hafıza açısından da çok katmanlı bir döneme işaret ettiğini hatırlattı. Pop müziğin yükselişine paralel olarak “iki ayrı Türkiye” algısının oluştuğunu belirten Tar, “Bu iki Türkiye hiç ilişkilendi mi?” sorusunu tartışmaya açtı.
İlker Hepkaner, 90’ların hem müzikte hem siyasette kırılma noktası olduğunu vurguladı:
“2002’yle birlikte başka bir evreye girdik, ama o evreden memnun değiliz. 90’lara sarılmak bir mutluluk stratejisine dönüştü. Herkes 90’ları iyi hatırlıyor ama o dönem faili meçhul cinayetlerin, Sivas Katliamı’nın, neoliberal politikaların başladığı yıllardı.”
Hepkaner, pop müziğin bu dönemde kadın sanatçılara açılan alanlar kadar, onlara getirilen görünmez sınırları da barındırdığını ekledi:
“Kadınlar listelere giremiyor, ama Sezen Aksu gibi isimler hem Sivas Katliamı hem kadınlık deneyimi üzerine üretimler yapıyor. Bu üretimlerde cinsel şiddet de işleniyor.”
Medyanın değişen yüzü ve görünürlük
Sezgin İnceel, 90’ları “temsilin hâlâ sınırlı kaldığı” bir dönem olarak tanımladı:
“O yıllar TRT’nin baskın olduğu, sansürün yoğun yaşandığı dönemdi. Özel radyo ve televizyonlar çoğaldıkça denetim azaldı, üretim patladı. Ama bu özgürlük, her zaman temsil eşitliği anlamına gelmedi.”
İnceel, medyada lubunya temsillerinin genellikle “dalga geçilen karakterler” üzerinden kurulduğunu hatırlatarak kendi deneyiminden bahsetti:
“Lubunya personası yoktu, ama lubunyalar sürekli mizah malzemesi olarak kullanılıyordu. Medyada görünürlük, çoğu zaman aşağılama üzerinden sağlanıyordu.”
Hepkaner, HIV ve lubunya temsillerine dair dönemin medyasını incelediklerini, Gece, Melek ve Bizim Çocuklar ve “Dönersen Islık Çal” gibi filmlerde farklı yansımalar bulduklarını anlattı:
“O yıllarda hem görünürlük hem de korku iç içeydi. Bugünlere gelirken RTÜK’ün ilk cezaları Huysuz Virjin gibi programlara verildi.”
2000’lerle birlikte kırılan hat
Yıldız Tar, 2000’lerin ortasından itibaren siyasetin kültürel üretim üzerindeki etkisinin arttığını belirterek “90’larda yapılan işlerin siyasete dokunan bir yanı vardı, 2000’lerde bu hat giderek silikleşti” dedi.
Hepkaner ise “AKP iktidarı, kültürel hegemonyayı medya ve inşaat sektörü üzerinden kurdu. Gerçek bir üretim yerine ‘bir şey yapıyormuş’ gibi görünmeye dayalı bir strateji izledi” değerlendirmesini paylaştı.
İnceel ise kültürel baskının ekonomik yapıyla da ilişkili olduğunu söyledi:
“Teknoloji değişti, müzik sektörü dijitale kaydı, yatırım azaldı. Kültürel baskı, kırılgan sanatçıları daha da geriye itti.”
“Korku, sessizliğin başka bir biçimi”
Sohbetin ilerleyen bölümünde günümüz sanatçılarının politik sessizliği de tartışıldı. Hepkaner, “Korku bir kişiyi değil, birçok kişiyi susturuyor. Herkesin stratejisi farklı; kimisi sessiz kalıyor, kimisi daha görünür ama risk almıyor” dedi.
İnceel ise bu sessizliği “hayal kırıklığı ama aynı zamanda bir savunma refleksi” olarak yorumladı:
“Ses çıkarmayın ki dışarı çıkabilelim” yaklaşımıyla açıklanabilecek bir durum bu.”
Yıldız Tar, tartışmayı “Sistemin baskısı altında üretim biçimleri değişiyor, ama kuir ve feminist tarih yazımı bu sessizliğin aralarından da sızıyor” sözleriyle kapattı.
Etiketler: kadın, medya, kültür sanat, özel haber, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
