09/02/2026 | Yazar: Kaos GL
İHD, 17 Mayıs Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Defne Güzel hakkında açılan dava ile fenomenlere yönelik gözaltı ve tutuklamalara tepki gösterdi; dayanışma çağrısı yaptı.
Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org
İnsan Hakları Derneği (İHD), 17 Mayıs Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Defne Güzel’e “genel ahlaka aykırılık” gerekçesiyle açılan davaya ve sosyal medya fenomenlerini hedef alan saldırılara tepki gösterdi. Açıklamada, Güzel’in davası için “Bu dava, ifade özgürlüğünün, örgütlenme hakkının ve LGBTİ+ hak savunuculuğunun yargılanmasıdır” ifadeleri kullanıldı.
Açıklamada, Türkiye’de LGBTİ+’lara yönelik baskı, kriminalizasyon ve yargı yoluyla susturma politikalarının son dönemde belirgin biçimde arttığı ifade edildi. İktidar ve iktidara yakın çevrelerin yıllardır ürettiği nefret söyleminin soruşturma, tutuklama ve cezaevi uygulamalarıyla kurumsallaştırılmak istendiği belirtildi.
İHD, bu sürecin en güncel örneklerinden birinin 17 Mayıs Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Defne Güzel hakkında açılan dava olduğunu vurguladı. Açıklamada, interseks haklarına ilişkin bir kitap ile sergi kataloğunun “genel ahlaka aykırılık” iddiasıyla suçlama konusu yapıldığı, Güzel hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası talep edildiği ve davanın ilk duruşmasının 12 Mayıs 2026’da Ankara 74. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüleceği hatırlatıldı.
“LGBTİ+ olmak suç değildir”
Açıklamada, sosyal medya fenomenlerine yönelik yargı süreçlerine de dikkat çekildi. Murat Övüç hakkında hazırlanan iddianamenin yargının tarafsızlığı ve ayrımcılık yasağı açısından ciddi bir sorun oluşturduğu vurgulandı:
“Bir iddianamenin dili dahi, yargının tarafsızlığı ve ayrımcılık yasağı bakımından alarm veriyorsa; burada artık münferit hatalardan değil, LGBTİ+ kimliğini “suç unsuru” gibi gösteren sistematik bir yaklaşımın yerleşmesinden söz etmek gerekir. LGBTİ+ olmak suç değildir.”
İHD, benzer bir baskı dalgasının özellikle görünür LGBTİ+ sosyal medya fenomenleri üzerinden sürdürüldüğünü belirtti. Son dönemde “uyuşturucu” soruşturmaları kapsamında sosyal medya fenomenleri Mükremin Gezgin ve Arya Bektaş’ın gözaltına alınıp tutuklandığı, trans kadın fenomen Mika Can Raun’un da benzer suçlamalarla tutuklandığı hatırlatıldı. Açıklamada, bu süreçlerde masumiyet karinesinin ihlal edildiği, LGBTİ+’ların yargılama öncesinde hedef gösterildiği ve soruşturmaların kamuoyu nezdinde birer teşhir aracına dönüştürüldüğü ifade edildi.
Cezaevlerinde ayrımcılık, tecrit ve kötü muamele…
Açıklamada, trans mahpuslara yönelik hak ihlallerine de dikkat çekildi. Gözaltı ve tutuklama süreçleriyle sınırlı kalmayan hukuksuzlukların, cezaevlerinde ayrımcılık, tecrit ve kötü muamele riskiyle derinleştiği belirtildi. LGBTİ+ mahpusların kimlikleri gerekçe gösterilerek ayrı koğuşlara alınması, uzun süreli tecrit koşullarına maruz bırakılması, sağlık hizmetlerine erişimlerinin engellenmesi ve ayrımcı disiplin uygulamalarına tabi tutulmasının anayasal haklara aykırı olduğu vurgulandı.
Açıklamada ayrıca, Ankara Sincan Cezaevi’nde “Poyraz” isimli trans erkek mahpusun 1 Aralık 2025’te koğuşunda şüpheli şekilde ölü bulunmasına da atıf yapıldı. Olayın ardından savcılığın cezaevine iki gün sonra gittiği ve tanık beyanlarının alınmadığına dair bilgilerin kamuoyuna yansıdığı hatırlatılarak, bu ölümün cezaevlerinde LGBTİ+ mahpuslara yönelik tecrit ve ayrımcı uygulamaların yol açabileceği ağır sonuçları gözler önüne serdiği ifade edildi.
“Hedef göstermenin sebep olacağı sonuçların hesabını veremezsiniz”
İHD, açıklamasında temel hak ve özgürlüklerin devletin takdirine bırakılabilecek alanlar olmadığına dikkat çekti. İfade özgürlüğü, örgütlenme hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği, işkence ve kötü muamele yasağı ile ayrımcılık yasağının hem Anayasa hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alındığı hatırlatıldı. Açıklamada, “genel ahlak”, “müstehcenlik” ve “toplum hassasiyeti” gibi muğlak kavramların LGBTİ+’ları susturmak amacıyla kullanılmasının hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu vurgulandı:
“Genel ahlak”, “müstehcenlik”, “toplum hassasiyeti” gibi belirsiz kavramların LGBTİ+’ları susturmak için kullanılması; hukuk devleti ilkesinin inkârıdır. Üstelik bu iklim, yalnızca yargısal işlemlerle değil, kamu görevlilerinin ve siyasetçilerin diliyle de beslenmekte; LGBTİ+’lar açık hedef haline getirilmektedir. Bu hedef göstermenin sebep olacağı sonuçların hesabını veremezsiniz.”
“LGBTİ+’ların onuru pazarlık konusu yapılamaz”
İHD, dayanışma çağrısı yaparak şunları söyledi:
“Bizler, bu coğrafyada “yargı sopasıyla” LGBTİ+’ları özgürlüğünden mahrum etmeye, görünürlüğü suçlaştırmaya, hak savunuculuğunu kriminalize etmeye dönük her girişimin karşısında olacağız. LGBTİ+’ların yaşam hakkı, özgürlüğü ve onuru pazarlık konusu yapılamaz. İnsan hakları evrenseldir; ayrımcılık kabul edilemez. Kamuoyunu, baroları, meslek örgütlerini, demokratik kitle örgütlerini ve uluslararası insan hakları mekanizmalarını bu ağır hak ihlallerine karşı sorumluluk almaya; dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz.”
İHD’nin çağrıları şöyle:
- Defne Güzel hakkında açılan dava derhal düşürülmeli; LGBTİ+ örgütlenmesi ve hak savunuculuğu suç gibi gösterilmekten vazgeçilmelidir.
- Murat Övüç hakkında ayrımcı ifadelerle örülmüş iddianame anlayışı terk edilmeli; ifade özgürlüğü cezalandırılmamalıdır.
- Son dönemde gözaltına alınan ve tutuklanan LGBTİ+ sosyal medya figürleri bakımından masumiyet karinesi titizlikle uygulanmalı; tutuklama “peşin ceza” haline getirilmemeli; kişi özgürlüğü keyfi biçimde kısıtlanmamalıdır.
- Hapishanelerde LGBTİ+ mahpuslara yönelik tecrit ve ayrımcı uygulamalara son verilmeli; Poyraz’ın şüpheli ölümü etkin, bağımsız ve şeffaf biçimde soruşturulmalı; sorumlular yargı önüne çıkarılmalıdır.
Etiketler: insan hakları, medya, nefret suçları, dava, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks, örgütlenme özgürlüğü
