15/06/2026 | Yazar: Kaos GL

“Kimin Cumhuriyeti, Nasıl Bir Gelecek?” başlığıyla düzenlenen son oturuma Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni ve Gazeteci Yıldız Tar konuk oldu; Tar, “Yüzyıllık Yalnızlık: Cumhuriyetin LGBTİ+ Realitesi ile İmtihanı ve Yeni Yüzyılda Çözüm Arayışları” konusunu ele aldı.

Yıldız Tar, Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nda konuştu: “Varoluşunuzdan utanmanızın öğretildiği bir sistemde yaşıyoruz” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Türkiye’nin ikinci yüzyılında demokrasi, barış, eşit yurttaşlık ve birlikte yaşam arayışlarını merkeze alan İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı, 13-14 Haziran tarihlerinde İstanbul’da Cem Karaca Kültür Merkezi’nde yapıldı.

Akademisyenler, siyasetçiler, insan hakları savunucuları, gazeteciler, yazarlar ve sivil toplum temsilcilerinin katılımıyla düzenlenen konferans; farklı toplumsal ve siyasal kesimlerin sözünü, deneyimini ve önerilerini bir araya getirdi. Konferansta demokratikleşme, toplumsal barış, kadınların siyasetteki rolü, ekolojik dönüşüm, Kürt meselesi ve LGBTİ+ hakları başta olmak üzere çeşitli başlıklar ele alındı.

Kuban Kural’ın moderatörlüğünde “Kimin Cumhuriyeti, Nasıl Bir Gelecek?” başlığıyla 14 Haziran’da düzenlenen son oturuma Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni ve Gazeteci Yıldız Tar konuk oldu; Tar, “Yüzyıllık Yalnızlık: Cumhuriyetin LGBTİ+ Realitesi ile İmtihanı ve Yeni Yüzyılda Çözüm Arayışları” konusunu ele aldı.

Konuşmasında, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği çeşitliliğinin insanlık tarihi kadar eski olduğunu belirten Tar; bu gerçekliğin toplumsal ve hukuksal olarak tanınması gerektiğini söyledi, şu ifadeleri kullandı:

“Meseleye başladığımız yer, bir realitenin tanınma meselesi. O da LGBTİ+ realitesi. Anlaşılması, kavranması ve devamında hem toplumsal hem de hukuksal olarak tanınması gereken bir meseleden bahsediyoruz. Peki nedir bu realite? Bu realite şudur ki; insanlık tarihi kadar eski, hatta insanlık tarihinden bile daha öncesine kadar uzanan bir çeşitlilik... Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği çeşitliliğinden... Adında cinsel geçtiğine bakmayın, bu sadece cinsellikle ilgili bir mesele değil. Bu insanın kendisi olmasıyla, kimi sevdiğiyle, ne giyinmek istediğiyle, kimle hayatı paylaşmak istediğiyle ve onurlu bir yaşam sürme isteğiyle ilgili bir realite. Çoğu zaman LGBTİ+'lardan bahsettiğimizde çok güncel bir konudan bahsetmişiz gibi oluyor. Son dönemde mi çıktılar acaba? Birden nereden türediler? Bunların arkasında hangi güçler var? İç düşmanlar mı, dış düşmanlar mı? Yoksa hem iç hem dış düşmanlar mı? Karar veremiyoruz. Ve bu minvalde tartışmaya devam ediyoruz.”

“LGBTİ+'ların hikayelerini, son yıllara kadar LGBTİ+'lar dışındaki herkes anlattı”

Tar, “Kendinizden utanmanız, yaşamınızdan utanmanız, hayatınızdan, bedeninizden, var oluşunuzdan utanmanızın öğretildiği bir sistemde yaşıyoruz” ifadelerini kullanarak sistemin LGBTİ+’ları bir günah keçisi haline getirdiğini söyledi:

