20/04/2026 | Yazar: Kaos GL

Hormon Hakkım Kolektifi’nden Ecmel Deniz, hormona erişim kısıtlamaları ve transların maruz bırakıldığı hak ihlalleri üzerine Kadın Dayanışması’ndan İrem Yıldırım ve Merve Şanlıdağ’a konuştu.

Ecmel Deniz, Kadın Dayanışması’na konuştu: “Trans varoluşları bir tanıya, bir politik karara sıkıştırılamaz” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Hormon Hakkım Kolektifi’nden Ecmel Deniz, hormona erişim kısıtlamaları ve transların maruz bırakıldığı hak ihlalleri üzerine Kadın Dayanışması’ndan İrem Yıldırım ve Merve Şanlıdağ’a konuştu.

Hormon Hakkım Kolektifi’nin transların yaşamını doğrudan hedef alan düzenlemelere karşı söz ürettiğini belirten Ecmel Deniz, şu ifadeleri kullandı:

“Transların yaşamını doğrudan hedef alan düzenlemelere karşı söz üretmeye çalışıyoruz. Meselenin sadece hormon ilaçlarına erişim meselesi olmadığının; transların kamusal varlığını, bedensel özerkliğini ve yaşam kurma pratiklerini doğrudan hedef alan bir saldırı olduğunun farkındayız. Bir yandan hormona erişim alanında çalışırken bir yandan da bu bütünlüklü saldırılara karşı kolektifimizin politik yapısını oluşturmaya çalışıyoruz. Çok yeni bir yapıyız ama bir araya gelen ekip uzun zamandır LGBTİ+ hakları alanında çalışan bir ekip olduğu için çok da yeni sayılmayız aslında.”

Ecmel Deniz, transların sağlık hakkına yönelik engellerin hasta-doktor özneliğini ortadan kaldırdığını vurgulayarak trans varoluşlarının politik bir karara sıkıştırılamayacağını söyledi:

“En önemli sıkıntılardan biri hasta-doktor özneliğinin de ortadan kaldırılması. Bilimsel ilkelerle ilerlemesi gerekirken, doktorların da karar verme hakkı elinden alınıyor. Doktorun tanısı her ne olursa olsun sistem doktora diyor ki “Hayır, ben sana izin verdiğim sürece tanı koyabilirsin. Ben izin vermezsem tanı koyamazsın.” Ama tabii ki bu durumu sadece tanı konmasına ve hasta-doktor ilişkisine sıkıştırmamamız, bu yanılgıya düşmememiz gerekiyor. Çünkü ne olursa olsun, politika yapıcılar ne derse desin; tıp kurumları, uzmanlar, meslek örgütleri ne derse desin “benim bedenim, benim kararım” ilkesinden ayrılmamamız gerekiyor. Trans varoluşları bir tanıya, bir politik karara sıkıştırılamaz. Bu bir çeşitlilik, bunun her zaman farkında olmamız gerekiyor. O yüzden ister 21 yaş kısıtlaması ister diğer kısıtlamalar olsun, hormona erişimi “benim bedenim, benim kararım” ilkesi üzerinden tartışmamız gerekiyor.”

“Eşit ve güvenli bir yaşam talebimiz var”

Transların temel talepleri üzerine konuşan Ecmel Deniz, “Kendi bedenlerimizi tayin etme, kimliklerimizi ve yaşamlarımızı özgürce yaşayabilme ve kendi sözümüzü söyleyebilme hakkını istiyoruz” diyerek şunları kaydetti:

“Sağlık, barınma, istihdam, eğitim, sosyal güvence, kimliğin tanınması, bunlar birbirinden kopuk meseleler değil. Tam tersine bir alan daraltıldığında diğeri de doğrudan etkileniyor. Çünkü her biri yaşamın bir parçası. O yüzden aslında taleplerimiz parçalı değil. Kendi bedenlerimizi tayin etme, kimliklerimizi ve yaşamlarımızı özgürce yaşayabilme ve kendi sözümüzü söyleyebilme hakkını istiyoruz. Şu an transların yaşam hakkı zaten hedef alınıyor. Bir sürü trans cinayetinin, kadın cinayetinin yaşandığı bir ortamda bizim kamusal güvenliğimiz yok. Kamusal alanda şiddetsiz ve güvenli bir hayat kurabildiğimiz müddetçe zaten sağlığa erişim ya da görünür olmak çok daha kolay hale gelecek. O yüzden şiddetsiz, öldürülmediğimiz, eşit ve güvenli bir yaşam talebimiz var. Sağlık hakkı tabii ki burada çok merkezi bir yerde duruyor. Hormona erişim, düzenli takip, ruh sağlığı hizmetlerine erişim; bunların her birinde transların yaşadığı başkaca zorluklar var. Bu nedenle bir transın sosyal hayata katılabilmesi ve kendini güvende hissedebilmesi için sağlığa erişimi başlıca önemli maddelerden biri.”

Ecmel Deniz, son dönemde gündeme gelen LGBTİ+ karşıtı politikaları değerlendirdi; uzun vadede güvencesiz yaşam koşullarının ve yoksulluğun artacağını belirtti:

“Sağlık hizmetlerinin kısıtlanması ve fiilen daraltılması, veri toplamaları, fişlemeler ya da kimlik süreçlerinin zorlaştırılması bu nefret politikalarının zaten bir parçası. Aile 10 Yılı da ilan edildi. Bunları düşünürsek, yapısal olarak yoksullaşmanın derinleşeceğini öngörüyorum. Zaten istihdama erişimi sınırlı olan bir topluluktan bahsediyoruz translar açısından. Sağlık hakkına erişilemediğinde ya da kayıtdışılık arttığında güvencesiz yaşam koşulları da artacak. Trans kadınlara yapılan müdahalelerden de bahsetmek gerekir. Müstehcenlik davaları son dönemde çok fazla artmış durumda. Özellikle influencer’lar üzerinden bu süreci başlattılar. Ama bunlar sadece görünen tarafı; bu müdahalelerin gitgide artacağını düşünüyoruz. Trans kadınlara çok fazla ev baskını yapılıyor. Müstehcenlik davaları üzerinden bunları meşrulaştırmaya çalışıyorlar ve nefret dilini büyütüyorlar. Sağlık sistemindeki ayrımcılık bu gidişle çok daha fazla kurumsallaşacak. Trans varoluşları istisnai bir durummuş gibi göstermeye çalışıyorlar ve bunu bir norm haline getirmiş durumdalar. Hekimleri daha temkinli ve iş yapamaz hale getirmiş durumdalar.”

Söyleşinin tamamını okumak için tıklayın.


Etiketler: insan hakları, medya, yaşam, aile, sağlık, siyaset, sağlık hakkı, anayasa, trans, lgbti, ifade özgürlüğü, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks, örgütlenme özgürlüğü
Kaos