01/09/2026 | Yazar: Kaos GL
HEVİ LGBTİ+ Derneği, 1 Eylül Dünya Barış Günü için açıklama yayınladı; onurlu, demokratik ve kapsayıcı bir barış süreci için çağrı yaptı.
HEVİ LGBTİ+ Derneği, 1 Eylül Dünya Barış Günü için açıklama yayınladı; “Barışı iktidarların dar güvenlik siyasetlerine teslim etmeyeceğiz. Halkların barış talebini LGBTİ+’ların özgürlük mücadelesinden; LGBTİ+’ların özgürlüğünü kadınların, mültecilerin, işçilerin, yoksulların ve bütün ezilenlerin mücadelesinden ayırmayacağız” diyerek onurlu, demokratik ve kapsayıcı bir barış süreci için çağrı yaptı.
Barışın özgürlük ve eşitlik ile mümkün olduğunu belirten HEVİ LGBTİ+ Derneği, LGBTİ+ mücadelesi ile savaş karşıtı mücadelenin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini söyledi; derneğin 13. yılında barış mücadelesini büyütmeye devam edeceğini açıkladı:
“Bundan tam 13 yıl önce, 1 Eylül 2013, Dünya Barış Günü’nde HEVİ LGBTİ+ İnisiyatifi’ni kurduk. Kuruluş tarihimizi seçerken barışı yalnızca savaşın ve silahlı çatışmaların sona ermesi olarak görmüyorduk. Bizim için barış; halkların, inançların, dillerin, kimliklerin, bedenlerin, cinsel yönelimlerin ve cinsiyet kimliklerinin eşit, özgür ve onurlu bir yaşam sürebilmesiydi. HEVİ, Kürtçede “umut” demekti. Biz umudu; inkâra, savaşa, zorunlu göçe, sürgüne, yerinden edilmeye, heteropatriyarkaya, heteroseksizme, ırkçılığa ve LGBTİ+ düşmanlığına karşı örgütlenen ortak mücadelede bulduk. Kürt LGBTİ+’ların, mülteci LGBTİ+’ların ve çoklu ayrımcılığa maruz bırakılan bütün lubunyaların sözünü, deneyimini ve haklarını görünür kılmak için yola çıktık. Bugün 13. yaşımıza girerken kuruluşumuzun taşıdığı anlam her zamankinden daha günceldir. Çünkü dünya, barıştan giderek uzaklaştırılmaktadır.”
HEVİ LGBTİ+ Derneği, savaşın yıkılan kentlerde, kapatılan sınır kapılarında, mülteci kamplarında, cezaevlerinde, yoksullukta, açlıkta ve geleceksiz bırakılan hayatlarda devam ettiğini vurguladı; bu savaş düzeninin en ağır sonuçlarını ise kadınların, LGBTİ+’ların, engellilerin, yoksulların, mültecilerin ve azınlıkların yaşadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Gazze’de yıllardır devam eden işgal, kuşatma ve soykırım; Ukrayna’da süren savaş; Sudan’da milyonlarca insanı katleden ve yerinden eden çatışmalar; Suriye’de bitmeyen şiddet, belirsizlik ve yerinden edilme; bölgemizde halkların yaşamını kuşatan militarizm, bize savaşların yalnızca cephelerde yaşanmadığını bir kez daha göstermektedir. Savaş; yıkılan kentlerde, kapatılan sınır kapılarında, mülteci kamplarında, cezaevlerinde, yoksullukta, açlıkta ve geleceksiz bırakılan hayatlarda devam etmektedir. Bu savaş düzeninin en ağır sonuçlarını kadınlar, çocuklar, LGBTİ’+lar, engelliler, yoksullar, mülteciler ve etnik ya da inançsal azınlıklar yaşamaktadır. LGBTİ’+lar savaş ve çatışma ortamlarında hem devletlerin ve silahlı güçlerin şiddetine hem de toplumsal cinsiyet temelli şiddete daha açık hâle gelmektedir. Evlerini terk etmeye zorlanan LGBTİ’+lar güvenli barınmaya, sağlık hizmetlerine, hukuki desteğe ve uluslararası korumaya erişememekte; sınırlar, kamplar ve geri gönderme merkezleri yeni şiddet alanlarına dönüşmektedir.”
