14/07/2026 | Yazar: Kaos GL

NATO Zirvesi öncesinde düzenlenen operasyonlarda tutuklanan Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, tutulduğu cezaevinden The Amargi'ye konuştu.

Yıldız Tar: "Beni her yıl yeni bir örgüte üye olmakla suçlamayı görev edinmişler" Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Türkiye'nin en tanınmış LGBTİ+ aktivistlerinden ve gazetecilerinden Yıldız Tar, 23 Haziran'da bir silahlı örgütle bağlantılı olduğu iddiasıyla tutuklandı. Söz konusu bağlantıya ilişkin herhangi bir delil kamuoyuyla paylaşılmadı. LGBTİ+ örgütleri ve sivil toplum kuruluşları ise suçlamaları "akıl dışı" olarak nitelendirdi.

Tar, kamuoyuna ilettiği açıklamada, "Beni yalnızca eşcinsel olduğum ve eşcinsel olmaktan gurur duyduğum için hapse atmaya çok istekliler" dedi. Tutuklu yargılanan Tar açıklamasında, "Gerçekleri adıyla anmaya cesaret edemedikleri için çeşitli bahaneler uyduruyorlar ama ben LGBTİ+’lara karşı yürütülen savaşın tutsağıyım" ifadelerini kullandı.

Son yirmi yılda Türkiye hükümeti hem LGBTİ+ aktivistlerine hem de örgütlerine yönelik baskılarını giderek artırdı. Tar, Türkiye'nin en uzun soluklu LGBTİ+ medya kuruluşlarından biri olan ve LGBTİ+ hakları savunuculuğu yapan önde gelen derneklerden Kaos GL'nin Genel Yayın Yönetmeni. Bu, Tar'ın ilk tutuklanması değil. Daha önce de Kürt militanlarla bağlantılı olduğu iddiasıyla açılan ayrı bir soruşturma kapsamında dört ay tutuklu kalmış, ardından tahliye edilmişti. Tar, avukatları aracılığıyla The Amargi'ye gönderdiği cezaevi mesajında, "Görünüşe göre her yıl beni yeni bir örgüte üye olmakla suçlamayı kendilerine görev edinmişler" dedi.

Geçtiğimiz yirmi yılda Türkiye hükümeti, Onur Yürüyüşlerini yasaklayarak, sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlayarak, LGBTİ+ örgütlerini hedef göstererek, kuir mekanları kapatarak ve aktivistleri çeşitli suçlamalarla ilişkilendirerek LGBTİ+ hareketi üzerindeki baskıyı sistematik biçimde artırdı. Hükümet yetkilileri LGBTİ+'ları "sapkın" olarak nitelendirirken, devletin medya düzenleyici kurumları LGBTİ+’ları "virüs"e benzetti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise "Türk aile değerlerini" yozlaştırdığı öne sürülen Batılı kuir kimlikler üzerinden bir söylem inşa etti. 2015 yılında Onur Yürüyüşü ülke genelinde yasaklandı. Takip eden on yılda düzenlemeler daha da sertleşti, medyadaki homofobik söylem yaygınlaştı ve 2025 yılında Erdoğan "Aile Yılı" politika paketini duyurdu.

"LGBTİ+’lar hükümetin siyasi şiddetinin deneme tahtası olarak kullanılıyor”

Tar, Kasım ayında, tutuklanmadan önce The Amargi'ye verdiği röportajda şu değerlendirmeyi yapmıştı:

"LGBTİ+’lar uzun zamandır hükümetin siyasi şiddetinin bir tür deneme tahtası olarak kullanılıyor. Son dönemde çeşitli sanatçılar 'hayasızlık' ya da 'müstehcenlik' suçlamalarıyla yargılanıyor. Oysa 15-20 yıl önce aynı suçlamalar translar için kullanılıyordu. Hükümet aynı yöntemi yeniden uyguluyor; önce muğlak 'ahlak' düzenlemelerini LGBTİ+'lar üzerinde deneyerek gücünü test ediyor, ardından bunları toplumun tamamına yayıyor."

