16/07/2026 | Yazar: Kaos GL

NATO Zirvesi öncesinde düzenlenen operasyonlarda tutuklanan Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni ve Gazeteci Yıldız Tar, tutulduğu Sincan Cezaevi’nden Kısa Dalga’ya yazdı.

Yıldız Tar, Kısa Dalga’ya yazdı: “Kınayı getir aney!” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Fotoğraf: Kısa Dalga

NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da düzenlenen operasyonlar kapsamında tutuklanan Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni ve Gazeteci Yıldız Tar, tutulduğu Sincan Cezaevi’nden Kısa Dalga’ya yazdı.

Tar’ın “Kınayı getir aney!” başlıklı yazısından bir kısım şöyle:

“Sincan Notları 1:

Sincan’da beş kişi kaldığımız üç kişilik koğuşta mutfak dolaplarını temizlerken radyoda birdenbire yanık bir kadın sesi yükseldi. Elimdeki işi bırakıp sesi açtım, bir de sigara yaktım. “Bu gece misafirem, kınanı da getir aney” dedikçe benim de ciğerim yandı. Bu türküyü dinleyen diğer koğuş arkadaşlarımın da ciğeri yanıyordur diye düşünürken hiç de öyle olmadığını fark etmek şaşırttı. Sonra erkek hapishanesinde olduğumu, koğuş arkadaşlarımın da erkek olduğunu hatırladım. Bütün dünyanın, hem maddi koşullar hem de zihinsel ve tinsel düzlemde cinsiyete dayalı bir hiyerarşi ve sömürü ilişkisi ile inşa edildiğini düşünürsek; hangi şarkının, türkünün kimleri, nasıl hislendireceği ya da hüzünlendirmeyeceği de bu illetten, yani patriyarkadan nasibini alıyor elbette.

Herhangi bir sanat eseri, o esere maruz kalan kişilerde kabataslak üç tepki yaratıyor. Ya o eseri dile getirenle, o eserle ya da o eserde dile gelenle özdeşlik kuruyoruz; ya karşıtlık ilişkisi geliştiriyoruz ya da o eser bize geçmiyor ve tepkimiz hissizlik oluyor. Tabii bunlardan daha farklı, daha karmaşık, daha nüanslı tepkiler vermemiz ve hatta bu tepkileri yeniden programlamamız, yani sistemin pedagojisinden başka bir pedagojiyle kendimizi eğitmemiz de mümkün.

Haliyle genç bir kadının, hatta belki bir kız çocuğunun evlendirilmesini onun dilinden anlatan, son bir kez anasının koynunda yatma isteğini dile getiren, doğup büyüdüğü evde artık misafir olduğu gerçeğiyle yüzleşmesi ve götürüleceği evde başına neler geleceğini bilememenin endişesinin hâkim olduğu bu türkünün ortalama erkek aklında hiçbir his yaratmamasına şaşırmamak lazım. Bir türküde hislenmek için elbette illa sizi anlatması gerekmez; ancak cinsiyete göre kalın, kutsal çizgilerle ikiye bölünmüş bir dünyada maalesef bu hislerin çoğu da, bu hisleri kimin, ne zaman, nerede, nasıl ve neden hissedeceği, bunu dışa vurup vuramayacağı da patriyarkanın 5N1K'sı ile belirleniyor.

Peki bana ne oluyordu da duygulanıyordum ki? Evlenme ihtimalim, eşit evlilik hakkı sağlanmadığı sürece yok gibi bir şey. Olur da o günleri görürsek de benim evliliğimin, bir kurban gibi bir evden diğerine götürülmek biçiminde olmayacağı aşikâr.

Malum, cezaevinde en bol şey vakit. Bu yüzden ben de uzun uzun düşündüm neden bu türküde duygulandığımı. Başkasının acısıyla dertlenme ihtimalini çok hızlı eledim. Böyle bir şey değildi yaşadığım. İçeri girdiğimizden beri dertlenebilecek çok acı işitmiş, okumuş, görmüştüm zaten. Başka bir şey olmalıydı beni dertlendiren…”

 Yazının tamamına ulaşmak için tıklayın.


Etiketler: insan hakları, kadın, medya, kültür sanat, yaşam, aile, siyaset, trans, lgbti, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks, örgütlenme özgürlüğü, cezaevi
İstihdam