Kapsayıcı bir barış sürecinin şeffaf, demokratik, hukuki güvenceye sahip ve toplumsal katılıma açık olması ve kadınların, LGBTİ+’ların, gençlerin, mültecilerin, savaş mağdurlarının, insan hakları örgütlerinin ve farklı halkların seslerinin sürecin asli bir parçası haline getirilmesi gerektiğini belirten dernek, açıklamasını sürdürdü:
“Türkiye, Kürt meselesinin barışçıl ve demokratik çözümünün yeniden tartışıldığı tarihsel bir dönemden geçmektedir. Çatışmaların sona ermesine, silahların susmasına ve diyalog kanallarının açılmasına yönelik her gerçek adımı önemli buluyoruz. Ancak biliyoruz ki kalıcı barış, yalnızca silahsızlanmaya veya güvenlik politikalarının yeniden düzenlenmesine indirgenemez. Bu yüzden sürecin kapsayıcı barışa dönüşmesinde ısrarcı olmak zorundayız. Barış; Kürt halkının varlığının, dilinin, kültürünün, hafızasının ve kolektif haklarının tanınmasını gerektirir. Kayyım politikaları devam ederken, seçme ve seçilme hakkı gasp edilirken, siyasetçiler, gazeteciler ve hak savunucuları cezaevindeyken; anadil üzerindeki engeller ve halkların iradesine yönelik baskılar sürerken mevcut süreç yeterli değildir. Süreç barış sürecine ve hatta kapsayıcı barışa dönüşmelidir.”
Dernek, LGBTİ+’ların bulunmadığı bir barış masasının eksik olacağını vurgulayarak savaşın ve zorunlu göçün LGBTİ+’lar üzerindeki özgün sonuçlarını görmeyen bir sürecin, adil ve kapsayıcı olamayacağını söyledi. Barışın toplumsallaşmasının; cinsiyetçiliğin, LGBTİ+ düşmanlığının, ırkçılığın ve milliyetçiliğin de sorgulanmasını gerektirdiğini belirten dernek, eşitliğin bir kimliğin diğerine gösterdiği hoşgörü olmadığını ifade etti; barışın, hakların tanınması, adaletin sağlanması ve herkesin kendi kimliğiyle eşit biçimde yaşayabilmesi anlamına geldiğini kaydetti.
“Kapsayıcı barışta ısrar ediyoruz!” diyen dernek, siyasal iktidara ve karar alıcılara çağrı yaptı:
- Kürt meselesinin eşit haklara dayalı, demokratik ve barışçıl çözümü için şeffaf ve toplumsal katılıma açık adımlar atılmalıdır.
- Anadilde yaşam, kültürel haklar, eşit yurttaşlık ve halkların siyasal iradesi güvence altına alınmalıdır.
- LGBTİ+ları suçlaştırmayı amaçlayan bütün yasa hazırlıklarından vazgeçilmelidir.
- Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği anayasal ve yasal ayrımcılık yasaklarına açıkça eklenmelidir.
- Onur Yürüyüşleri ve LGBTİ+ etkinlikleri üzerindeki yasaklara son verilmelidir.
- Nefret suçlarına karşı etkili yasal düzenlemeler yapılmalı, kamu görevlilerinin nefret söylemleri cezasız bırakılmamalıdır.
- Transların sağlık hakkına ve beden bütünlüğüne yönelik engeller kaldırılmalıdır.
- Mülteci LGBTİ+lar için güvenli barınma, uluslararası koruma, sağlık ve adalete erişim sağlanmalı; geri göndermeler durdurulmalıdır.