Bu baskı politikasının en görünür adımlarından biri 2015 yılında ülke genelinde Onur Yürüyüşlerinin yasaklanması oldu. Buna rağmen sokağa çıkanlara biber gazı ve tazyikli suyla müdahale edildi, yüzlerce kişi gözaltına alındı. Bu tablo sonraki yıllarda da tekrarlandı. Bu yıl İzmir Onur Yürüyüşü'nde gözaltına alınanlar, polis otobüsünde birlikte şarkı söyledikleri görüntüleri "Neşemizden vazgeçmiyoruz" notuyla paylaştı. Sonraki on yılda düzenlemeler giderek sertleşti, medyadaki homofobik söylem yaygınlaştı ve 2025 yılında Erdoğan, Ankara'da yaptığı konuşmayla "Aile Yılı" politika paketini duyurdu. Konuşmasında, "Çocuklarımızı ve gençlerimizi zararlı akımlardan ve sapkın ideolojilerden korumak ortak sorumluluğumuzdur" ifadelerini kullandı.

Söz konusu girişim, aileyi hukuken yalnızca bir kadın ile bir erkeğin birliğinden oluşan bir yapı olarak tanımlamayı hedefliyordu. Bunun yanı sıra kadınların öncelikle anne ve bakım veren rolünü üstlenmesi gerektiğini öne çıkaran söylemleri teşvik etti, heteronormatif aileyi merkeze alan yeni kamu kurumları oluşturdu ve yeni evlenen çiftler ile çocuk bakımına yönelik mali destekler getirdi. İnsan Hakları İzleme Örgütü, bu politika paketinin ayrımcılığı yasallaştırmayı, temel hak ve özgürlüklere ağır kısıtlamalar getirmeyi ve "geleneksel olmayan aileleri" sosyal yardımlar ile anayasal koruma kapsamı dışında bırakmayı amaçlayan sistematik bir yol haritası niteliği taşıdığı uyarısında bulundu. LGBTİ+ örgütleri ise paketi, "nefret söylemini kurumsallaştıran hukuki hazırlıklar" olarak değerlendirdi. Takip eden aylarda LGBTİ+ örgütleri, "Aile Yılı değil, Mücadele Yılı" sloganıyla eylemler düzenledi ve açıklamalar yayınladı.

Aynı yaz Tar ilk kez tutuklandı. "Cezaevinde dört ay kaldım. O kadar kısa sürdü ki artık bundan çok söz etme gereği bile duymuyorum. Ama tutuklanmam açıkça sembolikti" diyen Tar sözlerini şöyle sürdürdü:

"Verilmek istenen mesaj çok açıktı. İktidara yakın medya bunu 'aileyi koruma' kampanyalarının bir parçası olarak sundu."

Ancak devletin yarattığı ahlaki panik toplumda beklenen karşılığı bulmuş görünmüyor. Kaos GL'nin 2025 yılında gerçekleştirdiği kamuoyu araştırmasına göre Türkiye'de katılımcıların yüzde 38,8'i LGBTİ+’ların eşit haklara sahip olması gerektiğini düşünüyor. Bu oran, ülkedeki herhangi bir siyasi partinin tek başına aldığı oy oranından daha yüksek. Tar, "Hükümetin asıl sorunu, kendi seçmeni arasında bile arzuladığı düzeyde nefret üretememiş olması" dedi. Tar sözlerini şöyle sürdürdü:

"İnsanlar hakları destekliyor ancak hükümetten çekindikleri için bunu dile getirmekten korktuklarını söylediler. Devletin gerçekten başarılı olduğu nokta da bu oldu: korkuyu tek gerçeklik haline getirmek."

"Devlet fiilen 'Bir transın bedeni ona değil, bana aittir' diyor"

2025 sonbaharında basına sızan bir yasa taslağı, LGBTİ+’ları daha da marjinalleştirmeye yönelik yeni planları ortaya koydu. Başka düzenlemelerin arasına yerleştirilen maddelerden biri, "biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı" tüm eylemleri suç haline getiriyor ve bu fiiller için üç yıla kadar hapis cezası öngörüyordu. Bu muğlak ifadeyle ruj sürmek, el ele tutuşmak ya da Onur Yürüyüşü hakkında haber yapmak dahi suç kapsamına alınabilecek eylemler arasında yer alabilirdi. Tar, "Ceza Kanunu'nda 'biyolojik cinsiyet' ifadesine yer verilmesi son derece tehlikeli" dedi:

"Yarın komşunuz çıkıp 'Komşum ahlaka aykırı davranıyor' diyebilir ve polis gelip sizi gözaltına alabilir."

