28/05/2026 | Yazar: Kaos GL

İstanbul Trans Onur Haftası aktivisti Beren, son dönemde Türkiye’de gündeme gelen LGBTİ+’lara yönelik baskılara ve Trans Onur Haftası’nın bu seneki teması olan “trans tahayyül”ün yaklaşımına ilişkin Nihaplus’tan Doğa Tekneci’ye konuştu.

“Transların mücadelesi, baskı ve şiddete maruz kalan herkes için” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

İstanbul Trans Onur Haftası aktivisti Beren, son dönemde Türkiye’de gündeme gelen LGBTİ+’lara yönelik baskılara ve Trans Onur Haftası’nın bu seneki teması olan “trans tahayyül”ün yaklaşımına ilişkin Nihaplus’tan Doğa Tekneci’ye konuştu.

Ailenin; patriyarkanın, heteroseksizmin ve emek sömürüsünün birlikte çalıştığı bir denetim mekanizması olduğunu söyleyen Beren, “Aile ve Nüfus On Yılı” politikalarının ise transları doğrudan hedef aldığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

“Bu mekanizma, kimlerin ‘makbul’, kimlerin ‘silinebilir’ olduğuna karar verirken biz Trans+’ları sistematik olarak doğrudan hedefe koyuyor. Sağlığa erişimimizin kısıtlanması, hormonlarımıza ulaşımımızın fiilen engellenmesi, cinsiyet uyum süreçlerimizin mahkeme ve kurul denetimine bağlanması; bunların hepsi aslında bedenlerimizi devletin, tıbbın ve ailenin birlikte bir ‘ortaklık’ kontrolüne açma girişimlerine dönüşüyor.”

Beren, nefret söylemlerinin transların varoluşunu bir tehdit unsuru olarak gösterdiğini belirtti; bu durumun şiddeti meşrulaştırdığını ve toplumsal nefreti örgütlediğini kaydetti:

“Bunların gündelik hayatımızdaki karşılığı: evden atılmak, iş bulamamak, sağlığa erişimimizin kısıtlanması, sokakta ve her yerde hedef gösterilmek ve sürekli şiddet maruz kalmak ve şiddet tehdidi altında yaşamak. Yani bütün bunlar sadece sözde kalmıyor, doğrudan hayatlarımıza saldırı olarak geri dönüyor. Dolayısıyla bu saldırılar, hedef göstermeler ve şiddet biçimleri yalnızca Trans+’lara yönelik değil; aynı zamanda tüm yaşamı hiyerarşi, heteronormativite ve mülkiyet üzerinden kuran iktidar ilişkilerinin doğrudan sonucudur.”

“Trans tahayyül, doğrudan bir reddetme ve yeniden kurma aracı”

Trans Onur Haftası’nın bu seneki teması olan “trans tahayyül” üzerine konuşan Beren, şunları söyledi:

“Patriyarkal kapitalizmin, devlet ve aile şiddetinin, ırkçı cinsiyet-emek tahakkümlerinin çizdiği sınırları kabul etmeden bir hayal kurma pratiği. Buradaki tahayyül, doğrudan bir reddetme ve yeniden kurma aracı bizim için. Kaybettiklerimizin, yaşayamadıklarımızın, katledilerek yaşamdan koparılanlarımızın yasını tutarken bile tahayyülden vazgeçmemek.”

Transların mücadelesinin, baskı ve şiddete maruz bırakılan herkes için olduğunu belirten Beren, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu mücadeleyi tek başımıza yürüteceğimiz tecrit edilmiş bir ‘kimlik siyaseti’ olarak değil de doğrudan bu şiddetin, baskının tamamına karşı dayanışılması ve desteklenmesi gereken ortak bir mücadele olarak görmeliyiz. Bu noktada feminist hareketlere, emek örgütlerine, göçmen dayanışma ağlarına, hayvan hakları örgütlerine ve tüm toplumsal harekete çağrımızı yineliyorum: Bu mücadele sadece kendimiz için değil, baskı ve şiddet biçimlerine maruz kalan herkes için.”

Haberin tamamına ulaşmak için tıklayın.


Etiketler: insan hakları, medya, yaşam, nefret suçları, aile, siyaset, anayasa, trans, lgbti, ifade özgürlüğü, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks, örgütlenme özgürlüğü
İstihdam