04/06/2026 | Yazar: Kaos GL

14. ODTÜ Onur Yürüyüşü bugün yapıldı. LGBTİ+’lar kampüste coşkuyla yürüdü.

14. ODTÜ Onur Yürüyüşü yapıldı: “Yaşamda, isyanda, inatta diretenleriz” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

14. ODTÜ Onur Yürüyüşü, “Trans İnat” şiarıyla yapıldı. Matematik önünden başlayan yürüyüşte ODTÜ’lü LGBTİ+’lar ve sıra arkadaşları, MM’e doğru yürüyerek kampüste Onur Ayı’nı selamladı; basın açıklamasını okudu.

LGBTİ+’lar açıklamada “Kampüslerimizde ne faşizme ne de eril şiddete yer var!” diyerek direnmeye devam edeceklerini vurguladı:

“Kampüslerimizde ne faşizme ne de eril şiddete yer var! Faşist çetelere karşı LGBTİ+’lar olarak direniyoruz, direnmeye de devam edeceğiz. Tüm bu nefrete rağmen yaşamda, isyanda, inatta diretenleriz biz. Onursuzca bize saldıran nefret dolu bu sisteme karşı da onun karşımıza diktiği hiçbir aparata karşı da yılmayız, çünkü bizim varoluşumuzda direniş var. Bizden çaldığınız yaşamı da direnişimizin inadıyla kuracağız. Ne kayyumlarınız ne iktidarınız ne de nefretiniz buna engel olamayacak!”

“Gözdağı siyasetine ve kriminalizasyon politikalarına karşı inadına direniyoruz!” diyen LGBTİ+’lar, “Bizleri “sapkınlık”, “bela”, “tehdit” gibi söylemlerle hedef göstermeye çalışan LGBTİ+ karşıtı politikaları çok iyi tanıyoruz. Mika Raun, Mükremin Gezgin, Murat Övüç ve Arya Bektaş’ın gözaltına alınması ve hukuksuz biçimde hedef haline getirilmesi tesadüf değil, LGBTİ+’ların kamusal alandaki varlığını kriminalize etmeye çalışan politikaların doğrudan sonucudur. Uyuşturucu operasyonu, genel ahlak, kamu düzeni söylemleri altında yürütülen hedef göstermeleri kabul etmiyoruz. Lubunyaların açık kimlikle var oluşunun cezalandırılmasına, gözdağı siyasetine ve kriminalizasyon politikalarına karşı inadına direniyoruz!” ifadelerini kullandı.

Basın açıklamasının tamamı şöyle:

Bizler, ODTÜ öğrencileri olarak 14. ODTÜ Onur Yürüyüşü’nde buradayız, kampüsümüzden mücadelenin sesini yükseltiyoruz! Cinsiyet uyum süreçlerine getirilen hukuksuz yasaklara, mülteci düşmanlığına, devlet ve erkek şiddetine, hormona erişimin zorlaştırılmasına, devlet eliyle kurumsallaştırılan ve “Aile 10 Yılı” adı altında LGBTİ+’ları hedef alan nefret politikalarına karşı inadına direniyoruz!

Yasalarınıza, yasaklarınıza, nefretinize, karşı TRANS İNAT!

Devlet eliyle yaratılan sağlık krizini teşhir ediyoruz! LGBTİ+’ları ve kadınları hedef alan, onları sağlık hizmetlerinden dışlayan, erişimi zorlaştıran ve haklarını kısıtlayan, erkek devlet eliyle örgütlenen politikalar bir kamusal sağlık krizine dönüşmüş durumda. Transların kamusal yaşamdan dışlanmasıyla yetinmeyen iktidar; bedenlerimiz üzerinde denetim kurmaya çalışıyor. Amaçları, yaşamlarımızı kontrol altına almak, görünmezleştirmek ve güvencesiz bırakmaktır. Cinsiyet uyum süreçlerine yönelik kısıtlamalar bilimsel değil, ideolojiktir. Hormon yaşının 21’e yükseltilmesini, cinsiyet uyum süreçlerine getirilen engelleri, kurul dayatmalarını ve tüm bu hukuksuz, insan haklarına aykırı uygulamaları kabul etmiyoruz. Ayrımcılıktan uzak ve erişilebilir sağlık hizmetleri istiyoruz. Trans inatı direnişimizle haykırmaya devam edeceğiz!

Bizleri “sapkınlık”, “bela”, “tehdit” gibi söylemlerle hedef göstermeye çalışan LGBTİ+ karşıtı politikaları çok iyi tanıyoruz. Mika Raun, Mükremin Gezgin, Murat Övüç ve Arya Bektaş’ın gözaltına alınması ve hukuksuz biçimde hedef haline getirilmesi tesadüf değil, LGBTİ+’ların kamusal alandaki varlığını kriminalize etmeye çalışan politikaların doğrudan sonucudur. Uyuşturucu operasyonu, genel ahlak, kamu düzeni söylemleri altında yürütülen hedef göstermeleri kabul etmiyoruz. Lubunyaların açık kimlikle var oluşunun cezalandırılmasına, gözdağı siyasetine ve kriminalizasyon politikalarına karşı inadına direniyoruz!