- Savaş ve çatışmalarda sivillerin hedef alınmasına, işgale, zorunlu göçe ve sınır ötesi askerî politikalara son verilmelidir.
- Barış süreçlerinde kadınların, LGBTİ+ların, gençlerin ve sivil toplum örgütlerinin eşit ve bağımsız katılımı güvence altına alınmalıdır.
Açıklamanın tamamı şöyle: Barış, özgürlük ve eşitlikle mümkündür! Bundan tam 13 yıl önce, 1 Eylül 2013, Dünya Barış Günü’nde HEVİ LGBTİ+ İnisiyatifi’ni kurduk. Kuruluş tarihimizi seçerken barışı yalnızca savaşın ve silahlı çatışmaların sona ermesi olarak görmüyorduk. Bizim için barış; halkların, inançların, dillerin, kimliklerin, bedenlerin, cinsel yönelimlerin ve cinsiyet kimliklerinin eşit, özgür ve onurlu bir yaşam sürebilmesiydi. HEVİ, Kürtçede “umut” demekti. Biz umudu; inkâra, savaşa, zorunlu göçe, sürgüne, yerinden edilmeye, heteropatriyarkaya, heteroseksizme, ırkçılığa ve LGBTİ+ düşmanlığına karşı örgütlenen ortak mücadelede bulduk. Kürt LGBTİ+ların, mülteci LGBTİ+ların ve çoklu ayrımcılığa maruz bırakılan bütün lubunyaların sözünü, deneyimini ve haklarını görünür kılmak için yola çıktık. Bugün 13. yaşımıza girerken kuruluşumuzun taşıdığı anlam her zamankinden daha günceldir. Çünkü dünya, barıştan giderek uzaklaştırılmaktadır. Gazze’de yıllardır devam eden işgal, kuşatma ve soykırım; Ukrayna’da süren savaş; Sudan’da milyonlarca insanı katleden ve yerinden eden çatışmalar; Suriye’de bitmeyen şiddet, belirsizlik ve yerinden edilme; bölgemizde halkların yaşamını kuşatan militarizm, bize savaşların yalnızca cephelerde yaşanmadığını bir kez daha göstermektedir. Savaş; yıkılan kentlerde, kapatılan sınır kapılarında, mülteci kamplarında, cezaevlerinde, yoksullukta, açlıkta ve geleceksiz bırakılan hayatlarda devam etmektedir. Bu savaş düzeninin en ağır sonuçlarını kadınlar, çocuklar, LGBTİ+lar, engelliler, yoksullar, mülteciler ve etnik ya da inançsal azınlıklar yaşamaktadır. LGBTİ+lar savaş ve çatışma ortamlarında hem devletlerin ve silahlı güçlerin şiddetine hem de toplumsal cinsiyet temelli şiddete daha açık hâle gelmektedir. Evlerini terk etmeye zorlanan LGBTİ+lar güvenli barınmaya, sağlık hizmetlerine, hukuki desteğe ve uluslararası korumaya erişememekte; sınırlar, kamplar ve geri gönderme merkezleri yeni şiddet alanlarına dönüşmektedir. Bu nedenle LGBTİ+ mücadelesi ile savaş karşıtı mücadele birbirinden ayrı düşünülemez. Barış mücadelesi, LGBTİ+ların yaşam ve özgürlük mücadelesidir. Silahların susması yetmez: Onurlu ve demokratik bir barış istiyoruz Türkiye, Kürt meselesinin barışçıl ve demokratik çözümünün yeniden tartışıldığı tarihsel bir dönemden geçmektedir. Çatışmaların sona ermesine, silahların susmasına ve diyalog kanallarının açılmasına yönelik her gerçek adımı önemli buluyoruz. Ancak biliyoruz ki kalıcı barış, yalnızca silahsızlanmaya veya güvenlik politikalarının yeniden düzenlenmesine indirgenemez.Bu yüzden sürecin kapsayıcı barışa dönüşmesinde ısrarcı olmak