27/07/2026 | Yazar: Kaos GL
Nefret saldırısının ardından LGBTİ+ dernekleri, yayınladıkları açıklamada saldırının nefret politikalarının, cezasızlığın ve ayrımcılığı meşrulaştıran siyasi söylemlerin doğrudan sonucu olduğunu belirtti.
İstanbul’da bir grup genç, Bahçelievler Yenibosna Metrobüs Durağı’nda araçtan inecekleri sırada koltukta uyuyan trans kadına saldırdı; trans kadının maruz bırakıldığı şiddet kayda alınarak sosyal medyada yaygınlaştırıldı.
Nefret saldırısının ardından LGBTİ+ dernekleri, yayınladıkları açıklamada olayın münferit olmadığını söyledi; saldırının nefret politikalarının, cezasızlığın ve ayrımcılığı meşrulaştıran siyasi söylemlerin doğrudan sonucu olduğunu belirtti:
“Kamuoyuna yansıyan ve bir trans kadını hedef alan son saldırıyı büyük bir öfke ve üzüntüyle gördük. Her nefret saldırısının ardından aynı cümlelerle yeniden anlatmak zorunda kaldığımız gibi; LGBTİ+’ların uğradığı bu saldırıların hiçbiri münferit değildir. Bunlar, yıllardır sistematik biçimde üretilen ve beslenen nefret politikalarının, cezasızlığın ve ayrımcılığı meşrulaştıran siyasi söylemlerin doğrudan sonucudur. Bu yaşanan saldırı da münferit değildir. Sokakta yürürken, evine dönerken, toplu taşımayı kullanırken, çalışırken, sağlık hizmetlerine erişmeye çalışırken; yani yalnızca bu ülkede yaşamaya çalışırken kendini tehdit altında hisseden tüm transların kaygısı, nefretin yıllardır sistematik olarak beslenmesiyle doğrudan bağlantılıdır.”
Transların maruz bırakıldığı saldırılar karşısında süregelen cezasızlığın, etkisiz soruşturmalar ve ayrımcı uygulamalar ile failleri cesaretlendirmeye devam ettiğini vurgulayan dernekler; şiddeti yalnızca saldırganlar üretmediğini, nefreti normalleştiren söylemlerin, ayrımcılığı teşvik eden politikaların ve bu söylemlere karşı sorumluluk almayan kamu kurumlarının da şiddetin yeniden üretilmesine zemin hazırladığını kaydetti.
“Cinsiyet kimliği temelinde gerçekleştirilen nefret, dijital ortam aracılığıyla yaygınlaştırılıyor”
Dernekler, olayın özel hayatın ve mahremiyet hakkının açık bir ihlali olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Şehir içi otobüste uyuyan bir trans kadının bilgisi ve açık rızası olmaksızın görüntüsünün kayda alınması, bu görüntülerin sosyal medya üzerinden yaygınlaştırılması ve ardından hedef gösterilerek şiddete maruz bırakılması yalnızca bireysel bir saldırı değildir. Bu olay, özel hayatın ve mahremiyet hakkının açık bir ihlali, kişinin onurunu hedef alan aşağılayıcı ve ayrımcı bir muamele ve cinsiyet kimliği temelinde gerçekleştirilen nefretin dijital ortam aracılığıyla yaygınlaştırılmasıdır. Hiç kimsenin, cinsiyet kimliği nedeniyle bir başkasının bedenini, görüntüsünü ya da varlığını teşhir etme hakkı yoktur.”
Saldırının aynı zamanda transların seyahat özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale olduğunu belirten dernekler; toplu taşımayı kullanmanın dahi translar açısından güvenlik riski taşıdığı bir ortam yaratılmasının, transların kamusal alandaki varlığını sınırlandırmayı, görünmez kılmayı ve kamusal yaşamdan dışlamayı hedeflediğini söyledi. Dernekler, herkes gibi transların da şehir içinde güvenle seyahat etme, kamusal hizmetlerden ayrımcılığa uğramadan yararlanma ve şiddet korkusu yaşamadan hareket edebilme hakkına sahip olduğunu kaydetti.
Olayın takipçisi olacağını vurgulayan dernekler, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Maruz bırakılan fiziksel saldırı, hedef gösterme, teşhir edilme ve aşağılanma ise yalnızca bir nefret suçunun sonucu değil; aynı zamanda insan onuruyla bağdaşmayan, kötü muamele yasağını ihlal eden bir süreçtir. Devletin yükümlülüğü yalnızca saldırı gerçekleştikten sonra soruşturma yürütmek değildir; nefret saldırılarını önlemek, failleri etkin biçimde cezalandırmak ve transların yaşamlarını güven içinde sürdürebilecekleri koşulları sağlamaktır. Kendine her şeyi hak gören heteropatriyarkal ve transfobik düzenin bir sonucu olan bu olayın takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz. Şiddete uğrayan trans arkadaşımızın adalet mücadelesinde yanında olmaya, hukuki ve toplumsal dayanışmayı birlikte örmeye devam edeceğiz.”
“Biz yaşamlarımızı savunmaktan, dayanışmayı büyütmekten vazgeçmeyeceğiz” diyen dernekler; cezasızlık politikalarına son verilmesi ve kapsayıcı kamu politikalarının hayata geçirilmesi için çağrı yaptı:
- “Kamu kurumları, medyanın tüm aktörleri ve siyasetçiler nefret dilini terk etmeli; mahremiyet hakkını, insan onurunu ve yaşam hakkını önceleyen bir sorumluluk üstlenmelidir.
- Saldırının tüm sorumluları hakkında etkin ve tarafsız bir soruşturma yürütülmeli; cezasızlık politikalarına son verilmelidir.
- Transların yaşam, barınma, sağlık, eğitim, çalışma ve seyahat özgürlüğünü güvence altına alan kapsayıcı kamu politikaları hayata geçirilmelidir.
- Kişisel verilerin, görüntülerin ve özel hayatın korunmasına ilişkin yükümlülükler dijital mecralarda da etkin biçimde uygulanmalı; nefret amacıyla görüntü yayan ve hedef gösteren kişiler hakkında gerekli hukuki işlemler gecikmeksizin başlatılmalıdır.
- Hak mücadelesi veren LGBTİ+ örgütlerinin sosyal medya hesaplarının kapatılması yerine nefret söylemi, hedef gösterme ve şiddeti teşvik eden sosyal medya hesapları etkin biçimde incelenmeli ve ulusal ile uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır.”
İmzacı kurumlar
17 Mayıs Derneği
Kaos GL Derneği
20 Kasım Nefret Suçlarıyla Mücadele Derneği
Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği
Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği
Özgür Renkler Derneği
Genç LGBTİ+ Derneği
Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği (GALADER)
ÜniKuir Derneği
Muamma LGBTİ+ Derneği
Etiketler: insan hakları, kadın, medya, yaşam, nefret suçları, siyaset, trans, lgbti, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
