16/03/2026 | Yazar: Kaos GL
Hormon Hakkım Kolektifi’nden Ecmel Deniz Doğan, transların hormona erişim hakkına yönelik engeller üzerine Solfasol Gazetesi’nden Sinem K. Baş’a konuştu.
Hormon Hakkım Kolektifi’nden Ecmel Deniz Doğan, transların hormona erişim hakkına yönelik engeller üzerine Solfasol Gazetesi’nden Sinem K. Baş’a konuştu.
Solfasol Gazetesi’nde yer alan habere göre; transların temel sağlık ihtiyacının tartışmaya açıldığını söyleyen Doğan, bu durumun bir mücadele konusuna dönüştürüldüğünü belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bence bugün hormona erişimi engellenen translar en çok, en temel ihtiyaçlarını anlatmak zorunda bırakıldıkları yerde yalnız kalıyor. Çünkü biz zaten neye ihtiyaç duyduğumuzu biliyoruz. Bedenimizle nasıl yaşamak istediğimizi de biliyoruz. Ama buna rağmen karşımıza sürekli bir duvar çıkıyor: doktora yeniden anlat, sisteme yeniden anlat, ailene anlat, eczaneye anlat, topluma anlat… Sanki yaşadığımız şey yeterince açık değilmiş gibi, sanki kendi hayatımızın tanığı değilmişiz gibi. Bence en ağır yalnızlık burada başlıyor. Bir trans erkek olarak bunu şöyle söylüyorum: mesele sadece hormona ulaşamamak değil. Mesele, hayatını sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğun bir şeye erişmeye çalışırken bir yandan da kendini durmadan açıklamak zorunda kalman. Yoruluyorsun, öfkeleniyorsun, kaygılanıyorsun.”
Doğan, son dönemde yaşanan hormona erişim hakkına yönelik müdahalelerin transların sadece sağlık sürecini değil tüm hayatını etkilediğini vurguladı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Eskiden de kolay değildi ama şimdi mesele daha açık bir güvencesizlik haline dönüştü. Bir trans olarak şunu hissediyorsun: hiçbir şeyin devamlılığı yok. Bugün ulaşabildiğin şeye yarın ulaşabilecek misin, aynı reçeteyi bir sonraki ay alabilecek misin, gittiğin hastanede aynı yanıtı mı duyacaksın, yoksa her şey yeniden mi başa saracak, bunu bilemiyorsun. Bu belirsizlik insanın sadece sağlık sürecini değil, bütün hayatını etkiliyor. Çünkü sen bir ilacı ya da bir desteği soyut bir şey olarak almıyorsun; işe giderken, evden çıkarken, insanlarla ilişki kurarken, kendini güvende hissedip hissetmezken bunun etkisini yaşıyorsun.”
“Senin yaşamın, senin sağlığın öncelik değil”
Son bir yılda yaşanan hak ihlallerinin, transların gündelik hayatına yayılan büyük bir baskı hissi yarattığını kaydeden Doğan, şunları söyledi:
“Bir de toplumsal etkisi var. Bu değişiklikler translara şunu hissettiriyor: “Senin yaşamın, senin sağlığın, senin sürekliliğin öncelik değil.” Bu çok politik bir mesaj. Çünkü burada yalnızca teknik bir düzenleme yapılmıyor; kimin hayatının korunmaya değer görüldüğü, kimin hayatının kolayca kesintiye uğratılabildiği de söylenmiş oluyor.”
Doğan, hormona erişime getirilen 21 yaş sınırının hayat kurma hakkını geciktiren bir eşik yarattığını belirtti:
“18-21 yaş arası dönem, birçok genç için sadece “beklenebilir” bir ara dönem değil. Bedenin, sosyal hayatın, üniversite hayatının, iş bulma sürecinin ve kimlik belgeleriyle kurulan ilişkinin çok yoğun yaşandığı bir eşik. O yüzden “üç yıl sonra bakarız” demek, dışarıdan bürokratik bir gecikme gibi görünebilir ama genç translar açısından okuldan barınmaya, sosyal hayattan ruh haline kadar birçok şeyi aynı anda etkileyen bir baskı yaratıyor ve dediğim gibi gençlik dediğimiz şey ertelenebilir bir boşluk değil. İnsan tam da o yaşlarda kendine bir yön veriyor, çevresini kuruyor, yaşamla ilişkisini oluşturuyor.”
Röportajın tamamına ulaşmak için tıklayın.
Etiketler: insan hakları, yaşam, sağlık, siyaset, sağlık hakkı, anayasa, trans, lgbti, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
