26/01/2026 | Yazar: Kaos GL
“LGBTİ+ hareketinin dayatmacı olmadığını söylemiyorum. Evet, ortada bir dayatma var: Israrla ve inatla ‘varız’ demenin dayatması.”
Tunahan Gözlügöl, TRT’nin dijital platformu tabii’de yayınlanan “Gökkuşağı Faşizmi” belgeseli üzerine bianet’e yazdı; “Gökkuşağı Faşizmi bir belgesel değil propagandadır. Çünkü ortada ne bir belge ne de bir tanıklık var; bunun yerine belirli bir önerme, katı bir doğruluk iddiasıyla sunulmaktadır” dedi.
bianet’te yer alan habere göre; Gözlügöl "Kurumsallaşan faşizmin faşizm retoriği: Gökkuşağı Faşizmi" başlıklı yazısında, belgeselde yer alan camdan odanın temelde aile merkezli toplumsal normların bir yansıması olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Belgesel, doğrudan LGBTİ+ hareketini faşist olarak nitelendiriyor. Peki bu nitelendirme bir anlam ifade ediyor mu? Bu soruya en baştan ‘hayır’ demek gerekiyor. Hatta bu yazıyı tam da burada sonlandırmak, yapılan nitelendirmenin anlamsızlığı karşısında başlı başına güçlü bir anlam taşıyacaktır. Ancak yine de meseleyi temellendirmeden bırakmamak, etik bir sorumluluk olarak karşımızda duruyor.”
LGBTİ+’ların cisheteroseksüel olmadıkları için hem kitlesel hem de bireysel olarak öldürüldüklerine dair sayısız örnek bulunduğunu hatırlatan Gözlügöl, şöyle dedi:
“LGBTİ+ hareketinin dayatmacı olmadığını söylemiyorum. Evet, ortada bir dayatma var. Ancak bu dayatma, ‘öteki’nin dışlanmasına ya da dönüştürülmesine yönelik değil; bizzat kendisinin topluma ait olduğunun kabul ettirilmesine yönelik. Israrla ve inatla “varız” demenin dayatmasıdır. Aksi iddia edildiği gibi, kimsenin kimseye cinsel yönelim ya da cinsiyet kimliği dayattığına dair bir örnek yok. Olsa dahi, bireysel bir hatanın toplumsal bir harekete mâl edilemeyeceğini belirtmeye gerek yok sanıyorum. Burada söz konusu olan, yokluğun tanımıdır: Toplumsal bir talep olarak böyle bir dayatmanın var olmadığı gerçeği.”
“Bir günah keçisinin seçilmesi, sağ popülizmin manipülasyon yöntemlerinden biridir”
Gözlügöl, LGBTİ+’ların doğallaştırılmış aileyi yok ettiği ifadesinin statik toplum görüşünün bir sonucu olduğunu vurguladı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu tür pratiklerin, kapitalizmin ve dolayısıyla bu sisteme entegre iktidarların krizlerinin keskinleştiği dönemlerde yoğunlaşmasının bir tesadüf olmadığını da belirtmek gerekir. Bir günah keçisi seçilerek “insan doğasının yok edildiği” korkusunun yayılması, sağ popülizmin en etkili manipülasyon yöntemlerinden biridir. Tarihte Yahudilerin toplumsal krizlerin sorumlusu ilan edilmesiyle, günümüzde işsizliğin göçmenlere yüklenmesi ya da ailenin parçalanmasının –hatta yakın zamanda suça sürüklenen çocukların– müsebbibi olarak LGBTİ+’ların gösterilmesi arasında hiçbir fark yoktur. Tüm bu örnekler, sistemsel sorunların üzerinin örtülmesine hizmet eden aynı politik pratiğin farklı tezahürleridir.”
Devletin LGBTİ+ karşıtı politikalarının aslında faşizmin temel dinamiklerini açıkça ortaya koyduğunu hatırlatan Gözlügöl, şunları kaydetti:
“LGBTİ+’ların medya yoluyla “kimlik dayattığını” ve bu nedenle faşist olduğunu iddia eden iktidar, devlet aygıtlarını kullanarak LGBTİ+ derneklerini düzenli biçimde mali denetimlerle baskı altına alıyor. Müstehcenlik iddialarıyla aktivistlere cezalar veriliyor, dernekler kapatılıyor. Bu sistematik hedef göstermenin sonucu olarak LGBTİ+’lar öldürülüyor, intihara sürükleniyor. Devlet aygıtlarından biri olan devlet televizyonu aracılığıyla onlarla “mücadele edilmesi” imâ ediliyor. Her Onur Yürüyüşü’ne ve dahi LGBTİ+ bayrağına bağlam fark etmeksizin saldırması faşizmin temelleridir.”
Gözlügöl, “LGBTİ+ hareketinin faşist olarak tanımlanması ve günah keçisi siyaseti üzerinden insanlığın ontolojik güvensizliğinin manipüle edilerek sistemsel sorunların örtbas edilmesi, başlı başına bir faşizm pratiğidir” dedi, sözlerini şöyle noktaladı:
“Eğer bir faşizm tanımı yapılacaksa, bunu LGBTİ+ hareketi üzerinden ‘faşizm’ üretmeye çalışan ve giderek kurumsallaşan bu anlayıştan başlamak gerekir. Sözlerimi tamamlarken Judith Butler’ın Kaos GL tarafından çevrilen şu ifadesini hatırlatmak isterim: ‘Anti-demokratik rejimlerin baskıcı edimleri, korkunun itirafıdır.’ Bizler, yapılan propagandanın ayrımcılığı derinleştirdiğinin farkında olmakla birlikte, asıl olarak bu itirafa odaklanıyoruz.”
Yazının tamamına ulaşmak için tıklayın.
Etiketler: insan hakları, medya, kültür sanat, yaşam, nefret suçları, siyaset, trans, lgbti