Taslak ayrıca bedensel özerkliği de doğrudan hedef alıyordu. Cinsiyet uyum ameliyatları için yaş sınırı 18'den 25'e çıkarılıyor, buna karşılık interseks çocuklar üzerinde rızaları olmadan gerçekleştirilen cerrahi müdahalelere izin veriliyordu. Tar bu durumu şöyle değerlendirdi:

"Devlet fiilen 'Bir transın bedeni ona değil, bana aittir' diyor."

Tar, aynı taslağın interseks çocuklara yönelik rızasız ameliyatlara izin vermesini ise "kurumsallaştırılmış işkence" olarak nitelendirdi. LGBTİ+ örgütleri ve sivil toplum kuruluşları taslağa sert tepki gösterdi. Ülke genelinde protestolar düzenlendi, konferanslar yapıldı, milletvekillerine çağrılar gönderildi, yerel yönetimlerle temas kuruldu, feminist örgütlerle ortak çalışmalar yürütüldü ve olası yeni baskılara karşı dayanışma planları oluşturuldu. Kaos GL editörlerinden Oğulcan Özgenç, "Hareket gücünü tarihsel hafızasından alıyor" dedi, sözlerini sürdürdü:

"Türkiye'deki bu hareket, İstanbul ve Ankara sokaklarında mücadele eden trans seks işçilerinin direnişine uzanan köklü bir tarihe sahip. Gücümüz bu tarihten, karşılıklı dayanışmadan ve diğer toplumsal hareketlerle kurduğumuz ittifaklardan geliyor. Hiçbirimiz yalnız değiliz."

“Erişim engelleri yürüyüşlerden önce, yaşanan hak ihlallerini görünmez kılmak amacıyla getirildi"

Sonunda iktidardaki AKP, 60 maddelik 12. Yargı Paketi'ni daha küçük yasa paketlerine bölme kararı aldı. Böylece "genel ahlak" hükümleri ile yoğun tartışmalara neden olan "biyolojik cinsiyet" düzenlemeleri geçici olarak paketten çıkarıldı. Ancak AKP Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu, düzenlemelerin uzun vadede hayata geçirilmesinin hedeflendiğini doğruladı. Basın toplantısında, "Bu konular ilerleyen yargı paketleriyle Meclis'in gündemine getirilecektir" dedi. Hükümet söz konusu yasal düzenlemeleri ertelemiş olsa da Kaos GL ve diğer LGBTİ+ hakları örgütleri, aynı politikaların idari yollarla fiilen uygulanmaya devam ettiğini söylüyor. Haziran ayındaki Onur Yürüyüşlerinden kısa süre önce yetkililer dijital alanda geniş kapsamlı erişim engelleri getirdi. Kaos GL'nin X (eski adıyla Twitter) hesabı zaten bir önceki yıldan beri erişime engellenmişti. Ardından Kaos GL'nin Instagram hesabı ile çok sayıda bağımsız gazeteci ve kadın hakları örgütünün hesaplarına da erişim engeli getirildi.

"Bu yasaklar yürüyüşlerden hemen önce, yaşanan hak ihlallerini ve gözaltıları görünmez kılmak amacıyla getirildi" diyen Özgenç, bağımsız medya kuruluşu Journo'nun derlediği verilere göre erişim engellerinin ardından Onur Yürüyüşlerine ilişkin dijital haber üretimi ve kamuoyu etkileşiminin ciddi biçimde düştüğünü belirtti.

Özgenç şöyle konuştu:

"Geçirilemeyen yargı paketlerini sosyal medya erişim engelleri yoluyla fiilen uyguluyorlar. Bu hem ifade özgürlüğünü kısıtlıyor hem de LGBTİ+’ların kamusal görünürlüğünü doğrudan hedef alıyor."