“Oysaki realitenin kendisi bize şunu söylüyor; çevremizde LGBTİ+'lar her zaman vardı. Antik Mısır'da bir mezarda beraber gömülmüş ve bütün hayatları boyunca o hayatı beraber paylaşmış insanlar da vardı. Halk türkülerinde, şarkılarda, şiirlerde dile gelebilen hisler, duygular da vardı. Ama bunlar çok iyi bildiğimiz üzere asimilasyon politikalarıyla sessizleştirildi, silindi ya da tahrif edildi. Çünkü insan dediğimiz şey hikayesiyle insandır. Hikayesini anlatabildiği ve hikayesine kulak verenler olduğu, sözünün kendine yankılanmadığı, başka bir sözle birleştiği ölçüde değerli ve kıymetlidir. Ama LGBTİ+'ların hikayelerini, son yıllara kadar LGBTİ+'lar dışındaki herkes anlattı, herkes LGBTİ+'lar üzerine konuştu, herkes lezbiyenler, geyler, biseksüeller, translar nereden çıktı diye bir sorunu tariflemek üzerine konuştuğu için bize ulaşabilen bütün hikayelerin hepsi en iyi ihtimalle eksik, en kötü ihtimalle yanlış ve iftiralardan ibaret. LGBTİ+'larla ilgili ilk görmemiz gereken, bu Cumhuriyet'in de stratejisi ve Cumhuriyet'ten çok daha öncesinden beri var olan bir strateji var. O da asimilasyon politikalarının size dayattığı bir duygu; utanç. Kendinizden utanmanız, yaşamınızdan utanmanız, hayatınızdan, bedeninizden, varoluşunuzdan utanmanızın öğretildiği bir sistemde yaşıyoruz. Bu sistem dünyanın birçok yerinde kendinden utandırarak sizi sistemin dışarısında, bazen bir günah keçisi, bazen dalga geçip rahatladığımız bir unsur, bazen de linç girişimleriyle katlettiğimiz, yok ettiğimiz bir düşman haline getiriyor.”

“Eşit olmak istediğiniz için cezaevine atılacağınız bir yasa değişikliğinin arifesindeyiz”

Konuşmasında LGBTİ+ düşmanı yargı paketlerini de hatırlatan Tar, siyasal iktidarın düşman yaratma stratejisinin bir provokasyon olduğunu kaydetti, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Şu an önümüzde çok güncel bir mesele var. Cumhuriyet'in yüzyılına geçmeden ona da değinmek gerekiyor. Bu yaşamın önünde en büyük tehdit olarak birtakım yargı paketleriyle karşı karşıyayız. Takip ediyorsunuzdur, 12.'si geldi. İşte 10 ve 11 püskürtüldü. En özetle artık LGBTİ+'lar kendinden utanmadığı, üzerlerine giydirilen o utanç gömleğini yırtıp attığı ve haysiyetini talep ettiği için devletin klasik öğrenilmiş, diğer birçok gruba uyguladığı yöntemlerini bu sefer LGBTİ+'lara uygulayarak, sırf var olduğunuz için ya da var olduğunuzu söylediğiniz için ya da eşit olmak istediğiniz için cezaevine atılacağınız bir yasa değişikliğinin arifesindeyiz. 10 ve 11'i püskürttük, umuyorum ki 12'yi de püskürteceğiz ama siyasal iktidarın düşman yaratma stratejisinin aynı zamanda kendi otoriter rejim alanını güçlendirmek ve içinden geçtiğimiz bu demokratik toplum sürecinde, demokratik toplumu inşa etme sürecinde bir çözüm ve barışa doğru gidebilecek bir süreçte kendi elini güçlendirme adımlarından biri olduğunu ve bu sürecin kendisinin bir provokasyon olduğunu da fark etmemiz gerekiyor.”

Tar, toplumsal barışın LGBTİ+’ların ve birçok grubun onurlarının tanındığı bir düzlemden geçtiğini söyledi, şu ifadeleri kullandı:

“Neyi kastediyorum? Şu an yürütülen müzakerelerde devlet, devlet refleksiyle olabildiğince demokratikleşme adımlarını engelleyebilecek meseleyi teknik bir yerden ele alacak adımları atarken sürekli de başka alanlarda var olan hakları da gasp edecek ya da LGBTİ+’ları bir laboratuvar olarak kullanıp LGBTİ+’da pişirdiği teknikleri bütün toplumun geri kalanına ihraç edecek bir yöntemi deniyor ki bu süreçten olabildiğince demokratikleşmeden çıkabilsin. Buna karşılık demokratik toplum mücadelesi yürütenler açısından kavramamız gereken temel şey toplumsal barış dediğimiz LGBTİ+’ların da başka birçok grubun da haysiyetlerinin ve onurlarının tanındığı bir düzlemden geçer.”


Etiketler: insan hakları, kadın, medya, kültür sanat, yaşam, siyaset, trans, lgbti, ifade özgürlüğü, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks, barış
İstihdam