zorundayız. Barış; Kürt halkının varlığının, dilinin, kültürünün, hafızasının ve kolektif haklarının tanınmasını gerektirir. Kayyım politikaları devam ederken, seçme ve seçilme hakkı gasp edilirken, siyasetçiler, gazeteciler ve hak savunucuları cezaevindeyken; anadil üzerindeki engeller ve halkların iradesine yönelik baskılar sürerken mevcut süreç yeterli değildir. Süreç barış sürecine ve hatta kapsayıcı barışa dönüşmelidir. Kapsayıcı bir barış süreci şeffaf, demokratik, hukuki güvenceye sahip ve toplumsal katılıma açık olmalıdır. Kadınların, LGBTİ+ların, gençlerin, mültecilerin, savaş mağdurlarının, insan hakları örgütlerinin ve farklı halkların sesleri sürecin asli bir parçası hâline getirilmelidir. LGBTİ+ların bulunmadığı bir barış masası eksiktir. Çünkü savaşın ve zorunlu göçün LGBTİ+lar üzerindeki özgün sonuçlarını görmeyen bir süreç, adil ve kapsayıcı olamaz. Barışın toplumsallaşması; cinsiyetçiliğin, LGBTİ+ düşmanlığının, ırkçılığın ve milliyetçiliğin de sorgulanmasını gerektirir. Eşitlik, bir kimliğin diğerine gösterdiği hoşgörü değildir. Ve barış aynı zamanda hakların tanınması, adaletin sağlanması ve herkesin kendi kimliğiyle eşit biçimde yaşayabilmesidir. LGBTİ+ karşıtlığı bir düşmanlık politikasına dönmüştür Kurulduğumuz 2013 tarihinden bugüne Türkiye’de LGBTİ+lara yönelik baskılar artık münferit hak ihlallerinden ibaret değildir. LGBTİ+ düşmanlığı; siyasi söylemler, kamu kurumları, medya, yasaklar, sansür ve ceza tehdidi aracılığıyla kurumsallaştırılmaktadır. “Ailenin korunması” adına yürütülen politikalarla LGBTİ+ların varlığı topluma yönelik bir tehdit gibi sunulmakta; nefret söylemi devletin en üst makamlarından yeniden üretilmektedir. LGBTİ+ etkinlikleri ve Onur Yürüyüşleri yasaklanmakta, barışçıl biçimde bir araya gelen LGBTİ+lar gözaltına alınmakta, kültür ve sanat eserleri sansürlenmekte, dijital platformlar cezalandırılmaktadır. Transların sağlık hakkı ve cinsiyet uyum süreçleri zorlaştırılmakta; LGBTİ+ların kamusal görünürlüğü ve hak savunuculuğu ceza hukukunun konusu hâline getirilmek istenmektedir. LGBTİ+ları aileye, çocuklara veya topluma karşı bir “tehdit” olarak gösteren bu siyaset, barışın değil düşmanlaştırmanın siyasetidir. İktidarın makbul aile, makbul beden, makbul cinsiyet ve makbul yurttaş yaratma çabası; heteropatriyarka ile milliyetçiliği aynı baskı düzeninde birleştirmektedir. Bizi aileden, kamusal alandan, kültürden ve hukuktan dışlamaya çalışanlara karşı bir kez daha söylüyoruz: LGBTİ+lar bu toplumun eşit özneleridir. Varoluşumuz suç, hastalık, tehdit ya da propaganda değildir. Haklarımız pazarlık konusu yapılamaz. Barış isteyen bir siyasal düzen, LGBTİ+ları susturamaz. Bir yandan toplumsal barıştan söz edilirken diğer yandan LGBTİ+ları, kadınları, Kürtleri, mültecileri ve muhalifleri hedef göstermek büyük bir çelişkidir. Barış, iktidarın yalnızca seçtiği toplumsal kesimlere tanıyabileceği bir