Ekonomik eşitsizlikler derinleşirken bundan en fazla etkilenenler yine LGBTİ+’lar oluyor. “Aile On Yılı” adı altında meşrulaştırılmaya çalışılan nefret politikaları başta translar olmak üzere LGBTİ+’ları her geçen gün daha yalnız, daha güvencesiz ve daha kırılgan hale getiriyor. Kimlikleri nedeniyle barınma, çalışma, sağlık ve eğitim haklarından mahrum bırakılan lubunyalar sistematik biçimde yoksullaştırılıyor. Bugün birçok LGBTİ+’ya dayatılan seçenek ya görünmez olmak ya da güvencesizlikle yaşamak oluyor. Bu dayatmayı kabul etmiyor, ayrımcılıktan uzak istihdam istiyoruz. Sistem içerisinde trans kadınların mahkum edildiği ve alternatif bir yaşam biçimi sunmayan seks işçiliği gerçeğine sahip çıkarak tekrar haykırıyoruz: seks işçiliği işçiliktir. Fakat aynı zamanda bu tutsaklığı mücadelemiz ile yıkmak için geliyoruz.

Sıra arkadaşımız Arya’nın kaybı, tekil bir olay değil, daha önce kaybettiğimiz trans arkadaşlarımızın yaşadıkları gibi sistematik yalnızlaştırmanın, nefret düzeninin ve güvencesizliğin sonucudur. Daha önce de hedef gösterilerek evi kundaklanmaya çalışılan mücadele arkadaşımız Deniz Soydam devlet eliyle yürütülen nefret politikaları sonucu aramızdan koparıldı.

Ne trans mahpus Poyraz’ın şüpheli ölümü aydınlatıldı ne de LGBTİ+ mahpusların maruz bırakıldığı ayrımcı koşullara karşı gerekli adımlar atıldı. Trans mahpuslar açık açık intihara sürükleniyor, ölümle tehdit ediliyor, her gün fiziksel ve psikolojik şiddete, tacize uğruyorlar. Hücrelerine jilet ve ip bırakılarak intihara teşvik ediliyorlar. Cezaevlerinde varoluşları sebebiyle işkence gören translar bin bir zorlukla seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Tecrit uygulamalarını, ayrımcı hapishane politikalarını ve insan onuruna aykırı uygulamaları kabul etmiyoruz! Derhal ilgili yetkililere soruşturma açılmasını ve sorumluların cezalandırılmasını talep ediyoruz!

Trans kadın Nida Nazlıer’in ölümü ve sonrasında yaşanan cezasızlık da bize bir kez daha gösteriyor ki transların yaşamı devlet eliyle değersizleştiriliyor. Cezasızlık politikaları, ayrımcılık ve kurumsal ihmal transların yaşamlarını tehdit etmeye devam ediyor. Bizler Arya’nın, Deniz’in, Poyraz’ın, Nida’nın ve kaybettiğimiz bütün dostlarımızın sesi olmaya devam edeceğiz. Arkadaşlarımızı inadımızla, kararlılığımızla, direnerek mücadelemizde yaşatacağız.

Katledilen, yalnızlaştırılan, intihara sürüklenen tüm transları hatırlıyor, anılarını mücadelemizde yaşatacağımızın sözünü veriyoruz. Faşist saldırılara ve yıldırma politikalarına rağmen yaşamda, isyanda ve inatta diretenleriz biz. Bizden çalınan yaşamları dayanışmamızla, mücadelemizle ve inadımızla yeniden kuracağız. Ne kayyumlarınız, ne nefretiniz, ne baskınız buna engel olamayacak!

Bugün ODTÜ’nün atanmış rektörü Ahmet Yozgatlıgil AKP-MHP iktidarının LGBTİ+ düşmanı politikalarını kampüsümüzde uygulamakla yükümlü bir aparattır. Lubunyalar eli palalı faşistler tarafından saldırıya uğradığında okulun devrimci öğrencilerini polise fişleyen, soruşturmalar açan rektörlük bu fobik-faşist saldırganlara hiçbir yaptırım uygulamayarak LGBTİ+’lara yönelik saldırılara destek çıkıyor, önünü açıyor. Okuldaki lubunyaların bilgilerini ÖGB ile paylaşıp okulda takip ettirilip taciz ettiriyor. Yine ÖGB aracılığıyla rektörlükle işbirliğine zorlanan ama bunu reddeden lubunyaları okula polis sokmakla, gözaltı ve işkenceyle tehdit ediyor. Bu yıldırma politikalarını, yaratılan korku iklimini biz çok iyi tanıyoruz.

Kampüslerimizde ne faşizme ne de eril şiddete yer var! Faşist çetelere karşı LGBTİ+’lar olarak direniyoruz, direnmeye de devam edeceğiz. Tüm bu nefrete rağmen yaşamda, isyanda, inatta diretenleriz biz. Onursuzca bize saldıran nefret dolu bu sisteme karşı da onun karşımıza diktiği hiçbir aparata karşı da yılmayız, çünkü bizim varoluşumuzda direniş var. Bizden çaldığınız yaşamı da direnişimizin inadıyla kuracağız. Ne kayyumlarınız ne iktidarınız ne de nefretiniz buna engel olamayacak!


Etiketler: insan hakları, onur yürüyüşü, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
İstihdam