14/07/2026 | Yazar: Oğulcan Özgenç
TBMM'ye sunulan teklif, internet üzerindeki birçok denetim yetkisini BTK'dan alarak Siber Güvenlik Başkanlığı'na devretmeyi öngörüyor. Düzenleme kabul edilirse SGB, içerik kaldırma, bant daraltma ve erişim kısıtlamalarına ilişkin kararları resen alabilecek.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne 3 Temmuz’da sunulan ve bu hafta değerlendirilecek yeni yasa teklifi, internet üzerindeki denetim ve sansür yetkilerinin önemli bir bölümünü Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'ndan (BTK) alarak 2025 yılında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan Siber Güvenlik Başkanlığı'na (SGB) devretmeyi öngörüyor. Teklifin yasalaşması halinde SGB, herhangi bir kurumdan talep gelmesini beklemeksizin sosyal medya platformları, oyun servisleri ve elektronik haberleşme altyapısına ilişkin tedbir kararları alabilecek, içerik ve erişim kısıtlamaları uygulanmasını sağlayabilecek.
İfade Özgürlüğü Derneği'nin (İFÖD) aktardığına göre düzenleme, SGB'ye başka bir kurumun talebi olmaksızın, kendi değerlendirmesiyle "alınması gereken tedbirleri" belirleme yetkisi veriyor. Bu kararlar içerik sağlayıcılara, yer sağlayıcılara, veri merkezlerine ve elektronik haberleşme işletmecilerine doğrudan iletilebilecek ve bildirimin ardından en geç iki saat içinde uygulanmak zorunda olacak.
Teklif ayrıca sosyal ağlar üzerindeki yaş doğrulama, ebeveyn kontrolü, içerik kaldırma, yeniden yüklenmesini önleme ve bant daraltma gibi yükümlülüklerin idari muhatabını da BTK'dan alarak Siber Güvenlik Başkanlığı'na devrediyor. Yargısal denetim ise ancak kararların uygulanmasının ardından devreye girecek.
Peki, internet üzerindeki denetim ve müdahale yetkilerinin güvenlik merkezli bir yapıya devredilmesi, son dönemde erişim engelleriyle karşı karşıya kalan LGBTİ+ örgütlerini ve içerik üreticilerini nasıl etkileyecek?
"LGBTİ+ örgütleri üzerindeki baskıyı artırabilir"
Avukat Furkan Yurt'a göre düzenleme bütün kullanıcıları etkilemekle birlikte, geçmiş uygulamalar dikkate alındığında etkileri bütün toplumsal kesimler açısından eşit olmayacak.
Haziran ayında çok sayıda LGBTİ+ örgütünün, kadın örgütünün ve hak savunucusunun sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engeli kararlarını hatırlatan Yurt, geniş takdir yetkileri içeren ve yargısal denetimi zayıflatan yeni modelin LGBTİ+ örgütleri açısından özel riskler taşıdığına dikkat çekti.
Yurt, düzenlemenin LGBTİ+ örgütlerinin görünürlüğü, hak savunucularının örgütlenme özgürlüğü, çevrimiçi dayanışma ağlarına ve dijital kamusal alana katılım üzerindeki baskıyı artırma riski bulunduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Özellikle son dönemde LGBTİ+ örgütleri ve insan hakları savunucularına yönelik erişim engelleri dikkate alındığında, yeni modelin dijital alandaki hak kullanımını daha da kırılgan hâle getirme riski göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle düzenleme, yalnızca siber güvenlik perspektifinden değil; ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve ayrımcılık yasağı çerçevesinde de değerlendirilmelidir.”
"Esas mesele yetkinin hangi kuruma verildiği değil"
Yurt, Siber Güvenlik Başkanlığı'na ilişkin düzenlemenin kurumlar arasında gerçekleştirilen teknik bir görev devrinin ötesinde olduğunu söyledi.
Yurt'a göre düzenleme, bugüne kadar elektronik haberleşme ve internet alanında kullanılan temel haklara müdahale yetkilerini güvenlik eksenli yeni bir kurumsal yapı altında topluyor ve bu durum ifade özgürlüğü ile haberleşme özgürlüğüne yönelik müdahalelerin niteliğini değiştiriyor.
"Dolayısıyla tartışılması gereken mesele yalnızca yetkinin hangi kuruma devredildiği değil; ifade ve haberleşme özgürlüğüne müdahale yetkisinin hukuki güvenceleri zayıflatılarak güvenlik bürokrasisi içinde geniş takdir alanına sahip bir idari yapıya bırakılmış olmasıdır" diyen Yurt, esas sorunun müdahale yetkisinin sınırlarının belirsizleştirilmesi olduğunu vurguladı.
"'Tedbir' kavramının sınırları belirsiz"
Yurt'a göre düzenlemenin en önemli sorunlarından biri, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’na eklenen 60/A maddesinde yer alan "tedbir" kavramının kapsamının açık biçimde belirlenmemiş olması.
Anayasa uyarınca temel haklara yönelik her sınırlamanın kanuni bir dayanağa sahip olmasının yeterli olmadığını belirten Yurt, kanunun aynı zamanda öngörülebilir, belirli ve keyfiliği önleyecek güvenceler içermesi gerektiğini ifade etti.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yerleşik içtihadını hatırlatan Yurt, "AİHM, 'kanunla öngörülmüş olma' şartını yalnızca müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması şeklinde değil; aynı zamanda müdahalenin kapsamı, sınırları ve sonuçlarının kişiler bakımından makul ölçüde öngörülebilir olması şeklinde yorumlamaktadır" dedi.
Yurt, "Oysa burada 'tedbir' kavramı hangi araçları kapsadığı belirtilmeden düzenlenmektedir. Böyle bir durumda hangi tedbirlerin hangi koşullarda uygulanabileceği önceden öngörülemediğinden idareye oldukça geniş bir takdir alanı tanınmakta ve hukuki belirlilik ilkesi zedelenmektedir" değerlendirmesinde bulundu.
"Önce müdahale, sonra yargı denetimi"
Yurt, düzenlemenin tedbirlerin derhal uygulanmasını, yargısal denetimin ise müdahalenin ardından devreye girmesini öngördüğünü belirterek, "Etkili yargısal denetim, müdahaleyi önleyebilme veya zamanında denetleyebilme kapasitesiyle anlam kazanır" diye konuştu.
Kamuoyunda "İnternet Sansür Yasası" olarak bilinen 5651 sayılı Kanun'un da aynı modeli benimsediğini hatırlatan Yurt, şu ifadeleri kullandı:
“Haziran 2026'da çok sayıda LGBTİ+ örgütü, kadın örgütü ve hak savunucusunun sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engelleme kararlarında görüldüğü üzere, ilgililerin yargısal denetime etkili biçimde erişememesi, bu modelin pratikte temel hak güvencelerini sağlamaktan uzak olduğunu göstermektedir. İncelenen düzenleme ise benzer bir yaklaşımı daha geniş ve daha belirsiz yetkilerle yeniden üretmektedir.”
Etiketler: insan hakları, medya, nefret suçları, siyaset, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