ayrıcalık değil, herkesin vazgeçilmez hakkıdır. Barış; sınırların değil, yaşamın korunmasıdır Göçmen ve mülteci karşıtlığının giderek yükseldiği, geri gönderme politikalarının insan hayatının önüne geçirildiği bir dönemdeyiz. Savaşlardan, devlet şiddetinden, yoksulluktan, homofobiden ve transfobiden kaçmak zorunda kalan LGBTİ+lar, göç yollarında ve vardıkları ülkelerde yeni şiddet biçimleriyle karşılaşmaktadır. Mülteci LGBTİ+lar için barış; güvenli ülkeye erişebilmek, geri gönderilme korkusu yaşamamak, kimliğini gizlemek zorunda kalmadan barınabilmek, çalışabilmek ve sağlık hizmetlerinden yararlanabilmektir. Hiç kimse cinsel yönelimi, cinsiyet kimliği, etnik kökeni, dili, inancı veya göçmenlik statüsü nedeniyle ölüme, işkenceye ya da ayrımcılığa gönderilemez. Sınırları kutsallaştıran fakat insan hayatını değersizleştiren hiçbir politika barışçı değildir. Barış, sınırların ve devletlerin güvenliği kadar insanların yaşamını ve onurunu da savunmayı gerektirir. Kapsayıcı Barışta Israr Ediyoruz! HEVİ LGBTİ+ olarak bizim barışımız; farklılıkları ortadan kaldıran bir sessizlik değil, farklılıkların eşit ve özgür biçimde bir arada yaşayabildiği çoğul bir hayattır. Bizim barışımız; LGBTİ+ların kamusal alandan uzaklaştırıldığı, kadın emeğinin görünmez kılındığı, halkların dillerinin susturulduğu, mültecilerin sınır dışı edildiği bir düzen değildir. Bizim barışımız; inkârla değil tanınmayla, cezasızlıkla değil adaletle, unutmayla değil hakikatle, kayyımla değil halk iradesiyle, nefretle değil eşitlikle kurulacaktır. Kuruluşumuzun 13. yılında; Ahmet Yıldız’ı, Hande Kader’i, Roşin Çiçek’i ve nefret cinayetlerinde yaşamdan koparılan bütün LGBTİ+ları anıyoruz. Savaşlarda, sınır geçişlerinde, gözaltında, cezaevlerinde ve mülteci kamplarında yaşamını yitirenlerin hafızasını mücadelemizde yaşatıyoruz. Faili meçhullerle, zorla kaybetmelerle, yerinden edilmelerle ve nefret cinayetleriyle yüzleşilmeden kalıcı barışın kurulamayacağını biliyoruz. On üç yıldır olduğu gibi bugün de sözümüzü birbirimizin sesinden, cesaretimizi dayanışmamızdan alıyoruz. Baskıların ağırlaştığı bu dönemde umudu kaybetmiyor; umudu örgütlüyoruz. Buradan siyasal iktidara ve bütün karar alıcılara sesleniyoruz:
HEVİ LGBTİ+ olarak 13. yaşımızda bir kez daha ilan ediyoruz: Barışı iktidarların dar güvenlik siyasetlerine teslim etmeyeceğiz. Halkların barış talebini LGBTİ+ların özgürlük mücadelesinden; LGBTİ+ların özgürlüğünü kadınların, mültecilerin, işçilerin, yoksulların ve bütün ezilenlerin mücadelesinden ayırmayacağız. Savaşın, nefretin ve inkârın karşısında yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz: LGBTİ+lar olmadan barış olmaz. Bijî aştî! HEVİ LGBTİ+ Derneği |
Etiketler: insan hakları, kadın, medya, yaşam, aile, siyaset, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, ifade özgürlüğü, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks, barış, örgütlenme özgürlüğü