Haziran ayının sonunda ise devlet bu kez doğrudan polis operasyonlarına yöneldi. Gazeteciler, akademisyenler ve LGBTİ+ aktivistlerinin de aralarında bulunduğu 200'den fazla kişi, ulusal güvenlik gerekçesiyle yürütülen operasyonlarda gözaltına alındı; bunlardan biri de Yıldız Tar'dı. Uluslararası gözlemciler, geniş çaplı güvenlik operasyonunun Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi'nden yalnızca birkaç hafta önce gerçekleştirilmesine dikkat çekti. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) ile Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ), operasyonların zamanlamasını sert biçimde eleştirerek, hükümetin zirve etrafında oluşan ulusal güvenlik atmosferini eleştirel seslere yönelik kapsamlı bir tasfiye için kullandığını savundu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise gözaltıların, "Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından ülke genelinde terör örgütlerinin faaliyetlerinin ortaya çıkarılmasına yönelik yürütülen çalışmalar kapsamında" yapıldığını açıkladı.

“Karşımızda yalnızca soyut ve genelleştirilmiş iddialar var"

The Amargi'nin, Tar'a yöneltilen suçlamaların hangi delillere dayandığına ve LGBTİ+ hakları savunuculuğunun gözaltıyla bağlantısı olup olmadığına ilişkin sorularını ise savcılık yanıtsız bıraktı. Tar'ın avukatı Hayriye Kara, suçlamaların somut hiçbir hukuki temele dayanmadığını söyledi. "Resmi suçlama silahlı terör örgütüne üyelik. Ancak dosyada gizlilik kararı bulunuyor" diyen Kara, The Amargi'ye şu değerlendirmede bulundu:

"Sorgu sırasında herhangi bir terör örgütüne ilişkin tek bir somut soru bile sorulmadı. Hukuken örgüt üyeliğinin oluşabilmesi için hiyerarşik ilişkiyi ve sürekliliği gösteren somut deliller gerekir. Dosyada bunların hiçbiri yok. Karşımızda yalnızca soyut ve genelleştirilmiş iddialar var."

Buna karşılık polis sorgusu büyük ölçüde Tar'ın gazetecilik faaliyetleri ve sosyal medya paylaşımları üzerine yoğunlaştı. Özgenç, "Sorgu, gözaltının gerçek nedenini açıkça ortaya koyuyor" dedi; sözlerini sürdürdü:

 "Tar'a, 'Aile Yılı değil, Mücadele Yılı' paylaşımını neden yaptığı soruldu."

Sorgu sırasında Tar ise Kaos GL'nin yasal olarak faaliyet gösteren bir medya kuruluşu olduğunu ve yaptığı haberlerin basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Yaşanan süreç, bağımsız gazetecilerin çok ağır bir baskı altında çalışmasına neden oldu. Kaos GL'den Özgenç, "Bu tutuklamalar artık kimsenin güvende olmadığını gösteriyor. Hiç kimse herhangi bir suç işlememiş olsa bile artık yargılanabilir" dedi.

T24'te yayımlanan bir köşe yazısında ise şu uyarıya yer verildi:

"Artık herkesin terörist ilan edilmesinin önü tamamen açılmış durumda."

Buna rağmen Tar'ın tutuklanmasının ardından gelen hafta sonunda İstanbul'da Onur Yürüyüşü yapıldı. İstanbul Onur Yürüyüşü Komitesi yaptığı açıklamada, "Bugün yürümeye karar verdiğimiz için bütün şehir abluka altına alındı" dedi. Katılımcılar Yıldız Tar'ın serbest bırakılmasını talep etti, hükümetin LGBTİ+ karşıtı söylemlerine tepki gösterdi ve mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladı:

"Bizleri kamusal alandan silebileceğinizi, görünmez kılabileceğinizi sanıyorsunuz. Ama ne yürüyüşümüzü, ne örgütlenmemizi ne de varlığımızı durdurabilirsiniz."

Kaynak: The Amargi

 


Etiketler: insan hakları, medya, kültür sanat, yaşam, aile, siyaset, trans, lgbti, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks, örgütlenme özgürlüğü, cezaevi
İstihdam